Connect with us

Yazarlar

DEPREMDE KARACABEY NE KADAR GÜVENLİ?

Son günlerde kafamda aynı soru dönüp duruyor:

“Karacabey gerçekten ne kadar güvenli?”

Eskiden bu soruyu kendime pek sormazdım. Çünkü deprem sanki bizim için uzaktaki bir felaketti. Televizyonda gördüğümüz, gazetelerde okuduğumuz, ama bizim başımıza gelmeyecek bir olay gibiydi.

Ama son aylarda, özellikle Sındırgı merkezli depremler sonrasında hepimiz anladık ki; deprem artık kapımızın eşiğinde. Hatta belki çoktan içeri girdi bile.

Her sarsıntıda aynı düşünceler gelip oturuyor zihnimin bir köşesine:

Evim ne kadar sağlam?

İşyerimin bulunduğu bina dayanıklı mı?

Her gün oturduğum kahve, alışveriş yaptığım market, çocukların gittiği okul ne kadar güvenli?

Ve daha büyük bir soru:

Ya yaşadığımız bu şehir, Karacabey, ne kadar güvenli?

Faylar çevremizi sarmış durumda

Bu sorunun cevabını ararken küçük bir araştırma yaptım. Ve karşıma çıkan tablo, açıkçası beni oldukça tedirgin etti. Bende bunu Karacabey halkıyla paylaşmak istedim.

Çünkü Karacabey ve çevresi, çok sayıda aktif fay hattıyla çevrili.

Yani, sadece uzaktaki bir tehlikeden değil, bizi doğrudan ilgilendiren bir riskten söz ediyoruz.

İşte Karacabey’e en yakın ve potansiyel olarak yıkıcı etki yaratabilecek bazı fay hatları:

Uluabat Fayı: 7 büyüklüğünde deprem üretebiliyor.

Karacabey Fayı: 6 ve üzeri büyüklükte.

Mustafakemalpaşa Fayı: 7 ve üzeri.

Zeytinbağı Fayı: 7 ve üzeri.

İznik Fayı: 7.5 ve üzeri.

Gemlik Fayı: 7.5 büyüklüğünde.

Manyas Fayı: 6.5 büyüklüğünde.

Bursa Fayı: 7.5 büyüklüğünde.

Yenişehir–Kayapa Fayı: 7.5 ve üzeri.

Orhaneli Fayı: 6 ve üzeri büyüklükte.

Yaptığım araştırmada uzmanların ortak görüşü şu:

“Bu fayların büyük bir kısmı uzun süredir enerji biriktiriyor. Yani, tekrarlama zamanları gelmiş hatta bazıları için geçmiş durumda.”

Zemin sağlam değil, risk büyük

Karacabey’in jeolojik yapısına baktığımızda tablo biraz daha kararıyor. Bölge, tarih boyunca denizin çekilmesiyle oluşmuş alüvyon bir ova üzerine kurulmuş.

Kum, kil ve çakıl karışımı zemin — yani jeolojik adıyla “Genç Çökel” — deprem sırasında enerjiyi yutmak yerine büyütüyor.

Bu da şu demek:

Deprem olduğunda, bu zemin üzerindeki yapılar daha fazla sarsılıyor.

Üstelik ilçemizin büyük bölümünde yeraltı suyu seviyesi çok yüksek.

Bu durum “sıvılaşma riski” doğuruyor. Yani, bir deprem anında toprak, su gibi davranıyor; zemin taşıma gücünü kaybediyor.

Sarsıntı sırasında binaların kayması, devrilmesi, temellerin çökmesi işte bu yüzden oluyor.

Binalar ne kadar güvenli?

Bugün Karacabey’de 20–30 yıl önce yapılmış çok sayıda yapı var.

O dönemdeki deprem yönetmelikleri bugünküler kadar sıkı değildi. Yani, o binaların birçoğu yeni yönetmeliklere göre riskli sayılabilir.

Dahası, geçmişte en fazla 2–3 katlı evler varken, şimdi aynı zemin üzerinde katlar yükseliyor.

Peki bu ruhsatlar hangi zemin etütlerine göre veriliyor?

Yapı denetimleri yeterli mi?

Bu soruların mutlaka net, şeffaf cevaplara ihtiyacı var.

Ayrıca Bitişik Nizam yapılaşma ise ayrı bir risk. Depremde bir bina çökerse, hemen yanındakini de peşinden götürebiliyor. Dar sokaklarda yolların kapanması, arama kurtarma ekiplerinin ulaşamaması gibi zincirleme tehlikeler ortaya çıkıyor.

Uzmanlar uyarıyor

Görüşlerine başvurduğum jeoloji, jeofizik ve inşaat mühendisleri birkaç noktada hemfikir:

“Karacabey’in zemini zayıf, sıvılaşma riski yüksek. Fay hatları aktif, tekrarlama süreleri doldu. Depreme hazırlık planı mutlaka güncellenmeli. Acil toplanma alanları belirlenmeli, halka açık şekilde paylaşılmalı. Binalar ve köprüler düzenli olarak denetlenmeli. Halk bilinçlendirilmeden gerçek bir hazırlık yapılamaz.”

Bir mühendis şu cümleyi kurdu, aklımdan çıkmıyor:

“Depremi engelleyemeyiz ama bilgisizlikle birleşirse, o zaman felaket olur.”

Ne yapılmalı?

Depremi konuşmak moral bozucu olabilir, ama görmezden gelmek daha tehlikeli. Bu yüzden yapılması gerekenleri açıkça söylemek zorundayız:

Karacabey için kapsamlı jeolojik ve jeofizik haritalar hazırlanmalı, halka açık hale getirilmeli.

Acil durum planı her yıl gözden geçirilmeli ve tatbikatlarla desteklenmeli.

Yollar, kamu binaları, hastaneler… Hepsi düzenli olarak dayanıklılık testlerinden geçmeli. Çünkü bu yapılar sadece taş ve betondan ibaret değil; bir kentin güvenli geleceğini temsil ediyor.

Özellikle köprüler! Çünkü köprüler, bir ilçenin nefes borularıdır. Karacabey’e giriş ve çıkışların büyük kısmı köprüler üzerinden sağlanıyor. Olası bir afette bu köprülerin zarar görmesi, sadece ulaşımı değil, hayatı da durdurur. Yardım ekiplerinin ilçeye ulaşamaması, saniyelerin bile hayati önem taşıdığı anlarda büyük bir felaket anlamına gelir.

Bugün değilse bile, bir gün bu testlerin eksikliğiyle yüzleşmek zorunda kalabiliriz. O yüzden köprülerimizi, yollarımızı, kamu binalarımızı sadece bugünün konforuyla değil; yarının güvenliğiyle de ölçmek zorundayız.

Ayrıca riskli ve harabe durumdaki binalar için kentsel dönüşüm planı uygulanmalı.

Halk eğitimi ve arama kurtarma kursları yaygınlaştırılmalı.

Toplanma alanları belirlenip, tabelaları net şekilde yerleştirilmeli.

Okullarda deprem tatbikatları sadece formalite değil, hayat kurtaran eğitimler haline getirilmeli.

Asıl soru: Biz hazır mıyız?

Bugün uzman görüşleri ve gözlemlerim bana şunu söylüyor:

Evet, Karacabey’i de etkileyecek bir deprem olacak. Ama asıl mesele, “ne zaman olacağı” değil; biz buna ne kadar hazırız?

Belediyemiz, Kaymakamlığımız, İtfaiye, AFAD…

Her kurum kendi üzerine düşeni yapıyor mu?

İtfaiye ekipleri depremde oluşacak yangınlar için hazır mı? Yeterli teçhizatı var mı?

Yoksa bu konu da diğer gündemler gibi birkaç gün konuşulup sonra unutulacak mı?

Ben, bu soruları sadece bir gazeteci olarak değil, bu şehirde yaşayan biri olarak soruyorum. Çünkü bir gün gerçekten büyük bir sarsıntı olduğunda, bu soruların cevabını değil, sonuçlarını yaşayacağız. O nedenle vebal almayalım!

Depremi engelleyemeyiz. Ama hazırlıklı bir şehir, bilinçli bir toplum, denetlenen binalar, açık ve şeffaf yönetimlerle yıkılmadan da ayakta kalabiliriz.

Unutulmasın ki gerçek güvenlik, fayların ne kadar uzakta olduğu değil; önlemlerin ne kadar yakında olduğudur.

Continue Reading
Click to comment

Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Yazarlar

EVLİLİK HAYATI

Almanya’da görev yaptığım yıllarda hafta sonu gençlerle buluşmamızda gençler evlilik hayatından söz eder misiniz dediler.

Bu konuda gençlere şu tavsiyelerde bulundum.

Gençler öncelikle eşinizi iyi seçiniz her iş aş hayatımızda önemli bir yer kapsar.

Size peygamber efendimizin bir hadisini hatırlatayım.

Kadın 4 şey için nikahlanır malı soyu güzelliği ve dini için, sen dindar olanı seç ki evinde bereket ve mutluluk olsun.

Denilir ki güzelliğe bir sivilce, mala bir kıvılcım yeter, onun için siz ahlaklı olanı tercih ediniz.

Kadını malı ve güzelliği için seçenler mahrum olabilir güzellik ve zenginlik yeterli olmamalıdır.

Güzel ve zengin olup ahlakı iyi olmayan bir eşle mutlu, huzurlu bir hayat devam etmez.

Huzurlu hayat saygı, sadakat, sabır ve fedakarlık ister.

Ragıp Paşa’nın hanımı bir gün şöyle der. Bülbül ile karga arkadaş olmuşlar. Bülbül şikayet etmesi gerekirken karga şikayetçi olmuş. Kendisi güzel bir kadın kendini bülbüle Ragıp Paşa’yı kargaya benzetmek istemiş ama Ragıp paşa şöyle demiştir.

Güzelin hulk’u da gerektir yarına yoksa çok sürat yaparlar kilise duvarına!

Evet kilisenin duvarları nice Meryem resimleri ile doludur ama hiçbiri gerçek Meryem değildir.

Demek ki kadının güzelliği yanında huy ve ahlak güzelliği olmalı.

Gençler evlenerek yeni bir hayata başlarlar, bu aile hayatında her davranış değerlendirilir.

Aile hayatında bir bardak su ikramında bile birbirlerinin yüzlerine tebessümle bakmaları bile ibadet sayılır.

Bir dostum pazardan 2 eli dolu evine gelir evin ziline basar kapıya gelen evin hanımı be adam senin anahtarın yok mu diye azarlar.

Halbuki elindekilerini alıp yorulmuşsundur bir yorgunluk kahvesi yapayım diyemez miydi?

Ailede huzur ve mutluluğun temini için gençler huzur ve hatalarınızı araştırmayınız.

Eşinizin kötü huyu varsa iyi huylara tutunuz, sırlarınızı kimseye anlatmayınız.

Daima tatlı dilli güler yüzlü olmalısınız.

Konuyu bir misalle şöyle açıkladım.

Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri İstanbul’dayken Hasankale’de oturan hanımına şöyle bir mektup yazar.

İzzetli, hürmetli, hatırlı, gönüllü, marifetli, şefkatli, şirin sözlü, melek yüzlü, oğlumun annesi, gönlümün cananesi, inci tanesi Züleyha hanıma diye ..

İşte böyle iltifat olunca o evde huzursuzluk olmaz.

Gençler kuracağınız aile yuvası kutsaldır. Çünkü temeli cennette anlatılmıştır.

Gençler verdiğim bu nasihatlerden dolayı hepsi bana teşekkür ettiler.

Continue Reading

Yazarlar

GİZEMLİ HAREKETLER

Bugüne kadar yazdıklarımı okumuşsanız geçmiş yılları günümüze taşıdığımı fark etmişsinizdir. Bugün de aynı çizgiden gidelim ve biraz nostalji yapalım dedim.

Evet, bugün hep birlikte okul yıllarına bir yolculuk yapmaya ne dersiniz.

Anımsarsınız sınıf başkanı eline tebeşir alır ders ne ise tahtaya konusuyla birlikte yazardı.

Dersimiz : Türkçe

Konu : Gizemli Hareketler

Öğretmen sınıfa geldiğinde konuyla ilgili kitaptaki sayfa açılır öğrenciler birkaç paragraf okur sonra öğretmen başlardı konuyla ilgili  anlatıma.

“Görünmeyenin ardındaki niyet, bazen açık bir sözden çok daha fazlasını anlatır. Gizemli hareketler, insan doğasının en merak uyandırıcı ve bazen de en tekinsiz yanını temsil eder.

Bazı gizemler büyük olaylarda değil, saniyeler içine sığan küçük detaylarda gizlidir. Bir insanın konuşurken parmaklarıyla masada ritim tutması ya da göz bebeklerinin aniden büyümesi, kelimelerin sakladığı gerçeği ele verebilir. Bu mikro ifadeler, zihnin kapalı kapıları ardında dönen dolapların anahtarıdır.

Sevgili öğrenciler, unutmayın ki en derin sırlar, her zaman en sıradan görünen hareketlerin içinde saklanır; çünkü kimse sıradan olandan şüphelenmez.

Ve gizemli hareketler, hayatın rasyonel akışına vurulan küçük darbelerdir. Bize dünyanın hala keşfedilmemiş, açıklanmamış ve bazen kişilerin de gizemli bir yanı olduğunu hatırlatır. Sokakta yürürken, akıntıya ters giden kişiye dikkat edin; belki de onunla bir hikayenin başlangıcına şahitlik ediyorsunuzdur.” diyerek bize hayatın gizemi hakkında örneklemelerle ders verirdi.

Konuları öyle akıcı ve anlaşılır örneklerle anlatırdı ki hepimiz Türkçe dersini severdik. Sadece Türkçe değil, kolay dersler favorimizdi. Beden Eğitimi gibi, müzik gibi.

Sahi müzik dedim de bir öğretmenimiz vardı. Mustafa. Sesi çok güzeldi. Galiba ailesi yıllar önce balkanlardan göç etmiş. Bize oralardan türküler söylerdi. “Arda boylarında” en sevdiği türküydü. Şarkının hikayesi gibi yanık yanık söylerdi Arda Boyları’nı.

Sınıfta başkanlık seçimi de bir o kadar heyecanlı geçerdi. Adaylar vaatlerini açıklar öğrencilerden oy isterdi. Başkanlık kadar başkan yardımcılığı da önemliydi. Kimisi açıkça başkan yardımcılığını istediğini belirtir, kimisi de alttan alttan gizemli çalışmalar yapardı. Seçilmek için mücadele ederdik.

Ancak o heyecanla şunu hep unuturduk. Başkan ya da başkan yardımcısı olsak da eğitim dönemi sonunda bu görevin biteceğini ve sıradan bir öğrenci olacağımızı unutarak savaş verirdik.

Güzel günlerdi o günler. Hepimizin o yıllardan günümüze kalmış öğrencilik anıları vardır. Belki de yazdıklarım sizleri o günlere götürdü ve kendinizi yaşadınız.

Anılar ve yaşanmışlıklardır unutulmayan ve unutulmayacak olan…

Continue Reading

Yazarlar

FİYATLARIN GÖRÜNMEYEN ELİ: NAKLİYE MALİYETLERİ

Ekonomik hayatın en temel tartışma alanlarından biri fiyatların nasıl oluştuğu meselesidir. Günlük yaşamda tüketicinin gördüğü rakam, çoğu zaman bir ürünün raf fiyatıdır. Ancak bu rakam, aslında uzun ve çok katmanlı bir ekonomik sürecin son halkasıdır. Üretimden tüketime uzanan bu zincir içerisinde, çoğu zaman göz ardı edilen ama fiyatları doğrudan etkileyen önemli bir bileşen vardır: lojistik maliyetler.

Fiyat oluşumunu yalnızca üretim maliyetleri üzerinden değerlendirmek, günümüz ekonomik yapısını anlamak için yeterli değildir. Çünkü modern ekonomilerde bir ürünün değeri, sadece üretildiği noktada değil, tüketiciye ulaşana kadar geçtiği tüm aşamalarda şekillenir. Bu aşamalar; tedarik, depolama, taşıma, dağıtım ve perakende süreçlerini kapsar. Her bir aşama, nihai fiyat üzerinde ayrı bir yük oluşturur.

Lojistik süreçler, ekonomik sistemin adeta görünmeyen omurgasıdır. Ürünlerin üretim noktasından tüketim noktasına güvenli, hızlı ve düzenli bir şekilde ulaştırılması yalnızca operasyonel bir süreç değil, aynı zamanda maliyet belirleyici bir faktördür. Özellikle taşıma ve depolama maliyetleri, toplam fiyat yapısı içerisinde önemli bir paya sahiptir.

Bu noktada lojistik maliyetlerin en kritik özelliği zincirleme etki doğurmasıdır. Taşıma giderlerinde meydana gelen bir artış, doğrudan üretici maliyetlerine yansımakla kalmaz; aynı zamanda toptancı ve perakendeci fiyatlarına da etki eder. Böylece maliyet artışı, ekonomik sistem içerisinde katlanarak nihai tüketici fiyatlarına ulaşır.

Bu zincirleme etki, özellikle enerji ve yakıt maliyetlerine duyarlı sektörlerde daha belirgin hale gelir. Çünkü lojistik faaliyetlerin büyük bir bölümü enerjiye dayalıdır. Bu nedenle enerji fiyatlarında yaşanan değişimler, dolaylı olarak birçok ürünün fiyatına yansıyabilmektedir.

Coğrafi yapı da lojistik maliyetlerin belirlenmesinde önemli bir rol oynar. Geniş yüzölçümüne sahip ülkelerde üretim merkezleri ile tüketim bölgeleri arasındaki mesafe arttıkça, taşıma ihtiyacı ve buna bağlı maliyetler de yükselir. Bu durum, bölgesel fiyat farklılıklarının oluşmasına da zemin hazırlar.

Küreselleşme ile birlikte lojistik süreçler artık yalnızca yerel bir faaliyet olmaktan çıkmış, uluslararası bir yapıya dönüşmüştür. Birçok ürünün hammaddesi farklı ülkelerden temin edilirken, üretim süreçleri başka bölgelerde gerçekleşmekte ve dağıtım küresel ağlar üzerinden yapılmaktadır. Bu durum, lojistik maliyetleri yalnızca iç piyasa değil, küresel fiyatlama sistemi açısından da kritik hale getirmiştir.

Tedarik zincirinde yaşanan herhangi bir aksama, gecikme ya da maliyet artışı, doğrudan nihai ürün fiyatlarına yansıyabilmektedir. Bu nedenle lojistik yönetimi, günümüzde yalnızca bir taşıma süreci değil, aynı zamanda ekonomik istikrarın korunmasında önemli bir araç olarak değerlendirilmektedir.

Özellikle son yıllarda yaşanan küresel gelişmeler, tedarik zincirlerinin ne kadar hassas bir yapıya sahip olduğunu açık şekilde göstermiştir. Küresel ölçekte yaşanan krizler, lojistik ağlarda meydana gelen kırılmalar ve enerji piyasalarındaki dalgalanmalar, fiyat istikrarı üzerinde doğrudan etkili olmuştur. Bu durum, lojistik maliyetlerin ekonomik sistem içerisindeki stratejik konumunu daha görünür hale getirmiştir.

Bununla birlikte, lojistik sektöründe yaşanan teknolojik dönüşüm maliyet yapısını değiştirmeye başlamıştır. Dijital takip sistemleri, rota optimizasyon yazılımları, otomasyon sistemleri ve akıllı depo yönetimi gibi uygulamalar, süreçlerin daha verimli hale gelmesini sağlamaktadır. Bu gelişmeler, uzun vadede maliyetlerin kontrol altına alınmasına katkı sunmaktadır.

Ancak tüm bu teknolojik ilerlemelere rağmen, lojistik maliyetler tamamen ortadan kaldırılabilecek bir unsur değildir. Çünkü fiziksel bir ürünün bir noktadan başka bir noktaya taşınması her zaman belirli bir maliyet gerektirir. Bu nedenle lojistik, ekonomik sistemin sabit ve kaçınılmaz bileşenlerinden biri olmaya devam etmektedir.

Fiyatların oluşum sürecini anlamak için yalnızca üretim aşamasına odaklanmak, eksik bir analiz ortaya koyar. Çünkü asıl belirleyici süreç, ürünün üretildiği andan tüketiciye ulaştığı ana kadar geçen tüm yolculuktur. Bu yolculuk boyunca oluşan maliyetler, fiyatın gerçek yapısını belirler.

Günlük hayatta sıkça kullanılan “ürün yolda pahalanır” ifadesi, aslında ekonomik sistemin temel işleyişine dair önemli bir gerçeği özetlemektedir. Bu ifade basit görünse de, arkasında oldukça karmaşık bir maliyet ve dağıtım ağı bulunmaktadır.

Sonuç olarak, lojistik maliyetler modern ekonomide görünmeyen ancak etkisi oldukça güçlü olan bir fiyat belirleyici unsurdur. Üretimden tüketime uzanan süreç doğru analiz edilmeden, fiyat hareketlerini ve enflasyon dinamiklerini tam anlamıyla açıklamak mümkün değildir. Bu nedenle ekonomik değerlendirmelerde yalnızca üretim değil, üretim ile tüketim arasındaki tüm süreçlerin birlikte ele alınması gerekmektedir.

Çünkü ekonomi, sadece üretildiği yerde değil, yolda geçen her kilometrede yeniden şekillenmektedir.

Continue Reading

Trending