Bursa Bölge
VEFATININ 60. YILINDA MUSA ATAŞ
Canan Ekinci Yılmaz’ın Kaleminden
Bursa Okulu Grubu’nun dışarıya açık düzenlemiş olduğu üçüncü etkinlik, Musa Ataş’ın 60. ölüm yıldönümüne istinaden, Bursa Gazeteciler Cemiyeti katkılarıyla Basın Kültür Sarayı, Nilüfer Sahnesi’nde gerçekleşti.
Bursa’nın en eski gazetecilerinden, aynı zamanda BGC kurucu başkanı olan Musa Ataş’ı, kızı Serap Ataş Öztat’ın anlatımlarından ve bana teslim ettiği arşivinden oluşturarak bir sunum haline getirdim.
Araştırmacı Yazar Deniz Dalkılınç ve Gazeteci Yazar Hacı Tonak arkadaşlarım da Musa Ataş’ın hayatından kesitler sundu.

Bursa ve dünya tarihini hem yazarak hem de fotoğraflayarak anlatan Musa Ataş’ı anlatmaya bir ömür yetmez.
O yüzden ben, elimdeki bu arşivi zaman içinde dijitalleştirerek, Bursa araştırmacılarına miras bırakmak istiyorum. Bir yandan da onu kitaplaştırmaya çalışıyorum.
Daha önce Ataş’ı anlatan biyografik bir kitap yazılmamış.Birkaç yıl önce Dr. Öğretim görevlisi Şafak Etike, Musa Ataş hakkında bir makale yazmıştı. “Bir Gazetecinin Kaleminden Cumhuriyet Bursa’sı — Musa Ataş’ın Bilinmeyen Hâkimiyet-i Milliye Yazıları” başlıklı o makaleyi aynı isimle kitaplaştırdı ve okuyucuya sundu.
Musa Ataş sağken kendisini tanımadığımdan, onu hep anlatılanlarla, anlatıldığı kadar biliyordum. Ataş babamın dayısıydı ve babam dayılarını dilinden hiç düşürmezdi. Her yıl muhakkak beni artık hayatta olmayan Musa Ataş’ın evine, yaşayan ailesine götürürdü. Onlarda çok zaman geçirirdim. O evi çok severdim. Ama çocuktum ve babalarını sormayı akıl etmezdim.
Bir insanı en iyi kendi ağzından, kendi anlatımlarından tanıyabiliriz. Ben de onun arşivleyerek sakladığı yazılarını okurken ve bir yandan da onları bilgisayara dökerken, kendisini tanımaya ve anlamaya başladım.
Onu, kendi el yazısı ile anlattığı hayatı, Kurtuluş Savaşı günleri, Atatürk, İnönü, Cumhuriyet’in kuruluşu, Bursa’nın gelişmesi üzerine yazdığı yazılar, Merinosçuluk ve Merinos Fabrikası, Çelikpalas, Uludağ, kayak turizmi, gazetecilik anıları, Cemal Nadir başta olmak üzere dostları, arkadaşları, İkinci Dünya Savaşı günleri, Demokrat Parti dönemleri, hayat ve dünya üzerine yazdığı ve her satırında kendi özünden yansımalar taşıyan yazılarla tanıdım. Karşısında oturmuşum da sohbet ediyormuşuz gibi okuduğum yazılarında, insan yanını ortaya koyduğunu, toplum için ne kadar yenilikçi ve ne kadar mücadeleci olduğunu gördüm. (Son zamanlarda onun alkolle olan dostluğuna bakıp, zaman içinde bu mücadele onu ne kadar yormuş olmalı ki, yorgunluğunu gidermenin ya da yanlışları görmezden gelmenin yolunu birkaç kadehte bulmuş diye düşündüm.)
Musa’nın 1901 yılında Dağıstan’da başlayan hayat yolculuğu, 23 Nisan 1964’te Bursa’da son bulmuştu. Bursa gazetelerinde muhabir olarak çalışmış, ayrıca köşe yazarlığı yapmıştı. Yıllarca Cumhuriyet ve Hürriyet gazetelerinin Bursa temsilcisiydi. Bursa’da sporun, sanatın, eğitimin, sanayinin ve turizmin gelişimiyle ilgilenmiş, Stad müdürlüğü ve kayak ajanlığı görevlerinde bulunmuştu. Basın şeref kartı alan ilk gazetecilerdendi. Aynı zamanda Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin de kurucu başkanıydı.

Bunca sene içinde; 1944 yılında “Bursa Kılavuzu”nu, 1948 yılında “Tarih ve Tabiat Şehri Bursa”yı, 1949 yılında “Bursa Sanatları”nı, yine 1949 yılında “Dünya Cenneti Uludağ”ı, 1960 yılında “Elli Yıl Önce Bursa” kitabını, 1952 yılında da “Bursa Kaplıcaları ve Otelleri Broşürü”nü yayımlamıştı. Gazete küpürleri içinde 1948 Turistik ve Ekonomik Bursa broşürü reklamı da gördüm. Çıkıp çıkmadığını bilmiyorum.
Yazılarını; Fıkra, Görüşler Düşünceler, Doğuşlar, Bir iki satırla, Bursa Mektupları, Memleket Mektupları, Siyasî İcmâl gibi başlıklar altında toplamıştı.
Gazete küpürlerini okurken 1948 yılına ben de onunla birlikte, Musa Ataş’ın o dönem çalıştığı Hacıağa gazetesinin bodrum katında (bodrum palasta) gazete çalışanları ile birlikte, radyo başında girdim. Havaların ve insanların eskisi gibi olmadığını, bunun sebebinin de atom bombası olabileceğini anlattığı ironik yazısında, tüm o etkilerin hâlâ daha devam ettiğini düşündüm.
Henüz 19 yaşlarındayken Birinci Dünya Savaşı’nı da, Kurtuluş Savaşını da cephede yaşamıştı. İkinci Dünya Savaşı’na girmemiştik ama o yazılarında hep savaşa hazır olmamız gerektiğini savunuyordu. İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra yazdığı yazılarda da bu endişesini ve ordumuzun da ülkemizin de güçlü olması gerektiğini sık sık dile getiriyordu.
Yazılarını giderek, görerek, konuşarak, dinleyerek, sorarak yazmasının yanında, yurt dışı haberlerini radyodan dinleyerek yazıyordu. Bir yazısında Moskova’daki 1 Mayıs Bahar Bayramı’nı radyodan dinleyerek anlatmıştı.,
Bir yazısında onunla ve Hacı Ağa gazetesi sahibi Lütfi Can ile birlikte ben de Yalova’ya gittim. Otomobilleri Yalova’ya vardığında vapur kaçmıştı ve Musa Ataş İzmit körfezini dolanarak yaptıkları ızdıraplı yolculuğu öyle muzip bir dille anlatıyordu ki, gülmemek kâbil değildi.

19 Dakikada İstanbul
“Musa Ataş 19 Dakikada İstanbul’a nasıl uçup gittik” yazısına, “Hayatta ‘heyecan’ kadar sevdiğim bir şey yoktur.” cümlesiyle başlamış. Kurtuluş savaşında girip çıktığı muharebelerden beri heyecanlı hareket ve hadiselerden hoşlanmayı adet edindiğini, kayak sporu ve dağcılıktan bunun için çok zevk aldığını söylemiş. Yazısında, ilk defa 1932 yılında Bursa’da ad konma töreni yapılan bir askerî tayyare ile uçtuğunu, Türk Hava Kurumu’nda Basın temsilcisi bulunduğu için o zamanki reisin kendisinin uçmasını istediğini, bindiği tayyarenin pilotunun Eskişehir hava mektebinde uçuş muallimi üsteğmen Azmi olduğunu, Azmi’nin ona türlü çeşit akrobatik hareketler ile uçuş keyfini yaşattığını, fakat o günkü tayyarelerin bugünkü tayyarelerin yanında sivrisinek kadar küçük kaldığını anlatmış. Yolculuk için biletleri iki gün önce almışlar, 13:15’te Buntaş önünden hareket edip 13:30’da havaalanına varmışlar. Uçak 21 kişilikmiş. Koltukların önünde, (diğer koltuğun sırtında), birer kese kâğıdı varmış. Emniyet kemeri bezdenmiş. Hareketten önce kulaklar için birer parça pamuk dağıtılmış. Ama o yüksekliğe dağcılıktan alışık olduğu için pamuğu kullanmamış. 13:55’te motorlar çalışmaya başlamış. Tecrübeli pilot B. Basri’den uçağı Bursa üzerinde bir tur ettirmesini rica etmiş. Pilotun Bursa üzerinde attığı turu, uçağın Mudanya’ya yönelişini, Marmara’dan geçerek Yeşilköy’e inişini an be an anlatmış. Uçuştan o kadar memnun kalmış ki; “19 dakika süren bu yolculukta pantolonumuzun ütüsü bozulmamış, iskarpinimiz toz olmamıştı” diyor. İnişten sonra Devlet Havayollarının bir otobüsünün kendilerini Yeşilköy istasyonuna bıraktığını, oradan trenle Sirkeci’ye gittiklerini, bu yolculuğun ise 35 dakika sürmesinin can sıkıcılığını yazıyor.
Bursa –Yeşilköy 19 dakika, Yeşilköy–Sirkeci 35 dakika diyor.

Ben yazıların içinde böyle kaybolurken kendi el yazısı ile not tuttuğu küçük defter imdadıma yetişti. Kendi hayatını yine kendisi yazarak anlatmıştı. Benim için en önemli kaynak o defter oldu.
****
Yazdığı yazıların küpürlerini keserek defterlere yapıştırmıştı. Küpürlerin bazılarının yapışkanı zaman içinde kuruyarak sayfadan ayrılmıştı ve ben o sayfaların arkalarına da baktım. Sayfa arkalarındaki döneme ait yazılar da okunmaya değerdi. Her yazı adeta geçmiş zamanlar elçisiydi.
Bir haberin başlığı, “Zeytinyağı satışlarının tanzimi — Tüccar ihracatın dolarla yapılmasını istiyor”, yanındaki haberde Tayyareci Vecihi Hürkuş’un ilkokul ve ortaokul öğrencilerine sivil havacılığı anlatmak üzere okul ziyaretleri yaptığı yazıyor. Müzeyyen Senar babasını ziyaret etmek için şehre gelmiş, Ticaret Bankası Müdürü Zeki Ulay vefat etmiş, Avrupa’da harp korkusu varmış, havacılık sporunu geliştirmek maksadı ile kurulan Kanatlılar Cemiyeti şehrimizde şubesini kurmak için yedi kişilik müteşebbis bir heyet faaliyete geçmiş, Erkek Lisesinde Namık Kemâl günü düzenlenmiş… Ve dahası…
Kalbini samimiyetle açarak kaleme alan Musa Ataş’ın yazılarında, hayat felsefesini anlamaya çalışmak, acısıyla tatlısıyla yaşadığı hayatın izlerini sürmek, klavyede her harfe dokunurken onun daktilosuna dokunan parmakları olmak, her cümlesini birlikte kurmak, onun yazılarından dönemin isimlerini öğrenmek, dedikodularına kulak vermek, meslektaşlarıyla olan tatlı atışmalarını gülümseyerek dinlemek, dertlendiği mevzuların hâlâ devam ettiğini içim burularak görmek, bu yolculukta Musa Ataş olmak hem çok keyifli hem de çok ama çok anlamlıydı. Adeta zamanda yolculuktu.
Yazılarını elektronik ortama tek tek aktarırken ben O oluyordum. Sonra O herhangi bir anda benim bedenimde canlanıyor ve yaşamaya başlıyordu. “Bak Musa dayı,” diyordum, “hani sen böyle böyle anlatmışsın ya, şimdi onlar şöyle şöyle oldu. Bak senin yürüdüğün caddeler şimdi böyle, bak tek katlı bahçeli evlerin yerinde sıra sıra apartmanlar var, bak eski Çelikpalas hâlâ yerinde ama daha sonra yapılan otelin yanında Gulyabani gibi upuzun camlı bir otel diktiler. Üzüleceksin ama Uludağ’a eskisi kadar kar yağmıyor, trafik keşmekeşinden kurtulup Bursa’dan çıkabilirsek Mudanya’ya gitmek 15 dakika, gelsin diye çok mücadele ettiğin tren ise hâlâ Bursa’ya gelmedi.”
Kâh o anlatıyor ben dinliyorum, kâh ben anlatıyorum o dinliyor. Bazen gülümsüyor, bazen hınzırlığına şapka çıkartıyor, bazen onun o naif anlatımı ile hüzünleniyor, çok zaman da “Ne kadar haklısınız Musa Dayı.” diyorum.
Biz konuşurken babam bizi kenardan izliyor. Zaman zaman söze girip, “Aferin benim kızıma!” diyor. “Hep resim yapardın, sana sergi açalım derdim ama böyle yazdığının farkında değildim. Madem yeteneğini Musa Ataş’tan aldın, onu anlatmak da sana düşer. Aferin, durma anlat!” diyor. Ben daha çok yazıyorum.
Durmaksızın yazarken, babamın, dayısı Musa Ataş’tan bahseden cümleleri çıkıp geliyor aklıma derinlerden. Babamın sesi ile Musa’nın yazıları birbirine karışıyor.
Musa Ataş ben tam 1 yaşımdayken göçmüş bu dünyadan. Ben doğduğumda “Ali’nin bir kızı daha olmuş” demiş. Evet Musa Ataş, o gün doğan o kız şimdi büyüdü ve seni yazılarından tanımaya, tanımayanlara tanıtmaya, unutanlara hatırlatmaya çalışıyor.
Musa, ablası Fatma’ya (babaanneme) ne kadar düşkünse, yeğeni (babam) Ali’yle de o kadar yakın. Babamın fiziksel benzeyişinin dışında el yazısı da Musa dayısına benziyor. İlkokulu ikinci sınıfa kadar Siği/Kumyaka köyünde okuyan bir adam olan babamın, okumaya, yazmaya ve kitaplara olan düşkünlüğünün altında dayısına olan hayranlığının yattığını söyleyebilirim. Ve tabii ki benim de…
Musa Ataş, yıllarca yazdığı yazılar ile ardında koskoca bir arşiv bırakmış. Bu arşivdeki yazıları ben de tek tek bilgisayarda yazmaya başladım. Yazarken çok zaman Musa Ataş’ın parmakları oldum, dili oldum, sözü oldum, sesi oldum. Artık cümlelerin sonunu nasıl getireceğini, söze nasıl başlayacağını biliyordum. Derin hislerle okuduğum yazılarından sonra Bursa’ya olan bakışım değişti. Bu sefer de ben onun gözleri oldum, ona Bursa’nın yeni halini gösterdim.
Yazılarını okurken ne kadar adil yazdığını, yanıldığı zamanlarda yanılgısını nasıl kabul ettiğini, her zaman hakikatin peşine düştüğünü gördüm. Vefalıydı, hakikatliydi, çalışkandı, muzipti, duyguluydu, nüktedandı, vatanseverdi, ateşliydi, tutkuluydu, sıkı bir entelektüeldi.
Musa Ataş’ın “Türk Milletinin makûs talihini yenen Birinci İnönü” başlıklı yazısını kayda geçirirken bir baktım ki günün tarihi 11 Ocak 2024. Birinci İnönü 6–11 Ocak 1921 tarihleri arasında gerçekleşmişti. Musa Ataş bu yazıyı savaşın 19’uncu yılında, yani 11 Ocak 1940’ta yazmıştı. Yazının yazılışının üzerinden geçen 84 yılın ardından yazı kitaba alınmak üzere yine aynı günde elektronik ortama aktarılıyordu.
Kitap çalışması boyunca bu ve bunun gibi pek çok kesişme içimi ürpertti, Mesela; benim hayatımda önemli yer tutan rakamların, (üstelik sırasıyla), onun basın kartının numarası olduğunu gördüğümde yaşadığım hayreti tahmin edersiniz…
Yazmaya başladığı 1920’lerden 23 Nisan 1964’teki vefatına kadar olan süredeki Bursa cemiyet hayatını, iş hayatını, kültür hayatını, Ankara ve İstanbul ile olan temaslarını ilk ağızlardan dinleyerek, görerek, yaşayarak kalem almıştı. Onun yazılarında, dönemin tarihe mal olmuş isimlerine rastlamak ne kadar da sıradandı.
Türkçesi zengin, dili edebî, yazı dili ise şimdiye göre farklı. Televizyonun henüz olmadığı, insanların havadisleri radyolardan ve gazetelerden öğrendiği zamanlar. O yüzden gazeteciler her olayı detay detay anlatıyor, adeta resmediyor. Yazılar genelde uzun, bazı yazılar ise tefrika halinde. İnsanlar okumaktan haz alıyor, çünkü okurken her şeyi kendisi de yaşıyor.
****
Hep zamanda yolculuk yapmak ister ve benim olmadığım dönemlerde neler yaşandı acaba diye düşünürdüm. Bu vesile ile 30’larda, 40’larda neler yaşandığını gördüm. Yazıların yazıldığı tarihlerdeki mevzuların kimisi eskimiş, kimisi hâlâ günceldi. O günlerde tahmin edilmeye, öngörülmeye çalışılan gelecekte yaşıyordum şimdi ben. Onların tahayyül ettiği her şey olmuş bitmişti.
Mesela 30’lu yıllardaki yazılarda konu en çok dünyanın içinde olduğu büyük çalkantıydı. O günlerde onlar İkinci Dünya Savaşı’nın başlayacağını ve savaşta 60 milyon kişinin öleceğini, savaşı bitirmek için Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılacağını henüz bilmiyorlardı.
Ama ben 30’lu yılların yazılarını okurken neler olacağını biliyordum. Dünyanın önündeki 15 yıl çok büyük acılarla geçecekti.
O, Demokrat Parti’yi ve Adnan Menderes’in muhalif tutumunu eleştiriyor; 26 Ağustos Büyük Taarruz’u anlatırken, “Afyon taarruzundan korkunç tablo” yazısında; “Ve şüphesiz biz böylece bugün kaldırıma düşen bir demokrasi (!) için harp etmiyoruz.” diyordu.
Ben ilerleyen yıllarda o meydanlara darağacı kurulacağını biliyordum.
Kurtuluş Savaşı’nda savaşmış, Cumhuriyet dönemine emek vermiş biri olarak; “Bizler 19 yaşında gençler, kamyon kasalarına doluşmuş harbe gidiyorken aklımızda sadece vatan vardı” diyor ve vatanına olan bağlılığını gösteriyordu.
Keşke yazılarla değil gerçekten de zamanda geri gidebilseydik ve gidişatı değiştirebilseydik diyor insan, sonra da kendi arzusunu kendi çürütüyor. “Bu gidişlerin sonu mu var? Hadi İkinci Dünya Savaşı’nı önledin, ya Birinci Dünya Savaşı’nı, ya öncesini, ya daha öncesini, ya çok öncesini? Hangi birini nasıl düzelteceksin? Belki birini düzeltirken diğerini bozacaksın. Sen en iyisi geçmiş zamanları düzeltmeyi bırak da, kendi çağında barışı sağlamaya bak!”
Yazımın başında Şafak Etike’nin kitabından bahsetmiştim. Etike’nin kitabının tanıtım yazısı Musa Ataş’ın kısa bir özeti aslında:
“Bağımsızlık savaşında bir kurtuluş destanı yazanlar, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da bir kuruluş destanı yazmaktaydılar… Musa Ataş, Bursa’da o destanın hem anlatıcısı hem de yazıcılarındandır. Musa Ataş, Cumhuriyet kadrolarının yazdığı Bursa destanını anlatmaktadır… Kurtuluş Savaşı’na katılmış bir Türk aydını, Bursa Gazeteciler Cemiyetinin kurucu başkanı, duayen gazeteci Ataş’ın 1928–1934 yılları arasında Hâkimiyet-i Milliye’de yayınlanan ‘Bursa Mektupları’ sadece Bursa’yı anlatmaz. Yüz yıl önce Cumhuriyetimizin nasıl kurulduğunu, buğdayı bile dışardan alan bir milletin kendi ipeklisini üretir hâle nasıl geldiğini bize en canlı biçimde göstererek geçmişle bugün arasında köprüler kurar… Ataş’ın Hâkimiyet-i Milliye yazılarından herkesin öğreneceği şeyler vardır. Gazeteciler, halk için ve kamu yararı için nasıl gazetecilik yapıldığını öğrenirler. Valiler, belediye başkanları ve diğer yöneticiler, o en zor yokluk zamanlarında yolların, hastanelerin, fabrikaların ve okulların nasıl inşa edildiğini, modern kentlerin imkânsızlıklar içinde nasıl kurulduğunu okurlar. Doktorlar, sıtma ve diğer hastalıklara karşı hiç karşılık beklemeden verilen büyük mücadelelere tanıklık ederler. Öğretmenler, yüzlerce yıl karanlıklar içinde kalmış bir halkı aydınlatma savaşının nasıl verildiğini görürler. Ve bu mektupları okuyan herkes, en önemlisi de gençler, Cumhuriyet’in nasıl kurulduğunu öğreneceklerdir. Ataş’ın satırlarında o ruh, yüz yıl sonra yeniden hayat bulacaktır…”
****
Yazılarında Merinos fabrikasının ülkemize sağlayacağı faydaları enine boyuna anlatan Musa Ataş’ın Merinos fabrikasının başka bir boyutunu anlatan bu yazısını o kadar sevdim, o kadar etkilendim ki, buraya da koymak istedim. Şehirle röportaj yapmak kimin aklına gelebilirdi? Kim sabahın erkeninde gördüğü bu manzarayı bu kadar etkileyici anlatabilirdi? Hem duygularını, hem bilgisini böyle insanın içine zerk olacak derecede kim harmanlayabilirdi? O Musa Ataş’tı…
Şehirden Reportaj / Sabahları Merinos fabrikasına akan insan nehri…
“Karacabey’den sabaha karşı Bursa’ya dönüyoruz. Tan yeri henüz ağarıyor, Uludağ, şehrin üstünde haşmetli bir silonet halinde yükseliyor. Bursa derin bir sessizliğe gömülmüş uyuyor…
Yalnız Merinos fabrikasına giden asfaltın üstünde bu sessizliği bozmayan sessiz bir insan nehri akıp gidiyor. Kadın, erkek, genç, ihtiyar yüzlerce ameleden mürekkep karmakarışık bir insan yığını yürüyor… Bunlar fabrika işçileridir.
Kiminin koltuğunda çantası, kiminin nevalesini saklayan bir paketi var. Sabahın ayazında pardesülerinin yakalarını kaldırmış kimseler, alaca karanlık içinde zor seçilen tipler, sabah uykusunun tatlı mahmurluğunu bozmaya çalışır gibi ağır ağır ilerliyorlar… Altıparmağı dönüyoruz, Kuruçeşme’ye çıkıyoruz. Elân bu insan nehrinin arkası alınmamış bulunuyor. Evlerinde yavrularını uykuda bırakmış genç analar, belli ki: Onların maişetini kazanmak için uykularını terk etmişler… Fecirle birlikte fabrikaya gidiyorlar. Manzara görülecek haldedir.
Merinos fabrikasının, bu memlekete hiç bir şey kazandırmadığını farz etsek, yalnız orada çalışan yüzlerce insanın geçindirdiği binlerce nüfusun bu yüzden mayişetlerini kazanması bile bu muazzam devlet müessesesinin kuruluşunda Bursa lehine kaydedilen hikmeti işarete kâfidir. Kaldı ki: Bursa’dan Çanakkale’ye kadar uzayan engin meralarda yetiştirilen Merinos sürüleri mevcudiyetlerini sadece bu fabrikaya medyun olmasınlar.
Büyük sanayide devletle birleşmenin memlekete temin ettiği en büyük kazanç da budur. Çünkü: Böyle milyonluk fabrika kuracak aramızda kaç vatandaş vardır?
Nehir akıyor ve ben bunları düşünüyorum. Bursa, bu manzarasile hakiki bir sanat şehri yaşıyor… Yolunuz düşer ve sabahın o saatinde uyanabilirseniz, Merinos asfaltının başında durup bu azametli tabloyu siz de seyredersiniz.
FIRTINA (4 Aralık 1935)
“Üç günden beri fırtınayla kucak kucağayız. Yalnız kucak kucağa değil, hatta göğüs göğüseyiz. Pençeleşiyoruz. Yakamızı şapkamızı sımsıkı tutuyoruz. Buna rağmen yenimiz, eteğimiz açılıyor; ensemizden giren bir tutam toz, soluğu sırtımızdan belimizde alıyor, kaşınıyoruz, mustarip oluyoruz; evimizde sallanarak bizi rahatsız eden, uykumuzu kaçıran camı, dörde bükülmüş kâğıt parçalariyle sıkıştırdığımız halde o; bu camı isterse top gibi yerinden koparıp alıyor ve bin parça ederek uzaklara götürüyor.
Bunun adına (Lodos!) diyorlar. Bence bu bir lodos değil, tabiatın insanlara verdiği bir hayat ve ibret dersidir.
Yüz binlerce yıllık tabiat hayatı içinde insanın bir tutamlık hayatı da işte böyledir.
Günlük güneşlik ve bulutsuz geçer gibi görünen hayatı günün birinde müthiş bir fırtına ile karşılaşacağı zaman insan iki hal ile baş başa kalır!
Birincisi; eğer bu fırtınaya karşı göğüs gerebilirse mücadeleyi kazandı gitti demektir.
İkincisi; onun ortalığı kasıp kavuran sağanaklarına dayanamadığı gün; tıpkı Setbaşı köprüsünden yuvarlanıp giden şapkalar gibi bu hayat mücadelesinde göz göre göre partiyi kaybetmiş olur.
Tabiatın verdiği her ders; küçüklerden tutunuz da büyüklere kadar herkes için en kuvvetli ibret levhasıdır.” Bu yazıyı yazdığında, gün gelip hayatının Setbaşı Köprüsü’nden yuvarlanıp giden şapkalara benzeyeceğini bilir miydi hiç…
VİDEOYU İZLE: https://www.youtube.com/watch?v=ymjvtPWK7Nk&t=664s
Bursa Bölge
MARMARA’NIN KADIN GİRİŞİMCİ LİDERLERİ BURSA’DA BULUŞTU
TOBB Kadın Girişimciler Kurulu Marmara Bölge Toplantısı, TOBB Bursa Kadın Girişimciler Kurulu’nun ev sahipliğinde, Kocaeli, Balıkesir, Bilecik, Sakarya ve Yalova’dan gelen kurul temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantıda, kadın kurullarının illerde yürüttükleri faaliyetler ile bölgedeki kadın girişimcilik ekosistemini güçlendirecek stratejiler ele alındı.
Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) koordinatörlüğünde faaliyetlerini sürdüren Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Bursa Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), TOBB KGK Marmara Bölge Toplantısı’na tarihi Kirazlıyayla Sanatoryumu’nda kapılarını açan Bursa Business School’da ev sahipliği yaptı. Toplantıya Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Bursa Ticaret Borsası Kadın Girişimciler Kurulu`ndan sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Gökhan Onur, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Batmaz, TOBB Marmara Bölge Temsilcisi aynı zamanda Kocaeli Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Nurcan Babalık, TOBB Balıkesir KGK Başkanı Buse Tellioğlu Altındiş, TOBB Bilecik KGK Başkanı Nedime Filiz Eğilmez, TOBB Sakarya KGK Başkanı Elvan Bilgehan Dikici, TOBB Yalova KGK Başkanı Hayrete Yenikan, bölge illerinden TOBB İl KGK İcra Komitesi Üyeleri katıldı.

Girişimcilikte nicelik değil, nitelik dönemi
Toplantının açılışında konuşan TOBB Bursa Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Sabriye Şen, Türkiye’de girişimcilik ekosistemine dair çarpıcı veriler paylaştı. Ülkemizde girişimcilik iştahının güçlü olduğunu belirten Şen, “Her 100 işletmeden yaklaşık 16’sı yeni kurulan girişimlerden oluşuyor. Ancak bu girişimlerin toplam istihdam içindeki payı yalnızca yüzde 4,9 seviyesinde kalıyor. Kurulan her 100 girişimin 22’si maalesef daha ilk yılında kapanıyor. Hızlı büyüme oranımız yüzde 14,4 iken, yüksek katma değer üreten ‘Ceylan Girişim’lerin oranı ise yüzde 2,4 seviyesinde. Bu tablo bize girişimcilik politikalarımızın odağının artık sadece ‘iş kurmak’ değil, bu işletmeleri finansman, mentorluk ve doğru bir ekosistemle ‘yaşatmak ve büyütmek’ olması gerektiğini gösteriyor” dedi.
Bursa’nın kadın girişimcilik vizyonu sınırları aşıyor
Kadın girişimciliğinin küresel ve yerel ölçekteki görünümünü değerlendiren Sabriye Şen, bugün dünyada kadın girişimci oranının yüzde 20-25 bandında seyrederken, Türkiye’de bu oranın yüzde 13-15 seviyelerinde kaldığını belirtti. Bu noktada Bursa’nın sanayiyle entegre yapısının kadın girişimciler için güçlü bir model sunduğunu belirten Şen, “Sanayide Kadın Eli projesi kapsamında 226 firmayla iş birliği yaparak 277 kadını istihdama kazandırdık. KİPAP süreciyle 80 kadınımızın doğrudan iş hayatına katılımına destek verdik. Avrupa Birliği’nden kabul alan ve Almanya, Fransa ve Hollanda ortaklığında yürüteceğimiz 29 bin 359 avro bütçeli teknoloji ve liderlik programıyla, 35 genç kadınımızın potansiyelini uluslararası arenaya taşıyoruz. Bu projemizle, Bursa’daki kadın girişimcilik vizyonunu yerel sınırların ötesine taşıyoruz” ifadelerini kullandı.

BTSO’dan kadın girişimcilere tam destek
Kadınların ekonomik ve sosyal hayatta daha güçlü yer almasının sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çeken BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Batmaz, “Kadınların iş gücüne ve girişimciliğe aktif katılımı olmadan güçlü, dengeli ve kapsayıcı bir kalkınmadan söz edemeyiz. BTSO olarak kadın girişimcilerimizin desteklenmesini öncelikli hedeflerimiz arasında görüyoruz” ifadelerini kullandı. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun vizyoner liderliğiyle hayata geçirilen Kadın Girişimciler Kurulu’nun ülke genelinde çok önemli bir misyon üstlendiğini vurgulayan Batmaz, “Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu’na kadınların ekonomik hayatta daha güçlü temsil edilmesine verdiği katkılar için teşekkür ediyorum. Bursa Ticaret Borsamızın koordinasyonunda çalışmalarını sürdüren TOBB Bursa Kadın Girişimciler Kurulu da Sabriye Hanım liderliğinde hayata geçirilen projelerle kadın girişimciliğine somut ve kalıcı katkılar sunuyor. Özverili çalışmaları için kendilerini tebrik ediyor, toplantının verimli geçmesini diliyorum” diye konuştu.
“Bursa’nın sanayi gücünde kadın imzası derinleşiyor”
Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Bursa’nın üretim kültürü ve sanayi gücü içinde kadın girişimcilerin üstlendiği rolün her geçen gün daha da güçlenmesini memnuniyetle takip ettiklerini söyledi. Koordinatör kurum olarak temel yaklaşımlarının kadın girişimcilerin sadece yanında durmak değil, onların ihtiyaçlarını anlayan, gelişimlerini destekleyen ve onlarla yol yürüyen bir anlayışı sürdürmek olduğunu ifade eden Matlı, “Bursa Ticaret Borsası olarak kadın girişimciliğini her zaman öncelikli alan olarak görüyoruz. Eğitimden finansmana, mentorluktan teknolojiye uzanan bu bütüncül yaklaşımı son derece değerli buluyoruz. Kadın Girişimciler Kurulumuzun ortaya koyduğu çalışmalar; yalnızca projelerden ibaret değil, aynı zamanda iş gücü yaratan ve sahaya dokunarak somut sonuçlar üreten çok kıymetli bir emeğin göstergesidir” dedi.

Ekonomik dönüşümün merkezinde kadın imzası
TOBB KGK Marmara Bölge Temsilcisi ve Kocaeli KGK Başkanı Nurcan Babalık ise kadın girişimciliğinin artık sadece bir sosyal sorumluluk alanı değil, stratejik bir rekabet unsuru haline geldiğini belirtti. Babalık, “Kadın girişimciler olarak bizler; sadece ekonomik büyümeye değil, sürdürülebilir kalkınmaya, istihdama ve toplumsal dönüşüme de öncülük ediyoruz. Kadınlarımız artık inovasyon, dijital dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınmanın merkezinde yer alıyor. Finansmana erişimden yeşil dönüşüme kadar pek çok başlıkta ortak akıl üretmeye, deneyim paylaşmaya ve birbirimizden güç almaya ihtiyacımız var. İnanıyorum ki bölge toplantılarımız, iller arası sinerjiyi artırarak kadın girişimcilerimizin sesini daha güçlü duyuracak somut çıktılar üretecektir” şeklinde konuştu.
Başarı hikayelerinden gelecek vizyonuna
TOBB tarafından düzenlenen “Yükselen Markalar Türkiye” projesinin finalistleri arasında yer alarak büyük bir başarıya imza atan İnegöl KOS Living firmasının kurucusu Şehriban Ezim’in başarı hikayesini paylaştığı program; Sachi Sustainability Consultancy Kurucu Ortağı Senem Tanju’nun “Sürdürülebilirlik ve ESG’de Devlet Destekli Çözümler”, Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz’ın ise “2026 Ekonomisine Bakış: Riskler, Fırsatlar ve Öngörüler” konulu sunumlarıyla devam etti. TOBB KGK Marmara Bölge Toplantısı, bölge illerinde kadın girişimci sayısını artırmak, mevcut girişimleri büyütmek ve iller arası iş birliği fırsatlarını değerlendirmek amacıyla yürütülen projeler hakkında görüş alışverişi ile sona erdi.

Bursa Bölge
BURSA İLE SIRBİSTAN ARASINDA DOSTLUK KÖPRÜSÜ
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Sırbistan Sancak Milletvekili Muammer Baçevac ve beraberindeki heyeti Tarihi Belediye Binası’nda ağırladı. Görüşmede yerel yönetimler düzeyindeki iş birliği süreçleri ve gençler odaklı tanıtım imkanları hakkında fikir alışverişlerinde bulunuldu.
Sırbistan Sancak Milletvekili, Sırbistan Millet Meclisi ve TBMM Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Muammer Baçevac, SDA Partisi Sırbistan Milletvekili Minela Kalender, Novi Pazar Büyükşehir Belediye Meclisi Başkanı ve SDP Genel Başkanı Samir Lekiç, Boşnak Ulusal Meclis Başkanı Fuad Bacıcanın, Tutin Belediye Başkanı Selma Kuçevic ve beraberindeki heyeti Heykel’deki Tarihi Belediye Binası’nda ağırlayan Başkan Mustafa Bozbey, kardeş şehir ilişkilerine ve iki ülke gençlerinin karşılıklı olarak birbirlerinin kentlerini tanımalarının önemine dikkat çekti.

İki kent arasındaki dostluk ilişkilerinin daha da güçlenerek sürmesini temenni eden ve Sırbistan’ın Sancak Bölgesi’nin en büyük kenti olan Novi Pazar’da yaşayan halkın Bursa’yı tanımasını arzu ettiğini belirten Başkan Bozbey, “Özellikle bölgedeki gençlerin Bursa’yla olan ilişkilerini güçlendirmek ve kentimiz gençlerine de Sancak Bölgesi’ni tanıma fırsatı sunmak istiyoruz. İlişkilerimizin her geçen gün ülke çapında ve şehirler bazında geliştiğini görmek bizi son derece mutlu ediyor. Yerel yönetimler olarak da dostluk ilişkilerinin öncülüğünü yapmak bizlerin görevi. Ayrıca Novi Pazar, kültürel zenginlikleri açısından da çok kıymetli. Oradaki tarihi yapılarımızı korumak ve halkımıza yardımcı olmak için elimizden geleni yapmaya hazırız” dedi.
Kendilerine gösterilen ilgi ve misafirperverlik için Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e teşekkür eden Sırbistan Sancak Milletvekili Muammer Baçevac da “Sancak bölgesinin birçok temsilcisiyle Bursa’ya geldik. Bu ziyaret, Bursa’ya verdiğimiz önemi açıkça göstermektedir. Türkiye ile Sırbistan arasındaki dostluk ve stratejik ilişkiler, tarihinin en güçlü dönemini yaşıyor. Bu güçlü ilişkilerin yerel düzeyde de karşılık bulması gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle gençlerimizin eğitimi ve ortak projeler üzerinden iş birliğinin artırılmasını çok önemsiyoruz. Sizleri de bölgemizde ağırlamaktan ve aynı misafirperverliği göstermekten memnuniyet duyarız” diye konuştu.
Ziyaretin sonunda heyet üyeleri, Başkan Mustafa Bozbey ve Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne gösterilen ev sahipliği için teşekkür etti. Program, karşılıklı hediyeleşme ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.


Bursa Bölge
BAŞKAN BOZBEY, “ŞEFFAFLIKTAN ASLA GERİ DURMAM”
Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 2026 yılı ilk toplantısı, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in başkanlığında yapıldı.
Gündem maddelerinin ve önergelerin görüşüldüğü oturumda, belediyenin bir önceki yıl gelir ve giderleriyle hesap, kayıt ve işlemlerinin denetimi için oluşturulan Denetim Komisyonu üyeliğine Mustafa Orkun Gazioğlu, Hakkı Rıza Göksu, Ahmet Alperen Aydın, İbrahim Türkan ve İsmail Şenol seçildi.
Balkanlarda iftar sofraları kuruluyor
Tüm İslam aleminin Miraç Kandilini kutlayarak sağlık ve huzur getirmesini dileyen Başkan Mustafa Bozbey, Bursa’nın turizm sektör temsilcileri ve Büyükşehir Belediyesi bürokratlarıyla birlikte yaptıkları Kuveyt temasları hakkında bilgi verdi. Verimli görüşmeler yaptıklarını dile getiren Başkan Mustafa Bozbey, önümüzdeki süreçte Kuveytli yatırımcıların Bursa’ya gelerek görüşmeler yapacağını açıkladı. Geçen sene olduğu gibi bu sene de Balkanlarda iftar programları düzenleyeceklerini ifade eden Başkan Mustafa Bozbey, Ramazan ayında 4-5 farklı yerde iftar programının yapılacağını, oradaki belediyelerle yapılan görüşmeler sonucunda etkinliklerin de belirleneceğini açıkladı.
“Hiç kimseye bu tür hareketler yapılmasın”
Geçmiş günlerde yaşanan provokasyon olayı hakkında da konuşan Başkan Mustafa Bozbey, “Tüm meclis üyesi arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Toplumdaki gerginliğin dışa vurumuydu. Kendini bilmezliğin de bir tanımıydı. Bir daha bu tür olaylarla karşılaşmamak en büyük dileğimdir. Hiç kimseye bu tür hareketler yapılmasın. Tüm Meclis üyelerini yanımda gördüm. Desteklerini hissettim. Herkese teşekkür ediyorum” dedi.
“Doğancı Barajı’nın doluluk oranı hala yüzde 8”
Meclis üyelerinin gündeme getirdiği konular hakkında da açıklama yapan Başkan Mustafa Bozbey, 20 senedir adım atamayanların söz söylemeye hakkı olmadığını belirterek, “Bursa bugün su sorununu yaşıyorsa, sebebini geçmiş 20 yılda aramalıdır. 2011 ve 2014’te DSİ, biten barajın isale hatlarını, arıtma tesislerini, depolarını yapacağını duyuruyor. Nasıl ödeme yapılacağını da açıklıyor. Buna rağmen somut bir adım atılmadı. Sorumlular belli. Biz buna çözüm ürettik. Çalışmaları hızlandırdık. Bypass hattını sağlayarak 1 Eylül’den itibaren 100 bin metreküp su aldık. Bypass hattını zamanında yapmasaydık Bursa’da hala su kesintisi devam edebilirdi. Bilim insanlarının raporları doğrultusunda hareket ediyoruz. Denizi kullanmak gerekiyorsa denizle ilgili hazırlıklar yapmak gerekiyor. Arkadaşlarımıza da talimat verdik, ilk uygulamayı Tirilye’de yapacağımızı açıkladık. Farklı farklı projeleri de yaşama geçireceğiz. 15 Ocak oldu ve Doğancı Barajı’nın doluluk oranı hala yüzde 8. Su tasarrufu önemli” diye konuştu.
“Vatandaşımıza hesap vermekten çekinmiyoruz”
Katı atık bedellerinin su faturalarına meclis üyelerinin onayıyla yansıtıldığını hatırlatan Başkan Mustafa Bozbey, “Vatandaş bana da şikayette bulunuyor. Ben de anlatıyorum. Halkımız bilecek. Bursa’da 1,5 milyon abonenin yüzde 88’i 12 metreküpün altında su kullanıyor. Su ücretlerindeki kademe değişikliği kentin büyük kısmını etkilemedi. 12 metreküpü geçince fiyat artıyor. İşlenmiş suyla bahçe sulamayalım. Elbette bunun bedeli yüksek olacak. Tüm belediyelerde bu durumda bedel yüksek. Biz vatandaşımıza hesap vermekten çekinmiyoruz. Şeffaflıktan asla geri durmam. Vatandaşımız, Ekim 2023’te bir asgari ücretle 720 metreküp su kullanabiliyordu. Nisan 2024’te bir asgari ücretle 836 metreküp su kullanabiliyordu. Ocak 2026 itibariyle bir asgari ücretle 843 metreküp su kullanabiliyor” dedi.
“İnegöl’de altyapıyı hemen hemen toparladık”
Ulaşım ve altyapı çalışmalarına da değinen Başkan Mustafa Bozbey, “21 ayda yaptıklarımız belki birçok dönemde yapılmamıştır. Sadece dağ yöresinde bir yılda 160 kilometre yol yaptık. İnegöl’de altyapıyı hemen hemen toparladık. Altyapı cesaret işidir. Altyapıya önem vermezsen üstyapıya ne yaparsan yap görülmez ve ters döner. Hala köylerin altyapı sorunları var. 3-4 yılda köylerdeki su depolarının büyük çoğunluğunu değiştireceğiz. Biz asla algı belediyeciliği yapmıyoruz, yapmayacağız. İznik’te bir muhtar, ’20 yıldır dilenci olduk, yolu yaptıramadık’ dedi. Biz yaptık. Açılışı yapılmadığı için bilmiyorsunuz. Biz sorunların çözümünden yanayız. 21 ayda yapılan çalışmalarla tüm meclis üyeleri gurur duyabilir. Katkılarınızdan dolayı teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Grup sözcüleri de tek tek söz alarak geçtiğimiz günlerde yaşanan provokasyon olayını kınayarak Başkan Mustafa Bozbey’e geçmiş olsun dileklerini iletti.
-
Bursa Bölge6 yıl agoKaracabey’de cinayet: 1 ölü
-
Genel1 yıl agoKARACABEY BELEDİYESİ’NDE GÖREV DEĞİŞİKLİKLERİ
-
Bursa Bölge6 yıl agoRABBİMİZ BİZDEN NELER İSTİYOR
-
Güncel2 yıl agoİYİ VE KÖTÜ AHLAK
-
Ekonomi6 yıl agoSütaş’tan “Tereyağı” açıklaması
-
Bursa Bölge1 yıl agoKARACABEY AK PARTİ BURSA’DA YER BULAMADI
-
Güncel6 yıl agoARAPÇA’DA “VAV” HARFİ
-
Genel2 yıl agoKARACABEYLİ DUAYEN SANATÇI SEVENLERİNİ ÜZDÜ




Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49
You must be logged in to post a comment Login