Connect with us

Politika

BİR ÜLKE YERLİ ÜRETİMLE BÜYÜR, ADALETLİ PAYLAŞIMLA GÜÇLENİR

Saadet Partisi Karacabey İlçe Kadın Kolları Başkanı Rukiye Deniz, Türkiye ekonomisinin en temel sorunlarından birinin, tüketime ve ithalata bağımlı bir yapıya sürüklenmesi olduğunu belirterek, “Ülkemizin güçlü bir ekonomiye kavuşması, yeniden kendi kendine yeten bir ülke olması; yerli üretime, yerli marka ve işletmelere, yerli emeğe değer verilmesiyle mümkündür” dedi.

Yerli Malı Haftası dolayısıyla parti teşkilatında bir basın açıklaması yapan Rukiye Deniz; dışa bağımlı bir ekonominin, enflasyonu körüklemesinin yanı sıra Türkiye’nin direncini zayıflattığını vurguladı.

Yerli Malı Haftası’nın, sadece takvimde bir hatırlatma günü değil; Türkiye’nin geleceğine, üretim gücüne ve ekonomik bağımsızlığına dair bir farkındalık çağrısı olduğunu ifade eden Deniz açıklamasında şu görüşleri dile getirdi:

“Türkiye ekonomisinin son yıllarda yaşadığı ağır koşullar; artan hayat pahalılığından azalan alım gücüne, yükselen borç yükünden zayıflayan üretim kapasitesine kadar uzanan geniş bir alanda vatandaşlarımızı derinden etkilemektedir. Gıda, kira ve eğitim başta olmak üzere temel ihtiyaçlara erişim her geçen gün zorlaşmakta; aile bütçeleri ayın yarısını bile taşımakta zorlanmaktadır. Resmi verilere göre gıda enflasyonu yüzde 36’ya ulaşmış, ailelerin sofrasına koyduğu her ürün bir yıl içinde neredeyse yüzde kırk oranında zamlanmıştır. Geçen yıl asgari ücretle bir aylık mutfak alışverişini zor da olsa yapabiliyorken, bugün aynı ücretle yalnızca yarısını bile doldurmak mümkün değildir. Yaptığımız incelemeler göstermektedir ki Türkiye ekonomisinin en temel sorunlarından biri, üretimden uzaklaşıp tüketime ve ithalata bağımlı bir yapıya sürüklenmiş olmasıdır. Bugün cevizden mercimeğe, nohuttan temel sanayi girdilerine kadar pek çok ürünün ithal edilmesi, hem maliyetleri artırmakta hem de ülkemizin ekonomik direncini zayıflatmaktadır.”

Üretim yerine tüketime dayalı ekonomi modelinin çöktüğünü belirten Deniz, şöyle devam etti:

“Kurulan şirket sayısı azalırken kapanan şirket sayısı artmış, konkordato başvuruları yüzde 72 yükselmiştir. Tam da bu nedenle, Yerli Malı Haftası, sadece takvimde bir hatırlatma günü değil; Türkiye’nin geleceğine, üretim gücüne ve ekonomik bağımsızlığına dair bir farkındalık çağrısıdır. Yerli üretim, güçlü ekonominin temelidir. Bir ülke kendi ürününü üretemiyorsa, kendi fiyatını da belirleyemez. Bir ülke tarımda dışa bağımlıysa, mutfak yangından kurtulamaz. Bir ülke sanayide dışа bağımlıysa, gençlerine iş ve istihdam sağlayamaz.”

Bugünkü olumsuz ekonomik tabloyu, adaletsiz vergi sistemi ve faiz yükünün de ağırlaştırdığına dikkat çeken Deniz, “Saadet Partisi Kadın Kolları olarak biliyoruz ki: ev ekonomisini en iyi kadınlar yönetir. Yerli ürün tercihinin aile bütçesine etkisini en iyi kadınlar görür. Kaliteli üretimin, ulaşılabilir fiyatın ve adil düzenin önemini en çok kadınlar hisseder. Bu nedenle bizler, Yerli Malı Haftası’nı bir bilinç kampanyasına dönüştürüyoruz. Amacımız yalnızca yerli ürünü teşvik etmek değil; ekonomi anlayışını değiştirmektir. Bizim çağrımız; yerli üretimi güçlendiren, çiftçiyi, esnafı, üreticiyi destekleyen, ithalat bağımlılığını azaltan ve Türkiye’nin ekonomik direncini artıran kapsamlı ve adil bir ekonomik düzenin kurulması çağrısıdır. Temel tarım ürünlerinde dışа bağımlılığı azaltacak üretim seferberliği, yerli üreticiyi koruyan fiyat politikaları, aile bütçesini rahatlatacak yerli ve uygun maliyetli ürün desteği, kadın girişimciliğini ve yerel üretim kooperatiflerini güçlendiren kalıcı programlar ile çocuklara ve gençlere yerli üretim bilinci kazandıran eğitim çalışmaları çözüm reçetemizdir. Bir ülke yerli üretimle büyür, adaletli paylaşımla güçlenir. Saadet Partisi Kadın Kolları olarak, milletimizin emeğini kıymetlendiren, üretimi güçlendiren ve ailelerin nefes almasını sağlayan adil bir ekonomik düzen için gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Continue Reading
Click to comment

Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Politika

UTKU, “RAKAMLAR ORTADA: KARACABEY 2025’TE KAYBETTİ”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Karacabey İlçe Başkanı Mustafa Utku, Karacabey Belediyesi’nin 2025 Mali Yılı Gelir-Gider Denetim Raporu ve belediyenin yönetim anlayışına ilişkin zehir zemberek bir basın açıklaması yaptı. “Rakamlar Ortada: Karacabey 2025’te Kaybetti” başlıklı açıklamasında fen işleri bütçesindeki düşüşe karşılık özel kalem bütçesindeki artışa dikkat çeken Utku; belediye iştiraki Belkar’ın zararı, ihalesiz proje iddiaları ve personele uygulanan ‘zorunlu bayramlaşma’ baskısı üzerinden ilçe yönetimini topa tuttu. Utku, “Karacabey sahada değil, masa başında yönetilmektedir” diyerek belediyeyi şeffaf olmaya davet etti.

Utku’nun yazılı açıklaması şöyle;

“Karacabey Belediyesi’nin 2025 Mali Yılı Gelir-Gider Denetim Raporu, ilçemizin nasıl yönetildiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.

Rapor açıkça göstermektedir ki; belediye gelirleri %25,44 artmasına rağmen, bu artış Karacabey halkının gerçek ihtiyaçlarına değil, önceliği tartışmalı kalemlere yönlendirilmiştir.

En çarpıcı tablo şudur:

Karacabey’de yol, altyapı, üstyapı demek olan Fen İşleri Müdürlüğü’nün bütçesi %23,01 oranında düşürülmüştür. Aynı dönemde, doğrudan başkana bağlı Özel Kalem Müdürlüğü’nün bütçesi %64,26 artırılmıştır. Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’nde ise bu artış %85,66’yı bulmuştur.

Bu tablo bize şunu net olarak söylemektedir:

Karacabey Belediyesi sahada değil, masa başında yönetilmektedir.

Sorun çözmek yerine, görüntü yönetimi tercih edilmektedir.

Akaryakıt gelirlerindeki %10,06’lık düşüş dahi, belediyenin sahada aktif çalışmadığının ve faaliyet üretmediğinin açık bir göstergesidir.

Daha da vahimi, Etüd Proje Müdürlüğü bütçesindeki %7915’lik artışa rağmen, bu kaynağın büyük kısmının sahil şeridi düzenlemesi, prestij sokak, sevgi yolu ve otopark gibi sınırlı işlere harcanmış olmasıdır.

112 milyon TL’lik artışın yaklaşık 79 milyon TL’sinin bu kalemlere gitmesi, Karacabey’in gerçek sorunlarının yine ötelenmiş olduğunu göstermektedir.

Bu mudur planlama?

Bu mudur vizyon?

Belkar soruları cevap bekliyor

Belediyenin iştiraki olan Belkar’ın 2025 yılı mali verileri ise ayrı bir kriz başlığıdır.

* 124 milyon 120 bin 577 TL kısa vadeli borç

* Yaklaşık 21 milyon 811 bin 529 TL zarar

Soruyoruz:

Bu borç kime yapılmıştır?

Hangi hizmet karşılığında oluşmuştur?

22 milyon TL’lik zarar nasıl ortaya çıkmıştır?

Bu soruların cevabı verilmeden “şeffafız” demek, Karacabey halkının aklıyla alay etmektir.

İhalesiz proje mi olur?

Meclis toplantısında dile getirilen bazı ifadeler ise kamu yönetimi açısından ciddi soru işaretleri doğurmuştur.

Önümüzdeki hafta temeli atılacağı söylenen hamam projesine dair ortada herhangi bir ihale bulunmamaktadır.

Açıkça soruyoruz:

Bu proje eş, dost ihalesi ile mi yapılacaktır?

Yoksa daha önce yaptıkları gibi iş başlatılıp ihale sonradan mı düzenlenecektir?

Karacabey halkı şunu çok iyi bilmektedir:

Kamu kaynakları eşe dosta dağıtılamaz, dağıtılmamalıdır.

Rapor başka, söylem başka

Mecliste “henüz tamamlanmadı” denilen Sevgi Yolu projesi, faaliyet raporunda tamamlanmış olarak gösterilmektedir ve 49 milyon 384 bin 180 TL harcama yapılmış görünmektedir.

Hangisi doğru?

Rapor mu yanlış, yoksa mecliste verilen bilgiler mi?

Bu çelişki, yönetimdeki ciddiyetsizliğin ve şeffaflık eksikliğinin en somut örneğidir.

Karacabey’e kaybettirilen bir yıl

Bugün görüyoruz ki;

2025 yılı Karacabey için kayıp bir yıldır.

* Vaatler yerine getirilmemiştir

* Öncelikler yanlış belirlenmiştir

* Kaynaklar etkin kullanılmamıştır

Üstelik “prestij” adı altında yapılan işlerin kalitesi dahi tartışmalıdır. Daha birkaç ay önce tamamlandığı söylenen alanlarda dahi bozulmalar yaşanması, yapılan işlerin niteliğini sorgulatmaktadır.

Ortaya konulan faaliyet raporu stratejik plandan bağımsız, hangi stratejik maddeyle ilişkili olduğu belli olmayan bol bol fotoğraflardan oluşan bir dönem ödevi gibidir. Sayın yönetime önümüzdeki dönem için hazırlayacağı raporu 5 yıllık faaliyet raporu ile ilişkilendirip, mali ilerleme yüzdelerinin eklemesini ve profesyonel bir çalışma yapmasını tavsiye ederiz.

Son söz

Karacabey halkı artık şunu sormaktadır:

Nerede hizmet?

Nerede verilen sözler? Sayın başkan seçim dönemi açıkladığı vaatlerini, seçim kampanyasını anlıyoruz ki unuttu. Ama yakında bu vaatleri biz kendisine hatırlatmaya başlayacağız.

Cumhuriyet Halk Partisi Karacabey İlçe Başkanlığı olarak buradan açıkça ifade ediyoruz:

Karacabey’i yönetmek; algı oluşturmak değil, sorun çözmektir.

Şeffaflık söylemle değil, rakamlarla olur.

Bugün rakamlar konuşmuştur.

Ve rakamlar diyor ki:

Karacabey iyi yönetilmemektedir.

Zorla bayramlaşma mı olur?

Karacabey Belediyesi’nde Ramazan Bayramı sürecinde yaşananlar, yukarıda ortaya koyduğumuz yönetim anlayışının sahaya nasıl yansıdığını göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Bayram öncesinde belediye çalışanlarına gönderilen mesajlarla, bayramlaşma programına katılımın zorunlu tutulduğu ve katılmayanlar hakkında idari işlem yapılacağının bildirildiği kamuoyuna yansımıştır.

Devamında ise 19 Mart 2026 tarihinde Şükran Yemişçioğlu Kültür Merkezi’nde düzenlenen programa katılmayan personele resmi yazılar gönderilerek savunma istenmiştir.

Bu tablo şunu açıkça ortaya koymaktadır:

Karacabey Belediyesi’nde yönetim anlayışı; öncelikleri doğru belirleyen, sahaya odaklanan bir yapıdan uzaklaşmış, yerine çalışan üzerinde baskı kuran, şekilci bir anlayışa dönüşmüştür.

Bayramlaşmaya katılmadı diye bir kamu çalışanından savunma istemek hangi mevzuata dayanmaktadır?

Kamu yönetimi; baskı ile değil, hukuk ile yürütülür.

Zorunlu bayramlaşma uygulaması ise ne kamu ciddiyetiyle ne de toplumsal değerlerimizle bağdaşmaktadır.

Bugün gelinen noktada görüyoruz ki;

Karacabey’de sorun sadece bütçe tercihlerinde değil, aynı zamanda yönetim zihniyetindedir.

Ve bu zihniyet, hem kaynak kullanımında hem de kurum içi uygulamalarda kendini açıkça göstermektedir.”

Continue Reading

Politika

SAYIN BAŞKAN, DERHAL HAREKETE GEÇİN VE KALICI ÇÖZÜMLERİNİZİ HAYATA GEÇİRİN

Saadet Partisi Karacabey İlçe Başkanı Zeynel Abidin Koçak, Karacabey’de yaşanan su taşkınlarına ilişkin çok sert açıklamalarda bulundu.

Basın açıklamasının başında Koçak, şunları söyledi: “Karacabey’de yaşanan su taşkınları artık bir doğa olayı değil, açık bir ihmalin ve beceriksizliğin sonucudur. Her yağmurda aynı felaketi yaşıyoruz. Tarlalar sular altında kalıyor, çiftçimiz perişan oluyor, hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımız çaresiz bırakılıyor. Bu tabloyu görmeyen, görüp de önlem almayan bir anlayışla karşı karşıyayız.”

Koçak, yetkililere doğrudan seslenerek şu ifadeleri kullandı: “Buradan soruyoruz: Bu taşkınlar hiç mi öngörülemiyor? Meteoroloji var, teknik imkânlar var, devletin tüm kurumları var. Buna rağmen neden önlem alınmıyor? Neden Karacabeyli üretici her yıl aynı mağduriyeti yaşamak zorunda bırakılıyor? Bu ihmalkârlığın izahı yoktur!”

Yaşananların kader olarak sunulamayacağını vurgulayan Koçak, sözlerine şöyle devam etti: “Bu bir kader değildir! Bu, planlama eksikliğinin, altyapı yetersizliğinin ve sorumluluktan kaçmanın sonucudur. Dere yatakları neden ıslah edilmiyor? Su tahliye sistemleri neden güçlendirilmiyor? Bu soruların cevabını Karacabey halkı artık net bir şekilde beklemektedir.”

Açıklamasının sonunda sert bir uyarıda bulunan Koçak şunları söyledi: “Karacabey’in emeği, alın teri ve üretimi göz göre göre heba ediliyor. Çiftçimizin, hayvancımızın, vatandaşımızın sabrı tükenmiştir. Yetkilileri buradan açıkça uyarıyoruz: Derhal harekete geçin, kalıcı çözümleri hayata geçirin! Aksi halde yaşanan her zararın, her mağduriyetin sorumluluğu bu ihmali sürdürenlerin omuzlarında olacaktır.”

Continue Reading

Politika

ÇOCUKLARI KORUYAMAYAN BİR DÜZEN, HİÇ KİMSEYİ KORUYAMAZ

Saadet Partisi Karacabey İlçe Başkan Yardımcısı ve Sosyal İşler Başkanı Sait Ünlü, ülkemizdeki kayıp çocuklarla ilgili basın açıklaması gerçekleştirdi.

Ünlü, acıkmasından şunları söyledi: “Türkiye’de her yıl binlerce çocuk kayboluyor. Bazıları günler sonra bulunuyor, bazıları ise bir daha hiç geri dönmüyor. Geri dönmeyen her çocuk, geride gözü yaşlı anneler, çaresiz babalar ve ömür boyu taşınan bir acı bırakıyor. Bu çocuklar sadece kaybolmuyor; istismara uğruyor, suça sürükleniyor, sokakta yaşamaya zorlanıyor, hatta hayatını kaybediyor. En acı olan ise şudur: Bu çocukların kaç kişi olduğunu bile tam olarak bilmiyoruz. Türkiye’de kayıp çocuklara ilişkin en son resmî veriler 2016 yılında açıklanmıştır. O tarihten bu yana, devlet bu konuda halkı bilgilendirmemektedir. Bugün kaç çocuğun kaybolduğunu, kaçının bulunamadığını, bu çocuklara ne olduğunu bilmiyoruz. Bize göre devletin varlık sebebi; insanı, özellikle de en zayıf olanı, yani çocuğu korumaktır. Bugün Türkiye’de birçok çocuk ailesinden kopuyor, sokakta çalıştırılıyor, istismara uğruyor, suç örgütlerinin eline düşüyor. Bu tabloyu “münferit olaylar” diyerek geçiştirmek, sorumluluktan kaçmaktır. Kayıp çocuk meselesi sadece ailelerin değil, hepimizin meselesidir. Bu mesele, doğrudan insan hayatıyla, vicdanla ve ahlakla ilgilidir.”

Ünlü, açıklamasının devamında çözüm yollarını da söyleyerek açıklamasına şöyle devam etti: “Bu sorunun çözümü mümkündür. Ancak bunun için samimiyet ve irade koymak gerekir. Öncelikle kayıp çocuklara ilişkin güncel, doğru ve şeffaf veriler derhal kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Kaybolan çocuklar için ulusal bir acil uyarı sistemi kurulmalıdır. Risk altındaki çocuklar erken aşamada tespit edilmeli, aileler sosyal ve ekonomik olarak desteklenmelidir. Yoksullukla mücadele edilmeden, aile yapısı güçlendirilmeden bu sorun çözülemez. Dünyadaki ve Türkiye’deki örnekler gösteriyor ki kayıp çocukları çok ağır tehlikeler bekliyor:

* İnsan ticareti

* Cinsel istismar

* Çocuk işçiliği

* Dilendirilme

* Suç örgütleri tarafından kullanılma

* Sokakta yaşamak

* Ölüm

Özellikle yoksul ailelerin çocukları, göç eden ailelerin çocukları ve ailesiyle sorun yaşayan çocuklar daha büyük risk altında. Çocuklarımızın akıbetinin bilinmediği bir ülkede susmak da bu vebale ortak olmaktır. Bu nedenle çağrımız nettir: Hükümet, çocukların hesabını vermek zorundadır. Her çocuk güvenli bir çocukluğu hak eder. Bir çocuğun kaybolması ve bulunamaması kabul edilemez. Bu mesele siyasi değil, insani bir meseledir. Çocukları koruyamayan bir düzen, hiç kimseyi koruyamaz. Mecliste bu konuyu araştırma talepleri reddediliyor. En önemlisi: Halktan bilgi saklanıyor.

Oysa bu bilgiler saklanacak değil, çocukları korumak için paylaşılacak bilgilerdir. Bu sorun geçici önlemlerle çözülmez. Kökten ve samimi adımlar gerekir. Yapılması gerekenler çok nettir: Kayıp çocuklarla ilgili güncel ve doğru bilgiler halka açıklanmalıdır. Kaybolan çocuklar için acil uyarı sistemi kurulmalıdır. Risk altındaki çocuklar erken tespit edilmelidir. Aileler desteklenmeli, yoksullukla mücadele edilmelidir. Devlet, bu konuda hesap verir hâle gelmelidir.”

Continue Reading

Trending