Connect with us

Güncel

“KARACABEY’İN SON 10 YILDA 20 YILI ÇALINDI”

DEVA Partisi İlçe Başkanı Şaban Önen, Belediye Başkanı Ali Özkan’ın 10 yılını değerlendirdi:

Demokrasi ve Atılım Partisi Karacabey İlçe Başkanı Şaban Önen, Belediye Başkanı Ali Özkan’ın son 10 yılını değerlendirdi. Belediye’nin parlak kuşe kağıda bastırdığı, “Karacabey’de Neler Oluyor?” isimli kitapçık üzerinden Başkan Ali Özkan’ı hedef alan DEVA Partisi İlçe Başkanı Önen, “Maalesef Karacabey’in son 10 yılda 20 yılı çalındı.” dedi.

DEVA Partisi İlçe Binası’nda yerel basınla buluşan Şaban Önen, Belediye Başkanı Ali Özkan’ı eleştiri yağmuruna tuttu. Karacabey Belediyesi’nin bastırdığı, “Karacabey’de neler oluyor?” başlığı altındaki kitapçıktan yola çıkarak Başkan Özkan’ı eleştiren DEVA Partisi İlçe Başkanı Şaban Önen, “İlçemizin son 10 yılına baktığımızda başarısız bir belediye başkanı ile karşı karşıyayız.” ifadesini kullandı.

DEVA Partisi İlçe Sekreteri Ozan İneç ve İlçe Kadın Politikaları Başkanı Yasemin Tuna’nın da yer aldığı basın toplantısında Belediye Başkanı Ali Özkan’la ilgili çarpıcı açıklamalar yapan Şaban Önen, şu ifadelere yer verdi:

“TEKNOSAB’ta neler oluyor?”

“Aslında böyle bir toplantıyı Karacabey Belediye Meclisi’nde grubu bulunan partilerden beklerdim. Ancak sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Bilindiği üzere Ali Özkan 2019 yerel seçimleri öncesi TEKNOSAB’ı işaret ederek 150 bin kişiye iş imkanı sözü vermişti. Geldiğimiz 5 yılda bırakın 150 bini 15 kişiye bile iş olanağı sağlamadı. TEKNOSAB’ta neler oluyor, neler bitiyor maalesef Karacabeyliler’in herhangi bir bilgisi yok. Özkan TEKNOSAB’ın müteşebbis heyetinde olmasına karşın bu süreçle ilgili şu ana değin Karacabeylilerle herhangi bir bilgi paylaşmadı. Daha da vahim olan ise TEKNOSAB’ta Karacabeyli yatırımcıya yer verilmemesidir. Evet doğru duydunuz, orada Karacabeyli herhangi bir firma yok. Bunun sebebini de merak ediyoruz.

Ayrıca Karacabey’in tarım arazilerinin TEKNOSAB’a kurban edilmesi ayrı bir sorun. Özellikle Hürriyet köylülerine ait arazilerde yapılan ihalelerin polis gözetiminde ve kapalı kapılar ardında gerçekleştirilmesi ciddi bir soru işareti. Neden böyle yapılıyor? Bu nasıl şeffaf belediyecilik, anlamış değiliz! Yanı sıra TEKNOSAB’tan gelen kaynakların nereye aktarıldığı ise bilinmiyor? Bu konu Karacabey kamuoyuyla detaylıca paylaşılmalıdır.

“Karacabey artık pavyonlarıyla anılıyor”

Devlet eliyle yapılan Gölecik Barajı yıllardır bekliyor, ancak hala hizmete girmiş değil. Ne zaman olacağı da belli değil. Somut bir gelişme yok.

Yine Karayolları tarafından yapılan Boğaz yolunda gerçek proje uygulanmadı. Seçimden dolayı alelacele yapılan bir yol oldu ve geçen hafta sonu aşırı yağışlarla yolun iflas ettiğini herkes gördü. Ova köyleri yolu da keza hala bitirilemedi.

Başkan Taşlık sırtlarına yapılacak TOKİ’lerle övünüyor ama o bölgede yer alan pavyonlar ikiye ayrılan Karacabey’in ortasında kalacak. Pavyonlar için ilçeden uzak ayrı bir yer gösterilebilirdi, örneğin Bandırma yolu üzerinde uygun bir yere inşa ettirilebilirdi. Ancak Özkan, kişiye özel sözde bu hizmeti halkın parasıyla yapmaya karar verdi. Ayrıca pavyonların olduğu alan okullar bölgesi olarak işaretli olmasına karşın, bu iş ileriki yıllarda nasıl sonuçlanacak? İçkili mekanların şehir dışına alındığı söylense de, ilçe merkezinde mekanlar faaliyetine devam ediyor, hatta çoğaldılar. Maalesef ilçemiz ne kırmızı elmas diye adlandırılan domatesi, ne de soğanıyla anılıyor artık. Karacabey pavyonlarıyla anılır hale geldi.

“Kitapçıkta yer alan yatırımların çoğu Karacabey Belediyesi’ne ait değil”

Elektrik hatları UEDAŞ sayesinde yer altına alındı. Yani burada belediyenin bir tasarrufu yok. Aynı şekilde Büyükşehir eliyle Avrupa Yatırım Bankası’ndan alınan yaklaşık 190 milyon TL kredi sayesinde ve BUSKİ marifetiyle Karacabey’de altyapı, asfalt ve parke taşı çalışmaları yapılıyor. Şu an yerel seçim sebebiyle çalışmalar durduruldu. Hala girilmeyen mahalleler var. Muhtemelen seçimden sonra bu çalışmalar yeniden start alacak. Tabii bu yapılan altyapı hizmeti Karacabey adına güzel bir yatırım, buna diyeceğimiz bir söz yok. Ancak bu işin 2020 yılından bu yana plansızlık ve programsızlık ile sürmesi halkımızı çok mağdur etti. İnsanlarımız artık bu altyapı çalışmasının bir an önce bitmesini istiyor. Tabii bizim başkan ve yöneticilerimiz toz topraktan ve susuzluktan uzak Özlüce’de yaşadıkları için Karacabey’de herhangi bir sorun olmadığını savunuyorlar.

“Karacabey’i seçilmiş meclis üyeleri varken neden iki bürokrata teslim etti?”

Ali Özkan’ın belediye başkan yardımcılarını seçilmiş meclis üyelerinden değil de Karacabeyli olmayan ve Karacabey’i çok iyi bilmeyen bürokratlardan yapması ayrıca eleştiri konusudur. Seçilmiş meclis üyeleri varken, neden Karacabey’i 2 bürokrata teslim etti anlamış değiliz. Maalesef halkımız bu iki belediye başkan yardımcısıyla diyalog kurmakta da güçlük çekiyor.

“Güzel olanı sahipleniyorsan eleştirilerde de sorumluluk alacaksın”

Her ne kadar Özkan bu kitapçıkta “Yatırımları ben yaptım” demeye getirse de, yapılan çoğu hizmetlerin Büyükşehir ve hükümet eliyle gerçekleştirildiğini görüyoruz. Tabii Ali Özkan burada şunu söyleyebilir; “Büyükşehir ve hükümet yapıyor ama biz de Karacabey Belediyesiyiz. Biz olmadan yapılamaz” gibi bir düşünceye kapılabilir, kısmen haklı da olabilir. Ama o zaman Sayın Başkan eleştiriye de açık olacak. Vatandaşın Büyükşehir, BUSKİ veya altyapı çalışmalarından kaynaklı, ya da hükümetle ilgili şikayetlerinde; “O işe Büyükşehir bakıyor, o işi BUSKİ üstleniyor, bu iş hükümetle ilgili” diyerek işin içinden çıkmamalı, sorumluluğu da üstlenmelidir. Bu kitapçıkta da görüldüğü üzere belirtilen yatırımların hemen hemen hepsi Büyükşehir eliyle veya Hükümet kanalıyla yapılan çalışmalardır.

“Özkan 3D’de başarılı”

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe döneminde yapılan Yeniköy’deki sahil düzenlemesi güzel oldu ama deniz taşınca bu yatırım heba oldu. Turizmdeki altyapı yetersizliği o güzelliği mahvediyor. Turizm bölgeleri maalesef kaderine terk edilmiş durumda. Karacabey’deki yeşil Atatürk Kültür Parkı’nı da Kültür Merkezi uğruna bitirdiler. 2019 yılı yerel seçim öncesi temelini attılar ve hala hizmete açamadılar. Spor yatırımlarının birçoğu ise Spor Bakanlığı öncülüğünde gerçekleşti.

Ali Özkan’ın son 10 yılda yaptığı en iyi şey 3D dediği ‘Doğum, Düğün ve Defin’ işlerini iyi yapmasıdır. Hatta bazı açılışlara kendisi katılamayınca cebinde adeta makasla gezen bir meclis üyesini sürekli açılışlara gönderiyor. Gerçi Özkan bu konuda protokol adabını da yok sayıyor. Çünkü açılışlara ve resmi törenlere katılan meclis üyeleri Başkan Vekili olarak tanıtılıyor. Resmiyette öyle bir şey yok.

“Siz belediye başkanıyken partinizden 8 aday adayı çıkmasını sorgulayın”

AK Parti’de başlayan aday adaylık süreci sonrası Ali Özkan’ın durumu daha da netleşti. Kendi partisinden şu ana kadar 8 adayın çıkması, hatta iki eski ilçe başkanıyla ilçe kadın kolları başkanının dahi aday adayı olması Ali Bey’in durumunu net bir şekilde ortaya koymakta. Kendi partisi dahi Özkan’ı başarısız buluyor. Bizce de Karacabey’in son 10 yılda 20 yılı çalındı. İcraat ve uygulama maalesef yok. Cumhurbaşkanlığı tarafından bildirilen tasarruf tedbirlerine dahi uymuyor. Her gün makam aracıyla çift dikiş Bursa’ya gidip geliyor. Bir Belediye Başkanı veya Karacabey’i yöneten yöneticiler Bursa’da oturmamalıdır. Halkından kopuk bir idareciyi kabul etmek mümkün değil.

“Sürekli belediyeyi zarara uğratıyor”

Hatırlarsanız 2019 yerel seçimleri sonrası Sayıştay raporları ilçe gündemini sarsmıştı. Burada oluşan kamu zararı her ne kadar unutturulmak istense de biz dile getirmeye devam edeceğiz. Kimse kamuya ait yanlış işlere imza atmasın, bunun vebali de bedeli de ağır olur. Hatırlanacağı üzere Belediye İşhanı’nı yıkacağım dedi, hatta orada bulunan kiracılara boşaltın yazısı gönderdi. Ancak geçen sürede herhangi bir şey yapmadı. Aksine oradaki kiracılar ve esnaflar ciddi maddi zarara uğradı. Sonra bir baktık siyasi ortağı Milliyetçi Hareket Partisi hizmet binası Belediye İşhanı’na gelmiş. Kiracıların çıkması ayrıca kamu zararını oluşturdu. Yine pazaryeri için harcanan sözde projede de ciddi anlamda kamu zararı var. Ali Özkan tüm bunların hesabını vermelidir. Maalesef Başkan Özkan önce kafaya takıyor, sonra da inatla sözde projelerini yapmaya çalışıyor. Ardından siyasi ve hukuki duvara toslayınca eli ayağı dolaşıyor. Ama işin sonunda olan Karacabey’e oluyor. Hz. Mevlana’nın da dediği gibi; Kamil odur ki; koya dünyada bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser… Bugüne kadar göze çarpan bir eser olmayınca da seni bu göreve taşıyan dostların adaylıklarıyla önüne geçer.

“Karacabey Belediyespor hisseleri neden Turgut Yozgat’ta?”

Karacabey Belediyespor’daki hisseler ayrı bir soru işareti! Her ne kadar kulübün % 51 hissesi işinsanı Ekrem Senal’a ait olsa da geriye kalan % 48,5’luk hissenin AK Parti Belediye Meclis Üyesi Turgut Yozgat’a ait olması düşündürücüdür. Peki yeni dönemde nasıl olacak? Burada ne yapılmak istenmektedir? Karacabeylilerin hissesinin üzerine oturan Yozgat bunu açıklamalı, Belediye Başkanı da kamuoyunu bilgilendirmelidir. Tabii ilginç olan, böylesine önemli bir konunun meclisteki muhalefet parti meclis üyelerince hiç dile getirilmemiş olmasıdır. Bu da ayrıca düşündürücüdür.

“Adayımızı haftaya açıklayacağız”

Son olarak Cumhuriyet tarihinin en önemli ve zor mahalli idareler seçimlerine gidiyoruz. Bu süreçte piyasaya bazı partilerin kaprisleri, kompleksleri ve kar-zarar hesapları sürüldüğü takdirde bu işin maliyeti ağır olur. Ve her açıdan halka bunu anlatamaz. Bu sorumluluğun altında kalırız. Deva Partisi olarak biz süreci takip ediyoruz, işbirliği oluşmaz ise tek başımıza da seçime gireriz, bu konuda da iddialıyız. Aday adaylığı başvuruları partimizde başladı. Büyük bir aksilik olmazsa önümüzdeki hafta belediye başkan adayımızı açıklayacağız. Tabii güçlü bir muhalefet bloğu ile oluşacak ittifaka da kapıyı kapatmış değiliz. Bekleyip göreceğiz.”

“Halkımız da sessiz kalmamalı, konuşmalı”

Tarihin gösterdiği hakikat, temsilciler ne kadar çok konuşursa halkımız da o kadar az konuşuyor. Oysa demokrasi halkın konuşma sanatıdır. İstiyoruz ki sokaklar, meydanlar, sivil örgütler ve halk hep konuşsun. Biz siyasilere düşen görev de bu özgürlük ortamını sağlamak olmalıdır. Ancak günümüzde özgürce kendini ifade etmekten söz edebilir miyiz?”

Continue Reading
Click to comment

Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Güncel

ÇOCUĞU FUHUŞA TEŞVİK İNSANLIK SUÇUDUR!

Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD), Ankara’da Aralık ayında pavyonlara yönelik düzenlenen ve reşit olmayan kız çocuklarının fuhuşa zorlandığının ortaya çıktığı operasyonlara ilişkin sert bir açıklama yaptı. CKD, söz konusu olayların yalnızca adli bir suç değil, aynı zamanda bir insanlık suçu olduğunu vurguladı.

Ankara’da iki kız çocuğunun polise başvurmasının ardından 11 pavyona eş zamanlı operasyon düzenlenmiş, operasyonlarda yaklaşık 15 reşit olmayan kız çocuğunun fuhuşa zorlandığı ve bu mekânlarda uyuşturucu satışının da yapıldığı tespit edilmişti. Konuya ilişkin açıklama yapan CKD, pavyon işletmecileri ile bu duruma sessiz kalan mekân çalışanlarının “çocuğu fuhuşa teşvik” suçunun yanı sıra insanlık suçu da işlediğini belirtti.

Açıklamada, çocukların geleceğini karartan bu suçların ağır sonuçlarına dikkat çekilerek, “Burada açıkça çocuğu fuhuşa zorlama suçu işlenmiştir. Ancak çocukların uğradığı bu istismar, etkileri ömür boyu süren bir insanlık suçu olarak da değerlendirilmelidir” denildi.

CKD açıklamasında, “Reşit olmayan çocuk demek, zorunlu eğitim çağındaki çocuk demektir” vurgusu yapılarak, şu sorular yöneltildi:

“Bu çocukların aileleri nerede? Neden okulda değiller? Okul kayıtları yok mu? Yoksa bir milyonu aşkın açık öğretim öğrencisi arasında, nerede oldukları bilinmeyen birer sayıdan mı ibaretler?”

Bazı çocukların, söz konusu mekânlara ücretsiz yeme-içme imkânı sunulduğu gerekçesiyle gidip gelmeye başladıkları, daha sonra ise fuhuşa zorlandıkları ifade edilen açıklamada, çocukların ne eğitim hayatının ne de aile desteğinin içinde olduğu, derin bir çaresizlik ve kimsesizlikle karşı karşıya kaldıkları belirtildi. CKD, ortaya çıkan bu olayların “buzdağının yalnızca görünen kısmı” olduğuna dikkat çekti.

Açıklamanın devamında, benzer olayların önlenebilmesi için faillerin en ağır cezalarla cezalandırılması gerektiği vurgulanarak, “Her ortaya çıkarılan vakada adaletin eksiksiz işlemesi, çocuk istismarının önüne geçilmesi açısından hayati önemdedir” ifadelerine yer verildi.

CKD, sorunun bireysel değil sistemsel olduğunun altını çizerek, küresel sömürü sisteminin yarattığı toplumsal ve ahlaki çürümenin en çok çocukları hedef aldığına dikkat çekti. Kamucu ve halkçı bir yönetim anlayışının, tüm kurumlarıyla çocukları koruyacağını savunan dernek, “Tek bir evladımızın bile kayıp gitmesine göz yumulmamalıdır” görüşünü dile getirdi.

Açıklama, “Cumhuriyetimizin ‘kimsesizlerin kimsesi’ anlayışıyla, insanı merkeze alan yeni bir uygarlık mücadelesini sürdürmeye devam edeceğiz” ifadeleriyle sona erdi.

Continue Reading

Güncel

TRAKYA BİRLİK OLAĞAN GENEL KURULU GERÇEKLEŞTİRİLDİ

Trakya Birlik 2024–2025 İş Yılı Olağan Genel Kurul Toplantısı, 05 Ocak 2026 tarihinde Edirne Mimar Sinan Kapalı Spor Salonu’nda geniş katılımla gerçekleştirildi.

Genel kurulda konuşan Trakya Birlik Yönetim Kurulu Başkanı Şafak Kırbiç, Türk çiftçisinin tüm zorluklara rağmen üretimden vazgeçmeyen kararlı yapısına dikkat çekti. Kırbiç, Bursa’nın Harmancık ilçesinde çıkan orman yangınına, patlak lastiğine rağmen su taşıyan bir çiftçinin hikâyesini örnek göstererek, bu tablonun Türk çiftçisinin fedakârlığını ve vatan bilincini açıkça ortaya koyduğunu ifade etti.

1966 yılında ayçiçeği üreticisinin emeğini korumak ve ürününü değerinde pazarlamak amacıyla kurulan Trakya Birlik’in bugün 60 yıllık köklü bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayan Kırbiç, Birliğin yalnızca alım yapan bir kuruluş değil; ayçiçeğini modern tesislerinde yağ, margarin ve hayvansal yeme dönüştüren entegre bir tarım-sanayi modeli sunduğunu belirtti. Trakya Birlik’in kriz dönemlerinde piyasayı dengeleyen, fiyat istikrarı sağlayan ve yerli üretimi koruyan stratejik bir kurum haline geldiğini dile getirdi.

237 bin ton Ayçiçeği alındı, 5 milyar TL’yi aşkın ödeme yapıldı

2024–2025 iş yılında ayçiçeği hasadı sürecinde üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi için kamu otoriteleriyle yoğun temas yürütüldüğünü aktaran Kırbiç, yurt dışı fiyat baskısına karşı alınan tedbirlerle piyasanın desteklendiğini söyledi. Bu kapsamda Birlik tarafından 237 bin ton ayçiçeği alımı gerçekleştirildiğini ve üreticilere 5 milyar 49 milyon TL ürün bedeli ödendiğini açıkladı.

Yüksek finansman maliyetlerinin tüm sektörleri olduğu gibi Trakya Birlik’i de zorladığını ifade eden Kırbiç, buna rağmen ortaklara 2 milyar 795 milyon TL kredi kullandırılarak tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlandığını kaydetti.

Aynı iş yılında 182 bin ton yem, 28 bin ton küspe, 37 bin ton gübre, 54 bin torba ayçiçeği tohumu ve 137 bin litre zirai ilaç satışı gerçekleştirildiğini belirten Kırbiç, rafine yağ satışının ise 187 bin 814 tona ulaştığını ifade etti. Bu rakamların, yüksek faiz ortamına rağmen Trakya Birlik ve kooperatiflerinin güçlü organizasyon yapısını ortaya koyduğunu vurguladı.

2025–2026 sezonunda piyasa tarife kontenjanıyla toparlandı

2025–2026 sezonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kırbiç, aşırı sıcaklar ve kuraklık nedeniyle üretimde düşüş yaşandığını, Cumhurbaşkanı Kararı ile devreye alınan tarife kontenjanı uygulamasının ise piyasada toparlanma sağladığını belirtti. Bu süreçte 4 Ağustos 2025’te 28 bin TL/ton avans, 28 Eylül 2025’te ise 33 bin TL/ton kesin fiyat açıklandığını ifade eden Kırbiç, kampanya döneminde 151 bin 740 ton ayçiçeği alımı yapıldığını ve bedelin tamamının üreticilere ödendiğini bildirdi.

Hasat sonrası dönemde Birliğe bağlı iki işletmede üretimin 24 saat esasına göre sürdüğünü belirten Kırbiç, tüm faaliyetlerde iş sağlığı ve güvenliği ile tüketici sağlığının öncelikli olduğunu vurguladı. Konuşmasının sonunda Trakya Birlik’in 60. kuruluş yılını kutlayan Kırbiç, genel kurulun üreticiler ve ülke tarımı için hayırlı olmasını diledi.

Divan heyeti seçildi, tüm maddeler oy birliğiyle kabul edildi

Açılış konuşmasının ardından Divan Heyeti’nin seçimine geçildi. Yapılan oylama sonucunda Divan Başkanlığı’na Göksel Baytok (Babaeski Koop.), Başkan Vekilliği’ne Zekeriya Güven (Şarköy Koop.), Katip Üyeliklere ise Hakkı Çetin (Yenişehir Koop.) ve Metin Yıldırım (Lalapaşa Koop.) seçildi.

Divan Başkanı Göksel Baytok, destek veren tüm birlik temsilcilerine teşekkür ederek gündem maddelerine geçildiğini duyurdu. Atatürk ve Aziz Şehitlerimiz için yapılan saygı duruşu ve okunan İstiklal Marşı’nın ardından, çalışma raporları ile bilanço ve gelir tabloları okunarak oy birliğiyle ibra edildi. Gündemde yer alan tüm maddeler delegelerin onayına sunularak oy birliğiyle kabul edildi.

Dilek ve temenniler bölümünde söz alan Yönetim Kurulu Başkanı Şafak Kırbiç, genel kurula katılım sağlayan tüm delegelere teşekkür ederek toplantıyı sonlandırdı.

Continue Reading

Güncel

SARIBAL: “TARIMDA TARİHİ KÜÇÜLME AĞIR GIDA KRİZİNİN HABERCİSİ”

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye’nin son 25 yılın en sert tarımsal küçülmesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. IMF ve Dünya Bankası tarafından dayatılan, 2000’li yılların başından itibaren siyasi iktidarlarca uygulanan neoliberal politikaların tarımda derin bir istikrarsızlık yarattığını vurgulayan Sarıbal, bu süreçte tarımın büyüme hızının sürekli olarak gayrisafi yurt içi hasılanın gerisinde kaldığını ifade etti. “Son 22 yılda Türkiye ekonomisi yıllık ortalama yüzde 5,4 oranında büyürken, tarım katma değerindeki büyüme yalnızca yüzde 3’te kaldı. 2025 yılının üçüncü çeyreğinde ekonomi yüzde 3,7 büyürken, tarım sektörü yüzde 12,7 oranında küçüldü. Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın da ifade ettiği bu tablo, ekonomi literatürüne ‘negatif büyüme’ gibi trajikomik bir kavram kazandırdı” diyen Sarıbal, bu küçülmenin ne tesadüf ne de yalnızca zirai don ve kuraklıkla açıklanabileceğini söyledi. Son 20 yılda tarımda 2,6 milyon kişilik istihdam kaybı yaşandığını vurgulayan Sarıbal, özellikle küçük ölçekli çiftçilerin, tarım işçilerinin, kiracı ve ortakçıların, küçükbaş hayvancılıkla geçinenlerin bu politikalardan en ağır biçimde etkilendiğini belirterek, “Yüzde 12,7’lik küçülme yanlış tercihlerle, ideolojik körlükle ve plansızlıkla yaratılmış bir politik sonuçtur. Türkiye büyürken tarım küçülüyorsa, bu büyüme sürdürülebilir değil; aksine gelecekte çok daha ağır bir gıda krizinin habercisidir” diye konuştu.

Girdi maliyetleri patladı, destekler buharlaştı

Saray iktidarının büyümeyi inşaat, tüketim ve kredi genişlemesi üzerinden kurguladığını; tarımı ise stratejik bir sektör olarak görmemeyi tercih ettiğini ifade eden Sarıbal’a göre bu yaklaşımın en somut sonucu, desteklerin hem yetersiz kalması hem de enflasyon karşısında erimesi. Tarım Kanunu’na göre bütçeden tarımsal desteklere ayrılması gereken payın GSYH’nin en az yüzde 1’i olması gerektiğini hatırlatan Sarıbal, “Çiftçiye verilen pay bunun neredeyse beşte biri bile değil; binde 2 seviyesinde. Bu, açık bir yasa ihlalidir” dedi.

Mazot, gübre, ilaç ve tohum gibi temel girdilerdeki fahiş artışların çiftçiye verilen desteklerle telafi edilemediğini belirten Sarıbal, endüstriyel tarım modelinin yoğun girdi kullanımına dayandığını; ancak bu girdilerin büyük ölçüde çok uluslu şirketlerin kontrolünde olduğunu vurguladı. Ticari tohum ve pestisit piyasasında BASF, Bayer, Corteva ve Syngenta gibi şirketlerin küresel pazara hakim olduğuna dikkati çeken Sarıbal, “Bu şirketler küresel tohum pazarının yüzde 56’sını, pestisit pazarının ise yüzde 61’ini kontrol ediyor. Gübrede de en büyük 10 şirket, pazarın yaklaşık yüzde 40’ına sahip” dedi. Türkiye’nin tohumdan gübreye, mazottan tarım makinelerine kadar temel girdilerde dışa bağımlı olduğunu belirten Sarıbal, döviz kurlarındaki artışın maliyetleri hızla yükselttiğini, bunun da çiftçiyi girdi kullanımını azaltmaya zorladığını söyledi. “Sonuç verim düşüşü, kalite kaybı ve daha az üretimdir” diye konuştu.

Dünyanın en çok ithalat yapan 10 ülkesinden biri Türkiye

İthalata dayalı politikaların yerli üreticiyi sistematik biçimde tasfiye ettiğini vurgulayan Sarıbal, tarımda planlama eksikliğinin ve kurumsal çöküşün derinleştiğini söyledi. Milletvekili Sarıbal, hangi ürünün nerede ve ne kadar ekileceğine, su kaynaklarının nasıl korunacağına ve iklim krizine karşı nasıl önlem alınacağına dair bütüncül bir politikanın bulunmadığını belirtti. İktidarın 2024’te tarımsal hasılanın 74 milyar dolara çıktığını ve Türkiye’nin dünyanın en büyük 7’nci tarım ekonomisi olduğunu öne sürdüğünü hatırlatan Sarıbal, bu söylemin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre Türkiye’nin 2022’de 32 milyar dolarlık tarım ürünü ithalatıyla dünyanın en çok ithalat yapan 10 ülkesi arasına girdiğini belirten Sarıbal, aynı yıl tarım ihracatının 30 milyar dolar olduğunu ve Türkiye’nin ilk 10 ihracatçı arasında yer almadığını ifade etti.

Ucuz emek ve yüksek sömürü

2024 verilerine göre tarımda istihdamın yaklaşık 4,8–5 milyon kişi düzeyinde olduğunu, bunun toplam istihdamın yaklaşık yüzde 15’ine karşılık geldiğini hatırlatan Sarıbal, bu işgücüne rağmen çalışan başına düşen katma değerin son derece düşük olduğuna dikkati çekti. Sarıbal’ın paylaştığı verilere göre, 2015 yılı sabit ABD doları fiyatlarıyla 2024’te kişi başına tarımsal katma değer Türkiye’de yalnızca 14 bin dolar seviyesinde kaldı. Aynı gösterge Arjantin’de 174 bin dolar, Avustralya’da 127 bin dolar, ABD’de 85 bin dolar, Hollanda’da 80 bin dolar, Almanya’da 57 bin dolar, Fransa’da 47 bin dolar ve hatta Özbekistan’da 18 bin dolar. “İktidarın övündüğü 74 milyar dolarlık tarımsal hasıla, çiftçinin cebine girmiyor” diyen Sarıbal, bu tablonun tarımda verimlilikten çok ucuz emek ve yüksek sömürüye dayalı bir yapıyı gösterdiğini vurguladı. Sarıbal, tarım sektörünün son 20 yılda 2,6 milyon istihdam kaybettiğini hatırlatarak, 2002 yılında 7,5 milyon olan tarımsal istihdamın 2024 itibarıyla 4,8 milyona düştüğünü ifade etti. “Bu, tarımın küçüldüğünün ve üreticinin sistemli biçimde üretimden itildiğinin açık göstergesidir” dedi.

Continue Reading

Trending