Connect with us

Yazarlar

KÖYLERİMİZ YENİDEN YAPILANDIRILIYOR

Hiç şüphesiz köyde ve köylerde yaşam, bildiğim kadarıyla insanlık tarihiyle yaşıttır. İnsanlık, şehirleşmeden önce kırsalda, köyde yaşamayı tercih etmiştir. Biz Türkler göçer topluluklar olduğumuz için, kalıcı yaşam merkezleri oluşturmak yerine hem kendi geçimimizi temin etmek hem de karnımızı doyurmak amacıyla yaşamımıza uygun yerlere göç etmek zorunda kaldık. Anadolu coğrafyasını kendimize yurt edindikten sonra ise kalıcı yaşam alanlarında yerleşmeye, kök salmaya başladık.

12. yüzyılların başlarında, o günkü yönetim ve idarenin tahsis ettiği —genellikle mera ve otlak olan— arazilerde yaşanabilir merkezler kurduk. Bunlar, uğraşları ve hayatları önce hayvancılık, daha sonra tarım olan insan topluluklarının oluşturduğu, bugün “köy” dediğimiz yerleşimlerdi. Köylerde yaşayan vatandaşlarımız, hem kendi geçimini sağlama mücadelesi verirken hem de milletinin ve devletinin ekonomik kalkınmasına alın terleriyle destek oldular. İşte bu nedenledir ki Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Köylü milletin efendisidir” diyerek kalkınmanın köyden ve köylüden başlaması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.

Bizim köylümüz çalışkan, üretken ve kanaatkârdır. Devletine sadıktır, hedefini benimser; asla devletiyle kavga eden bir tutum içinde olmamıştır.

Şimdi diyeceksiniz ki, “Nereden çıktı bu köy muhabbeti?” Soracağınızı duyar gibiyim. 2025 yılının zannedersem son aylarıydı… Güzel Karacabeyimizin gündemi birden değişti. Muhalefet partilerimiz adeta kış uykusundan uyandı ve köylerimizin yerleşik düzenlerinin yeni bir imar planı ile yeniden düzenleneceği konusu gündeme getirildi. Karacabey Belediyesi’nin bu konuda ciddi çalışmalar yürüttüğü de ortaya çıktı. Bununla birlikte, fikri olan da olmayan da ortaya çıkıp görüş beyan etmeye başladı.

İşte o zaman, her zaman olduğu gibi “haydi gülüm keten helva” durumu yaşandı. Bizde adet böyledir: Bir fikir, bir düşünce ortaya çıkmadan kimse konuşmaz; ne zaman ki bir akil insan yeni bir şey söyler, işte o zaman statükocu koro hep bir ağızdan sesini yükseltir: “İstemezük!”

Tamam da kardeşim, şimdiye kadar neredeydiniz? Bu konuyu yıllardır neden görmezden geldiniz, neden çözüm üretmediniz? Karacabeyimizin köylerinin yeni bir yerleşim planlamasına bal gibi ihtiyacı olduğunu sağır sultan bile biliyordu.

Ben Karacabey’in köylerinde doğmuş, köylülüğüyle övünmüş bir Karacabey çocuğuyum. Bunu görüyorum ve bu yöndeki çalışmaları destekliyorum. Acı ama gerçek şu ki; köyün ve köylünün halinden, köyün tozunu toprağını yutmuş, gübre yığınlarının üstünde taklalar atarak çocukluğunu geçirmiş olanlar anlar. Bugün Karacabey Belediye Başkanımız Fatih Karabatı kardeşim de bu kültürden geldiği için söylediklerimi en iyi bilenlerden biridir.

Köylerin imar planlarının çıkarılması fikri gündeme gelince, ezbere konuşmak istemedim. Bu nedenle konuyla ilgili bilgi almak için Karacabey Belediyemizin çalışkan personellerinden Yazı İşleri Müdürü Nurullah kardeşime ulaştım. O da beni bu çalışmanın başındaki isim olan Bilal Toprak Bey ile tanıştırdı. Görüşmemizde anladım ki Bilal kardeşim, bu çalışmanın tüm detaylarına hâkim ve isteyen herkesin her an bilgi alabileceği yetkili bir makamdır.

Kaldı ki bu planlamanın, köylerimizin önümüzdeki elli yıllık ihtiyaçlarına cevap vereceğini özellikle vurguladı. Ayrıca Karacabey ve köylerinin bir an önce doğalgaza kavuşabilmesi için bu çalışmanın elzem olduğunu da üstüne basa basa ifade etti.

Eğer köyden kente göçün önüne geçmek istiyorsak; köylerimizi yeniden yaşanabilir alanlara dönüştürmek zorundayız. Köylerin doğalgazla buluşması, okulların yeniden açılması, öğretmenlerin köylerde ikamet etmesi, kanaatimce göçü durduracak en önemli unsurlardır.

Bu düşüncelerle Karacabey Belediyesi’nin başlattığı bu yenilikçi harekete destek vermek, her çevreden ve her kesimden insanın görevidir. Elbette aykırı fikirler de çıkacaktır; herkes görüşünü söyleyecektir.

Ancak her yenilikçi harekette olduğu gibi, bu süreçte de paydaşların kavga etmek yerine ortak akılda buluşması, birbirini kırmadan, dökmeden dinlemesi gerekir.

Köylerimizi modern yaşam alanlarına dönüştürmek için herkesin elini taşın altına koymasını temenni ediyorum. Karacabeyimizin yarınları için ışıl ışıl caddeleri, pırıl pırıl sokakları olan örnek köylerde yaşama umuduyla bu çalışmalara desteğimi sunuyorum.

Rabbim bana; köyümde ve köylerimde doğalgazla ısınan, ocakları doğalgazla yanan, sivrisineklerden arındırılmış bir yaşam görmeyi nasip etsin. Fatih Başkan ve ekibini bu çalışmalardan dolayı kutluyor; köyümüz ve köylümüz için yapılacak her türlü çalışmayı, amasız fakatsız YÖREM ailesi olarak desteklediğimizi ifade ediyorum.

Biliyorum ki bu böyle geldi, böyle gitmeyecek. Köyleri mahalle yaptık ama köy, köyde yaşayanlarla birlikte huzurlu bir yaşamı hak ediyor.

Selamlar.

Continue Reading
Click to comment

Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Yazarlar

KÜMBETLİ CAMİ (YAHUDİLİK, HRİSTİYANLIK, MÜSLÜMANLIK)

Karacabey Hamidiye Mahallesi’nde yer alan Kümbetli Camii, halk arasında Dümbekli veya Tümbekli Camii olarak da bilinir. Türkiye’deki en sıra dışı mabetlerden biridir. Onu özel kılan en önemli özelliği, yaklaşık 2.200 yıllık bir geçmişe sahip olması ve üç semavi dinin; “Yahudilik, Hristiyanlık, Müslümanlık” izlerini aynı yapıda taşımasıdır.

Bugün camii olarak ilçe halkına hizmet veren Kümbetli Camii, tarihsel süreç içerisinde inanç değişimlerine paralel olarak üç farklı işlev görmüş. ilk olarak M.Ö. 2. Yüzyılda “Havra” (Sinagog – Yahudi Tapınağı) olarak inşa edilmiş. Bizans döneminde yapıya eklemeler yapılmış ve o yıllarda Mihaliç’te yaşayan halka “Kilise” olarak hizmet vermiş. Yapı içerisinde bu döneme ait haç kabartmaları ve Bizans sütun başlıkları halen görülebilmektedir. Yaklaşık 600-700 yıl önce (bazı kaynaklara göre 14. veya 15. yüzyılda) camiye çevrilmiş.

Caminin içerisinde 2 bin 200 yıl öncesinde yapılan mermer sütunlarda, Yahudilikte yaratılışı simgeleyen ağaç figürü yer alırken diğer bölümünde ise kiliseye dönüştürüldüğü dönemi simgeleyen haç sembolü dikkat çekiyor. 1999 ile 2005 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilen caminin bahçesindeki İbranice tablette yapının geçmişine ışık tutan bilgiler bulunuyor.

Yapı hakkında ilk gözlemler 1855 yılında Karacabey’e uğrayan Andreas David Mordtmann tarafından yapılmış ve ardından Frederick William Hasluck’da 1910 yılında yayımladığı “Cyzicus” adlı kitabında camiden bahsetmiştir.

Cami ile ilgili ilk detaylı araştırma ise 1984 yılında Türk bilim insanlarının öncülerinden biri olan Sanat Tarihçisi Prof. Dr. S Yıldız Öküten tarafından yapılmıştır.

Kümbetli Camii, 1999 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından koruma altına alınmış ve 2005 yılına kadar süren kapsamlı bir restorasyon sürecinden geçmiştir. Günümüzde hem ibadete açıktır hem de bu kültürel çeşitliliği görmek isteyenler tarafından ziyaret edilmektedir.

Caminin mimari yapısı

Hamidiye Mahallesi’ndeki bu cami “Kümbetli” adını, yapının üzerindeki yarım küre biçimli kubbe (kümbet) yapısından alır.

Cami kare planlı bir ibadethanedir. Kuzeyinde ek mekan ve minare olmak üzere dört bölümden meydana gelmektedir. Caminin orijinal minaresinin 1855 yılında “Küçük Kıyamet” olarak adlandırılan 7.5 şiddetindeki depremde yıkılmış ve daha sonra yeniden yapılmıştır.

Günümüzdeki silindirik gövdesi taş kaide üzerinde yükselen minare ise tuğladan yapılmıştır. Mevcut minarenin şerefe altlığındaki geçmeleri minarenin 18. – 19. Yüzyıl aralığında yapılmış Geç Dönem Osmanlı Eserleri (Nuruosmaniye Cami, Süleymaniye Cami, Sultanahmet Cami gibi) olduğunu göstermektedir.

Caminin içindeki mermer sütunlarda hem Yahudiliği simgeleyen yedi kollu şamdan (Menora) veya hayat ağacı figürleri, hem de Hristiyanlığı simgeleyen haç işaretleri bir arada bulunmaktadır. Ayrıca caminin bahçesinde İbranice bir taş tablet vardır.

Yine caminin arka duvarında “Güneş” şeklinde bir motif bulunmakta. Güneş, Yahudilikte Tanrı’nın ihtişamını, yaradılışı ve ilahi ışığı simgelerken, Hristiyanlıkta ise İsa Mesih’in dirilişini, Tanrı’nın gücünü ve aydınlanmayı temsil eder. Sonuç olarak burası Yahudi ve Hristiyan toplumu için de kullanılan kutsal bir yer olduğundan bu sembolün hangi topluluk tarafından duvara işlenmiş olduğu bilinmemektedir.

Continue Reading

Yazarlar

KİRA GELİRİNDE İNCE HESAP: GÖTÜRÜ GİDER YÖNTEMİ Mİ, GERÇEK GİDER YÖNTEMİ Mİ?

Her yıl Mart ayı geldiğinde, kira geliri elde eden mükellefler için tatlı bir telaşla birlikte beyan dönemi de başlar. Bu sürecin en kritik virajı ise kuşkusuz, kira gelirinin vergilendirilmesinde hangi gider yönteminin seçileceği sorusudur. Mevzuat, mükelleflere bu noktada bir yol ayrımı sunarak iki farklı yöntem hakkı tanımaktadır:

• Götürü Gider Yöntemi

• Gerçek Gider Yöntemi

Her iki yöntemin de kendine özgü özellikleri bulunmakta ve tercih çoğu zaman mükellefin gelir ve gider yapısına göre şekillenmektedir.

Konut kira gelirlerinin vergilendirilmesinde öncelikle belirli bir istisna tutarı uygulanmaktadır. Bu istisna sayesinde kira gelirinin belirli bir bölümü vergiden muaf tutulur. İstisna düşüldükten sonra kalan tutar ise vergiye tabi gelir olarak kabul edilir ve bu aşamadan sonra gider indirimi yapılabilir. Dolayısıyla kira gelirinin vergilendirilmesinde gider yöntemi seçimi, vergi matrahının belirlenmesinde önemli bir rol oynar.

Götürü Gider Yöntemi: Pratik Bir Uygulama

Götürü gider yöntemi uygulamada oldukça yaygın kullanılan bir yöntemdir. Bunun en önemli nedeni, hesaplama açısından oldukça basit olmasıdır. Bu yöntemde mükellefler, istisna düşüldükten sonra kalan kira gelirinin %15’ini doğrudan gider olarak indirebilirler. Herhangi bir belge sunma zorunluluğu bulunmadığı için özellikle gider kalemleri sınırlı olan mükellefler açısından pratik bir çözüm sunar.

Örneğin;

Yıllık 200.000 TL konut kira geliri elde eden bir mükellefi ele alalım. Konut kira gelirlerinde uygulanan 47.000 TL’lik istisna düşüldüğünde geriye 153.000 TL kalmaktadır. Götürü gider yöntemi tercih edildiğinde bu tutarın %15’i, yani 22.950 TL gider olarak indirilebilir.

Bu durumda vergi matrahı yaklaşık 130.050 TL olarak hesaplanır.

Bu yöntem özellikle kiraya verilen taşınmazla ilgili önemli bir gideri bulunmayan mükellefler için sade ve kolay bir uygulama imkânı sunmaktadır.

Gerçek Gider Yöntemi: Gider Yapısına Göre Avantaj Sağlayabilir

Gerçek gider yönteminde ise kiraya verilen taşınmazla ilgili yapılan ve belgelendirilebilen giderler kira gelirinden indirilebilmektedir. Bu kapsamda konut kredisi faizleri, emlak vergisi, sigorta giderleri, bakım ve onarım harcamaları, yönetim giderleri ve bina amortismanı gibi çeşitli kalemler dikkate alınabilmektedir.

Ancak burada teknik bir ayrıntı bulunmaktadır. Konut kira gelirlerinde uygulanan istisna nedeniyle giderlerin tamamı değil, istisna sonrası gelirin toplam gelire oranı kadar olan kısmı indirilebilmektedir. Bu nedenle gerçek gider yönteminde belirli bir hesaplama yapılması gerekmektedir.

Örneğin;

Yine yıllık 200.000 TL kira geliri elde eden bir mükellefi ele alalım. Konut kira gelirlerinde uygulanan 47.000 TL’lik istisna düşüldüğünde geriye 153.000 TL kalacaktır. Eğer örnek çerçevesinde bu mükellefin konut kredisi faizi, emlak vergisi ve bakım giderleri gibi kalemlerden oluşan 65.000 TL tutarında gideri varsa, giderlerin tamamı değil belirli bir kısmı indirilebilecektir.

Bu durumda indirilebilecek gider oranı:

• 153.000 / 200.000 = %76,5

Buna durumu göre indirilebilecek gider:

• 65.000 × %76,5 = 49.725 TL

Bu hesaplamaya göre vergi matrahı 103.275 TL seviyesine düşmektedir.

Tercih Gelir ve Gider Yapısına Göre Değişebilir

Bu iki yöntem karşılaştırıldığında, bazı durumlarda götürü gider yöntemi daha pratik ve yeterli bir çözüm sunarken; bazı durumlarda ise gerçek gider yöntemi daha yüksek gider indirimi imkânı sağlayabilmektedir. Özellikle konut kredisi ile alınmış taşınmazlarda faiz giderleri önemli bir tutara ulaşabildiğinden gerçek gider yöntemi daha avantajlı sonuçlar doğurabilmektedir. Buna karşılık gider kalemleri sınırlı olan mükellefler açısından götürü gider yöntemi çoğu zaman yeterli olabilmektedir.

Dolayısıyla kira geliri elde eden mükelleflerin beyanname sürecinde yalnızca yöntemin basitliğine bakmak yerine, kendi gelir ve gider yapılarını değerlendirerek hangi yöntemin daha uygun olacağını hesaplamaları yerinde olacaktır. Vergi mevzuatının sunduğu bu seçenekler, mükelleflerin kendi durumlarına uygun bir hesaplama yapabilmelerine imkân tanımaktadır.

Sonuç

Kira gelirlerinin beyanı, çoğu zaman teknik ayrıntılar içeren bir süreçtir. Götürü gider ve gerçek gider yöntemleri ise bu sürecin önemli unsurlarından biridir. Her iki yöntemin de mevzuat içinde belirlenmiş açık kuralları bulunmaktadır ve hangi yöntemin tercih edileceği büyük ölçüde mükellefin mali yapısına bağlıdır.

Bu nedenle kira geliri elde eden kişilerin, beyanname döneminde giderlerini gözden geçirerek ve gerekli hesaplamaları yaparak kendileri açısından en uygun yöntemi belirlemeleri sağlıklı bir yaklaşım olacaktır. Doğru yöntem tercihi, kira gelirinin vergilendirilmesinde daha dengeli ve doğru bir sonuç elde edilmesine katkı sağlayacaktır.

Bir sonraki yazımda; götürü gider mi, gerçek gider mi tartışmasını bir kenara bırakıp hiç kira beyannamesi vermeyenleri bekleyen yaptırımları ele alacağım.

Vergi idaresi bu durumda ne yapıyor, hangi cezalar uygulanıyor?

Takipte kalın.

Continue Reading

Yazarlar

HELAL-HARAM NEDİR

Mustafa Arı

Konuşmak, sohbet etmek helaldir. Lakin dedi-kodu yapmak, yalan konuşmak, kötü söz söylemek haramdır.

Yemek, içmek helaldir. Lakin Allah’ın yasakladıklarını yemek, içmek haramdır.

İyilik yapmak, yardım etmek, ekmeğini paylaşmak helaldir. Lakin yaptığın iyiliği, yardımı başa kakmak, incitmek haramdır.

Uyumak, dinlenmek ihtiyaçtır helaldir. Lakin bile bile yatsı namazını kılmayarak uyumak isyandır, haramdır.

İnek eti, koyun eti helaldir. Lakin Allah’tan başkasının adına kesilen haramdır.

Ticaret, alış-veriş helaldir. Lakin ticarette, alış-verişte aldatmak, kandırmak, hile yapmak, faizle kazanç sağlamak haramdır.

Helal; incitmemektir, kırmamaktır, aldatmamaktır. Helal; merhamettir, sevgidir, elinden tutmaktır, bağışlamadır. Helal Allah’ın rızasını daima gözetmektir.

Helal haram demezsin, önüne geleni yersin. Allah’ın haram kıldığını düşünmez zevkle yersin. Haram yiyen insan ibadetten almaz tat, Secdeye varmaz inat! İnsan haram yedikçe olur Allah´tan uzak. Harama sakın bakma. Orda kendini yakma. Harama bakmayan kulun kalbi imanla dolar. İşlediğin her günah tövbeyi gerektirir, Unutma ki Azrail ansızın geliverir.

Haramda mutluluk arayana mutluluk haram

Helalde mutluluk arayana mutluluk her andır.

Continue Reading

Trending