Connect with us

Yazarlar

BİR GÜNLÜK DEĞİL, YILLARIN İHMALİNİN SONUCU

Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısı, ilerleyen yıllarda farklı şekillerde karşımıza sıkça çıkacak bir durum. Bu, yıllardır görmezden gelinen, ertelenen, küçümsenen pek çok sürecin bir sonucu. Ve en acı olanı şu; bu tür olaylar aslında sürpriz değil.

Hiçbir çocuk bir sabah uyanıp bu noktaya gelmez. Bu bir süreçtir. Uzun, çoğu zaman sessiz ilerleyen ama bakan, önemseyen gözlerin fark edebileceği bir süreç… Erken çocukluktan itibaren davranışlarda değişimler, öfke patlamaları, empati kurmakta zorlanma, sınır ihlalleri… Bunların hiçbiri “bir anda” ortaya çıkmaz.

Peki biz ne yapıyoruz?

Görüyoruz ama çoğu zaman “geçer” diyoruz.

Duyuyoruz ama “abartılıyor” diyoruz.

Uyarılıyoruz ama “bizim çocuğumuz yapmaz” diye savunmaya geçiyoruz.

Oysa okul dediğimiz yer sadece akademik bilgi verilen bir alan değil aynı zamanda ruhsal gelişimin en yoğun gözlemlendiği ortamlardan biri. Öğretmenler, psikolojik danışmanlar çocuklar ile uzun süre ve iç içedir sadece ders anlatılmaz, çocuğun ruhsal sağlınında gözlemlendiği birçok alan yaratırlar. Çocuğun davranışını, ilişkisini, duygusunu okur. Ve çoğu zaman aileye ulaşmaya çalışır.

Ama burada kritik bir kırılma var:

Aileler bu geri bildirimleri nasıl alıyor?

Bir uyarı geldiğinde bunu bir “tehdit” gibi algılayan, çocuğunun etiketlendiğini düşünen, kendi ebeveynliğinin sorgulandığını hisseden çok fazla aile var. Bu yüzden de en kıymetli fırsat kaçırılıyor erken müdahale.

Gerçek şu ki; erken fark edilen bir davranış değiştirilebilir, yönlendirilebilir.

Ama gözden kaçan, ertelenen ve biriken davranışlar zamanla daha karmaşık, daha yıkıcı hâle gelir.

Bugün geldiğimiz noktada sadece bireyi konuşmak eksik kalır.

Bu, sistemsel bir mesele.

Okullarda psikolojik destek hizmetleri yeterli mi?

Öğretmenler bu kadar yükün altında ne kadar fark edebilir?

Aileler ruh sağlığı desteğine ulaşmakta ne kadar istekli ve bilinçli?

Ve en önemlisi: Ruh sağlığı hâlâ neden “en son başvurulan” alan?

Belki de en rahatsız edici soruyu sormak gerekiyor.

Biz gerçekten çocukların ruh sağlığını öncelik haline getirdik mi, yoksa sadece kriz çıktığında mı konuşuyoruz?

Bugün bir okulda yaşananlar, sadece o okulun değil, hepimizin meselesi. Çünkü ihmal edilen her erken sinyal, bir gün çok daha yüksek bir sesle geri dönebilir.

Bu yüzden uzmanların çağrısı çok net:

Öğretmenleri dinleyin.

Uzmanların kapısını erken çalın.

“Bir şey olmaz” demeden önce bir kez daha düşünün.

Çünkü bazen bir çocuğu gerçekten korumak, onun davranışını inkâr etmek değil; onu zamanında fark etmektir.

Continue Reading
Click to comment

Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Yazarlar

MODERN EKONOMİLERDE ENFLASYONUN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ: MALİYET Mİ, ALGI MI?

Ekonomik hayatın en temel tartışma alanlarından biri, fiyatların nasıl oluştuğu ve zaman içerisinde neden değişiklik gösterdiği meselesidir. Günlük yaşamda tüketici çoğunlukla yalnızca raf fiyatını görür; yani bir ürünün nihai satış etiketini. Oysa bu etiket, aslında çok katmanlı ve uzun bir ekonomik sürecin son çıktısıdır.

Bu süreç yalnızca üretimle sınırlı değildir. Üretimden tüketime uzanan zincir; tedarik, depolama, taşıma, sigorta, dağıtım ve perakende gibi birçok aşamadan oluşur. Her bir aşama, ürünün nihai fiyatına ayrı bir maliyet kalemi olarak eklenir. Bu nedenle fiyatı anlamak, yalnızca üretim noktasını değil, ürünün tüm yolculuğunu analiz etmeyi gerektirir.

Ancak modern ekonomilerde fiyat oluşumu yalnızca fiziksel maliyetlerle açıklanabilecek kadar basit değildir. Çünkü fiyat dediğimiz şey, sadece hesaplanmış giderlerin toplamı değil; aynı zamanda beklentilerin, belirsizliklerin ve piyasa davranışlarının birleşimidir.

Lojistikten algıya uzanan zincir

Daha önce de vurgulandığı gibi lojistik maliyetler, bu zincirin en kritik halkalarından biridir. Enerji fiyatları, taşıma süreleri, depolama kapasitesi ve coğrafi mesafe gibi faktörler, ürünün tüketiciye ulaşana kadar geçen sürede sürekli bir maliyet üretir.

Bu maliyetler, yalnızca sabit bir yük değildir; aynı zamanda değişken ve dalgalanabilir bir yapıya sahiptir. Özellikle enerji maliyetlerindeki değişimler, zincirin tüm halkalarına aynı anda yansıyabilen bir etki oluşturabilir.

Bununla birlikte fiyat oluşumunu yalnızca bu fiziksel zincir üzerinden okumak, eksik bir bakış açısı ortaya çıkarır. Çünkü aynı maliyet yapısına sahip ürünlerin farklı zamanlarda farklı fiyatlara satılabilmesi, sistemde başka bir dinamiğin daha aktif olduğunu gösterir.

Beklenti mekanizması ve piyasa psikolojisi

Ekonomik aktörler üretici, toptancı, perakendeci ve tüketici sadece mevcut duruma göre değil, geleceğe ilişkin beklentilere göre de karar verirler. Bu durum, fiyatlama davranışlarını doğrudan etkiler.

Örneğin; gelecekte maliyetlerin artacağına dair bir beklenti oluştuğunda, bu beklenti bugünkü fiyatlara da yansıyabilir. Benzer şekilde, arz tarafında yaşanabilecek olası sıkışıklıklar veya belirsizlikler, fiyatların bugünden yeniden şekillenmesine neden olabilir.

Bu durum, ekonomide “beklenti etkisi” olarak değerlendirilen önemli bir mekanizmayı ortaya çıkarır. Yani fiyatlar yalnızca geçmiş maliyetlerin değil, geleceğe dair öngörülerin de bir sonucudur.

Bu nedenle enflasyon süreci, sadece gerçekleşmiş maliyet artışlarının toplamı değil, aynı zamanda geleceğe yönelik beklentilerin bugüne taşınmış halidir.

Fiyatların davranışsal boyutu

Tüketici davranışları da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Fiyatların artacağı yönündeki genel kanaat, bazı durumlarda talep davranışlarını öne çekebilir. Yani tüketici, gelecekte daha pahalı olacağını düşündüğü bir ürünü bugün satın alma eğiliminde olabilir.

Bu davranış, kısa vadede talep yoğunluğu oluşturur ve bu durum da fiyatların yeniden şekillenmesine neden olabilir. Böylece ekonomik sistemde karşılıklı etkileşim içeren bir döngü oluşur: beklenti davranışı etkiler, davranış fiyatı etkiler, fiyat ise beklentiyi yeniden şekillendirir.

Enflasyonun çok katmanlı yapısı

Bu çerçevede enflasyonu yalnızca tek bir nedene indirgemek mümkün değildir. Enflasyon; maliyet artışları, lojistik giderler, enerji fiyatları, para arzı koşulları ve beklenti mekanizmasının bir araya gelmesiyle oluşan çok katmanlı bir süreçtir.

Her bir katman, sistemin farklı bir yönünü temsil eder. Ancak bu katmanların hiçbiri tek başına fiyat hareketlerini açıklamak için yeterli değildir.

Özellikle belirsizlik dönemlerinde bu katmanların birbirini besleyen yapısı daha belirgin hale gelir. Bir alandaki küçük bir değişim, zincirleme etkilerle diğer alanlara da yansıyabilir.

Görünmeyen ama etkili bir gerçeklik

Günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeyen bu süreç, aslında ekonomik sistemin en temel işleyiş mekanizmalarından biridir. Fiyatlar yalnızca ürünün maliyetini değil; aynı zamanda o ürünün piyasadaki konumunu, geleceğe ilişkin beklentileri ve genel ekonomik algıyı da yansıtır.

Bu nedenle “ürün neden pahalı?” sorusunun cevabı çoğu zaman tek bir değişkende değil, birden fazla etkenin kesişim noktasında gizlidir.

Sonuç

Fiyat oluşum süreci, modern ekonomilerin en karmaşık ama en temel alanlarından biridir. Üretimden tüketime uzanan fiziksel süreç, bu yapının yalnızca bir bölümünü oluşturur. Asıl belirleyici olan ise bu sürece eşlik eden ekonomik beklentiler, davranışlar ve algı mekanizmalarıdır.

Bu açıdan bakıldığında ekonomi, sadece üretildiği noktada değil; aynı zamanda algılandığı, beklendiği ve yorumlandığı her aşamada yeniden şekillenen bir yapıdır.

Ve belki de en temel gerçek şudur:

Ekonomiyi anlamak, sadece rakamları değil; o rakamların arkasındaki davranışları ve beklentileri de okuyabilmeyi gerektirir.

Continue Reading

Yazarlar

EVLİLİK HAYATI

Almanya’da görev yaptığım yıllarda hafta sonu gençlerle buluşmamızda gençler evlilik hayatından söz eder misiniz dediler.

Bu konuda gençlere şu tavsiyelerde bulundum.

Gençler öncelikle eşinizi iyi seçiniz her iş aş hayatımızda önemli bir yer kapsar.

Size peygamber efendimizin bir hadisini hatırlatayım.

Kadın 4 şey için nikahlanır malı soyu güzelliği ve dini için, sen dindar olanı seç ki evinde bereket ve mutluluk olsun.

Denilir ki güzelliğe bir sivilce, mala bir kıvılcım yeter, onun için siz ahlaklı olanı tercih ediniz.

Kadını malı ve güzelliği için seçenler mahrum olabilir güzellik ve zenginlik yeterli olmamalıdır.

Güzel ve zengin olup ahlakı iyi olmayan bir eşle mutlu, huzurlu bir hayat devam etmez.

Huzurlu hayat saygı, sadakat, sabır ve fedakarlık ister.

Ragıp Paşa’nın hanımı bir gün şöyle der. Bülbül ile karga arkadaş olmuşlar. Bülbül şikayet etmesi gerekirken karga şikayetçi olmuş. Kendisi güzel bir kadın kendini bülbüle Ragıp Paşa’yı kargaya benzetmek istemiş ama Ragıp paşa şöyle demiştir.

Güzelin hulk’u da gerektir yarına yoksa çok sürat yaparlar kilise duvarına!

Evet kilisenin duvarları nice Meryem resimleri ile doludur ama hiçbiri gerçek Meryem değildir.

Demek ki kadının güzelliği yanında huy ve ahlak güzelliği olmalı.

Gençler evlenerek yeni bir hayata başlarlar, bu aile hayatında her davranış değerlendirilir.

Aile hayatında bir bardak su ikramında bile birbirlerinin yüzlerine tebessümle bakmaları bile ibadet sayılır.

Bir dostum pazardan 2 eli dolu evine gelir evin ziline basar kapıya gelen evin hanımı be adam senin anahtarın yok mu diye azarlar.

Halbuki elindekilerini alıp yorulmuşsundur bir yorgunluk kahvesi yapayım diyemez miydi?

Ailede huzur ve mutluluğun temini için gençler huzur ve hatalarınızı araştırmayınız.

Eşinizin kötü huyu varsa iyi huylara tutunuz, sırlarınızı kimseye anlatmayınız.

Daima tatlı dilli güler yüzlü olmalısınız.

Konuyu bir misalle şöyle açıkladım.

Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri İstanbul’dayken Hasankale’de oturan hanımına şöyle bir mektup yazar.

İzzetli, hürmetli, hatırlı, gönüllü, marifetli, şefkatli, şirin sözlü, melek yüzlü, oğlumun annesi, gönlümün cananesi, inci tanesi Züleyha hanıma diye ..

İşte böyle iltifat olunca o evde huzursuzluk olmaz.

Gençler kuracağınız aile yuvası kutsaldır. Çünkü temeli cennette anlatılmıştır.

Gençler verdiğim bu nasihatlerden dolayı hepsi bana teşekkür ettiler.

Continue Reading

Yazarlar

GİZEMLİ HAREKETLER

Bugüne kadar yazdıklarımı okumuşsanız geçmiş yılları günümüze taşıdığımı fark etmişsinizdir. Bugün de aynı çizgiden gidelim ve biraz nostalji yapalım dedim.

Evet, bugün hep birlikte okul yıllarına bir yolculuk yapmaya ne dersiniz.

Anımsarsınız sınıf başkanı eline tebeşir alır ders ne ise tahtaya konusuyla birlikte yazardı.

Dersimiz : Türkçe

Konu : Gizemli Hareketler

Öğretmen sınıfa geldiğinde konuyla ilgili kitaptaki sayfa açılır öğrenciler birkaç paragraf okur sonra öğretmen başlardı konuyla ilgili  anlatıma.

“Görünmeyenin ardındaki niyet, bazen açık bir sözden çok daha fazlasını anlatır. Gizemli hareketler, insan doğasının en merak uyandırıcı ve bazen de en tekinsiz yanını temsil eder.

Bazı gizemler büyük olaylarda değil, saniyeler içine sığan küçük detaylarda gizlidir. Bir insanın konuşurken parmaklarıyla masada ritim tutması ya da göz bebeklerinin aniden büyümesi, kelimelerin sakladığı gerçeği ele verebilir. Bu mikro ifadeler, zihnin kapalı kapıları ardında dönen dolapların anahtarıdır.

Sevgili öğrenciler, unutmayın ki en derin sırlar, her zaman en sıradan görünen hareketlerin içinde saklanır; çünkü kimse sıradan olandan şüphelenmez.

Ve gizemli hareketler, hayatın rasyonel akışına vurulan küçük darbelerdir. Bize dünyanın hala keşfedilmemiş, açıklanmamış ve bazen kişilerin de gizemli bir yanı olduğunu hatırlatır. Sokakta yürürken, akıntıya ters giden kişiye dikkat edin; belki de onunla bir hikayenin başlangıcına şahitlik ediyorsunuzdur.” diyerek bize hayatın gizemi hakkında örneklemelerle ders verirdi.

Konuları öyle akıcı ve anlaşılır örneklerle anlatırdı ki hepimiz Türkçe dersini severdik. Sadece Türkçe değil, kolay dersler favorimizdi. Beden Eğitimi gibi, müzik gibi.

Sahi müzik dedim de bir öğretmenimiz vardı. Mustafa. Sesi çok güzeldi. Galiba ailesi yıllar önce balkanlardan göç etmiş. Bize oralardan türküler söylerdi. “Arda boylarında” en sevdiği türküydü. Şarkının hikayesi gibi yanık yanık söylerdi Arda Boyları’nı.

Sınıfta başkanlık seçimi de bir o kadar heyecanlı geçerdi. Adaylar vaatlerini açıklar öğrencilerden oy isterdi. Başkanlık kadar başkan yardımcılığı da önemliydi. Kimisi açıkça başkan yardımcılığını istediğini belirtir, kimisi de alttan alttan gizemli çalışmalar yapardı. Seçilmek için mücadele ederdik.

Ancak o heyecanla şunu hep unuturduk. Başkan ya da başkan yardımcısı olsak da eğitim dönemi sonunda bu görevin biteceğini ve sıradan bir öğrenci olacağımızı unutarak savaş verirdik.

Güzel günlerdi o günler. Hepimizin o yıllardan günümüze kalmış öğrencilik anıları vardır. Belki de yazdıklarım sizleri o günlere götürdü ve kendinizi yaşadınız.

Anılar ve yaşanmışlıklardır unutulmayan ve unutulmayacak olan…

Continue Reading

Trending