Connect with us

Yazarlar

KENDİNE KÖR OLANLAR

İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir, Sen kendini bilmezsen Ya nice okumaktır.? diye seslenmektedir Yunus Emre.

Yine Anadolu´nun en eski tapınaklarında? Kendini Bil? uyarısı, insanlığın en çok gereksinim duyduğu bir şeyi akıllara kazımak içindir belki de. Hem bu uyarılar yapılır hem de yaşamımızı? El âlem ne dere göre düzenlememiz için türlü tuzaklar kurulur. Derler? Dediler? ne derler söylemlerine teslim olmak ne acı. Oysa siz ne yaparsanız yapın, sizin için başkalarının daima diyecek bir şeyleri vardır.

Ne demişler; Elin ağzı çuval değil ki dikesin!? Şöyle bir çevrenizi gözlemleyin. Sınırlarını bilmeyen, haddini aşan, kendini tanımayan ne kadar çok insana rastlarsınız. Bunun yanında kendisi çok yetenekli olduğu halde bu yeteneklerini gösteremeyenler de görürsünüz. Kısaca benlik değerlendirmesi yapabilmek önemli bir sorun olarak çıkar karşımıza.

Siyasetin çok ısındığı, seçimlerin yaklaştığı bu günlerde? Bu da mı milletvekili adayı?? dediğiniz insanları gördünüz. Medeni cesaretlerinden başka bir özelliği olmayan bu yetersiz ihtiraslılara bir tek şey demek gerekir. Kendini tanı

İnsanın kendini tanıması, diğer insanlarla olan ilişkisinin iyi olmasını sağlar. Kendini bilmeyen, kendine hayrı olmayanın başkalarına hayrı olabilir mi? Kendisiyle sorunu olanın başkalarıyla barışık olması mümkün mü? Önce kendimizle tanışmalı, buluşmalı, kavuşmalı, kalabalıkların içinde kaybolmamalıyız. Başkalarıyla uğraşmak kolaydır. Asıl olan kendinle yüzleşmek, kendini tanımaktır. Nesin? Kimsin? Kaç gramsın? Gücün ne? Sınırların ne? Bunların farkında olmak gerekir.

İnsanlar vardır; gönlünün istediğini yapmaya üşenir. Risk almaya korkar. Sevgilerini erteler. Kaybetme korkusuyla sahip olduklarına sımsıkı sarılır. Kimileri de yaşam için bize açılan krediyi öyle hor öyle hovardaca kullanırlar ki erkenden bitiriverirler. Oysa yaşamda her şey denge içindedir. Önemli olan kendini tanımak ve hayatın her aşamasında bu dengeyi kurabilmektir.

Continue Reading
Click to comment

Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Yazarlar

İŞ VE SOSYAL GÜVENLİK HUKUKUNDA YENİ DÖNEM: 7578 SAYILI KANUNLA EBEVEYN İZİNLERİNDE NELER DEĞİŞTİ?

Çalışma hayatı ve sosyal güvenlik mevzuatı, toplumsal dinamikler, istihdam biçimleri, ekonomik gereksinimler ve demografik dönüşümler doğrultusunda kesintisiz bir evrim sürecindedir. Bireylerin iş yaşamı ile aile yaşamı arasındaki dengenin gözetilmesi, çalışan refahının artırılması, iş gücü piyasasının sürdürülebilirliğinin sağlanması ve işverenlerin yükümlülüklerinin hakkaniyetli bir şekilde yeniden tanzim edilmesi, modern iş hukukunun en temel ve hassas alanlarını oluşturmaktadır. Bu kapsamda gündeme gelen ebeveyn hakları, doğum izinleri ve mazeret izinleri; hem çalışanların psikolojik ve fiziksel esenliği hem de iş barışının ve toplumsal istikrarın tesisi açısından büyük bir önem arz etmektedir.

Son dönemde, çalışma hayatının değişen pratikleri ve sosyal politikalardaki güncellemeler neticesinde yasama organının gündemine taşınan ve kapsamlı değişiklikler öngören yasal süreç tamamlanmış; 7578 sayılı Kanun, iş ve sosyal güvenlik hukukunda ebeveyn haklarının hukuki çerçevesini yeniden düzenlemiştir. Bu çalışmanın temel amacı, anılan kanunla birlikte özel sektör ve kamu çalışanları açısından yeniden düzenlenen analık, babalık ve koruyucu aile izin sürelerini; mevzuat değişikliklerinin arka planını, kapsamını ve pratik yansımalarını hukuki, idari ve kronolojik bir çerçevede tüm detaylarıyla incelemek, uygulamacılara ve okuyuculara rehber niteliğinde analitik bir perspektif sunmaktır.

Yasama süreci ve hukuki arka plan

Ebeveyn izin sürelerinin genişletilmesini, farklı statülerdeki çalışanlar arasındaki farklılıkların azaltılmasını ve hak temelli bir yaklaşımın benimsenmesini hedefleyen düzenlemenin yasama süreci kronolojik olarak şu aşamalardan geçmiştir:

4 Mart 2026: Çalışma hayatı ve sosyal güvenlik mevzuatında önemli değişiklikler öngören kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına sunulmuştur. Teklif metninde, özellikle özel sektör çalışanlarının mazeret izinlerinin artırılması, kamu ve özel sektör arasındaki statü farklılıklarının giderilmesi, kadın çalışanların analık izin sürelerinin güncellenmesi ve koruyucu aile müessesesine yasal statü kazandırılması yönünde kritik hükümler yer almıştır.

22 Nisan 2026: İlgili kanun teklifi TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmüş, komisyon raporları doğrultusunda tartışıldıktan sonra çoğunluk oyuyla kabul edilmiş ve yasalaşma süreci resmiyet kazanmıştır.

1 Mayıs 2026: 7578 sayılı Kanun, Resmî Gazete’de yayımlanmış ve ebeveyn izinlerine ilişkin düzenlemeleri yürürlüğe girmiştir.

Bu kronolojik kesit, Türk iş hukukunda mazeret izinleri rejiminin esnetilmesi, standartlaştırılması ve modern sosyal devlet ilkeleriyle uyumlu hale getirilmesi adına önemli bir milat teşkil etmektedir.

7578 sayılı kanun İle getirilen mevzuat değişiklikleri ve karşılaştırmalı analiz

7578 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte, temel olarak 4857 sayılı İş Kanunu ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu başta olmak üzere ilgili ikincil mevzuatta önemli niteliksel ve niceliksel değişiklikler hayata geçirilmiştir. Eski ve yeni hukuki durum arasındaki yapısal farklılıklar şu başlıklar altında incelenebilir:

Özel sektör çalışanları için babalık izni düzenlemesi (4857 sayılı kanun, ek madde 2)

4857 sayılı İş Kanunu’nun mazeret izinlerini düzenleyen Ek 2. maddesi gereğince, eşi doğum yapan erkek işçilere daha önce 5 gün ücretli mazeret izni hakkı tanınmaktaydı. Buna karşılık kamu sektöründe ise bu süre 657 sayılı Kanun gereği 10 gün olarak uygulanmakta, bu durum, farklı statülerdeki çalışanlar arasında izin süreleri bakımından eşitlik tartışmalarına konu olmaktaydı. 7578 sayılı Kanun’un 16. maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda, 4857 sayılı İş Kanunu’nun Ek 2. maddesindeki “beş” ibaresi “on” olarak değiştirilmiş ve özel sektördeki erkek işçilerin yasal babalık izni süresi 10 güne çıkarılmıştır. Böylece kamu ve özel sektör çalışanları arasındaki bu husustaki hukuki farklılık giderilmiştir. Söz konusu izin ücretli mazeret izni niteliğinde olup yıllık izinden mahsup edilemez.

Analık ve doğum izni sürelerindeki değişiklikler ve geçiş hükümleri

Mevcut hukuki çerçevede kadın çalışanlar için doğum öncesi 8 hafta ve doğum sonrası 8 hafta olmak üzere toplam 16 hafta temel analık izni öngörülmekteydi. Yapılan yasal güncellemeler neticesinde, doğum sonrası analık izni süresi artırılarak doğum öncesi ve sonrası toplam izin süresi 24 haftaya (6 aya) çıkarılmıştır. Ayrıca kadın çalışanların sağlık durumunun elvermesi ve doktor raporu ile belgelenmesi şartıyla doğumdan önceki son 2 haftaya kadar çalışabilmesine imkân tanınmış, böylece doğum öncesi kullanılmayan sürelerin doğum sonrası izinlere eklenmesi esnetilmiştir. Buna paralel olarak 5510 sayılı Kanun’da da analık hali ve geçici iş göremezlik ödeneğine esas sürelerde değişiklik yapılmıştır. Düzenlemenin geçiş hükümleri kapsamında ise belirli tarihler itibarıyla analık izni sona ermiş olmakla birlikte doğum tarihinden itibaren 24 haftalık süreyi henüz tamamlamamış olan çalışanlar bakımından da ilave analık izninden yararlanma imkânı öngörülmüştür.

Koruyucu ailelere yönelik izin düzenlemesi

7578 sayılı Kanun ile koruyucu aile olan memur ve işçilere de izin hakkı tanınmıştır. Buna göre, bir veya daha fazla çocuğa eşiyle birlikte veya münferit olarak koruyucu aile olan memura, çocuğun koruyucu aile yanına teslim edildiği tarihten sonra isteği üzerine 10 gün izin verilir. Koruyucu aile olan işçiye ise çocuğun teslim edildiği tarihten sonra isteği üzerine 10 gün ücretsiz izin hakkı tanınmıştır.

Sonuç

1 Mayıs 2026 tarihi itibarıyla Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7578 sayılı Kanun; Türk iş ve sosyal güvenlik hukukunda ebeveyn izinlerinin süresinde yapısal bir standartlaşma, modernizasyon ve genişleme dönemi başlatmıştır. Özel sektör çalışanları için babalık izninin 5 günden 10 güne yükseltilmesi ve analık izni süresinin toplam 24 haftaya çıkarılması, çalışma hayatındaki izinler rejimi bakımından düzenlemenin en dikkat çekici sonuçlarını oluşturmaktadır. Bu kapsamlı düzenlemeler, işçi ve memur statüsündeki çalışanlar arasındaki bazı farklılıkların azaltılmasına katkı sağlayarak sosyal devlet ilkesi, çalışma barışı ve insan odaklı istihdam politikaları bağlamında Türk hukuk sistemine önemli bir katkı sunmuştur. Uzun vadede bu değişikliklerin hem çalışan motivasyonuna hem de aile kurumunun güçlenmesine olumlu yansımaları olacağı değerlendirilmektedir.

Continue Reading

Yazarlar

KARACABEY ALARM MI VERİYOR?

İREM KÖKTEN KÖŞE YAZISI

Uyuşturucu Kıskacında Bir İlçenin Gelecek Mücadelesi!

Her sabah Karacabey’de hayat olağan akışıyla başlıyor.

Esnaf kepengini açıyor, çiftçi tarlasının yolunu tutuyor, öğrenciler okullarına gidiyor, fabrikalarda üretim devam ediyor. Dışarıdan bakıldığında çalışkan, üretken ve huzurlu bir ilçe görüyoruz.

Ama bütün bu görüntünün arka planında hepimizi ilgilendiren sessiz bir tehlike büyüyor:

Uyuşturucu.

Ve artık bu meseleye yalnızca “başka yerlerde yaşanan bir sorun” gözüyle bakamayız.

Çünkü edinilen bilgilere göre Karacabey, Bursa’nın ilçeleri arasında uyuşturucu kullanımında ikinci sırada bulunuyor.

Bu, üzerinde birkaç dakika konuşup sonra başka gündemlere geçilecek bir rakam değildir.

Çünkü ortada yalnızca bir istatistik yok.

O rakamın içerisinde gençlerimiz, ailelerimiz, mahallelerimiz ve Karacabey’in geleceği var.

Bir gençle başlayan sorun, bir aileyi etkiliyor

Uyuşturucu bağımlılığı bir anda ortaya çıkmıyor.

Çoğu zaman “Bir kereden bir şey olmaz” düşüncesiyle başlayan süreç; merak, arkadaş çevresi, özenti, yalnızlık, aile içi iletişim sorunları veya kendini bir gruba ait hissetme isteğiyle devam ediyor.

Önce deneme…

Sonra düzenli kullanım…

Ardından bağımlılık…

Ve en sonunda kişinin hayatını kontrol etmeye başlayan bir madde.

Özellikle gençler açısından baktığımızda tehlikenin boyutu daha da büyüyor.

Çünkü bugün kullanılan maddeler, geçmişte bildiğimiz uyuşturucularla sınırlı değil.

M*********n, sentetik k*********r yani b…i ve s***k gibi maddeler, gençler açısından ciddi tehdit oluşturuyor.

Üstelik madde kullanım yaşının ortaokul dönemlerine kadar indiğine ilişkin iddialar ve sahadan gelen bilgiler doğruysa, artık ortada sadece bir güvenlik problemi değil, çok ciddi bir sosyal alarm var demektir.

Karacabey neden daha fazla konuşmalı?

Karacabey’in coğrafi konumu, ana ulaşım güzergâhları üzerindeki yeri, İstanbul ve İzmir gibi büyük merkezler arasındaki bağlantısı, hareketli nüfusu ve sanayi-tarım dengesi ilçeyi birçok açıdan avantajlı hale getiriyor.

Ancak bu hareketlilik, maalesef bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor.

Burada yapılması gereken Karacabey’i kötülemek değil.

Tam tersine…

Karacabey’in geleceğini korumak için tehlikeyi zamanında görmek.

Çünkü “Bizim ilçemizde olmaz” diyerek sorunları görmezden gelmek, sorunu ortadan kaldırmıyor.

Tam aksine, büyümesine fırsat veriyor.

Karacabey’de mücadele edenlere de hakkını teslim edelim.

Ancak burada önemli bir parantez açmak gerekiyor.

Karacabey’de uyuşturucuyla mücadele denildiğinde yalnızca eksikleri konuşmak haksızlık olur.

İlçemizde görev yapan emniyet güçlerimiz, jandarmamız ve diğer kolluk birimlerimiz, uyuşturucu ticareti ve kullanımına karşı sahada ciddi bir mücadele yürütüyor.

Gece gündüz demeden yapılan denetimler, operasyonlar, istihbari çalışmalar ve adli süreçler, bu mücadelenin önemli ayağını oluşturuyor.

Polisimizin ve jandarmamızın çoğu zaman büyük bir özveriyle, yoğun çalışma temposu içerisinde yürüttüğü bu mücadele takdir edilmelidir.

Çünkü onların mücadelesi yalnızca bir suçluyu yakalamak değildir.

Bir zehir tacirinin bir gence ulaşmasını engellemek, aslında bir ailenin geleceğini korumaktır.

Yine Karacabey Cumhuriyet Başsavcılığı ile yapılan görüşmeler neticesinde sadece uyuşturucu madde ticareti suçundan yakalananların değil, uyuşturucu madde bulundurma ve kullanma suçlarından da yakalananların gözaltı ve tutukluluk gibi tedbirlerle karşılaşabilecekleri sinyali alınmış olup,

Bu nedenle Karacabey’de görev yapan tüm kolluk kuvvetlerimize ve Karacabey Cumhuriyet Başsavcılığımıza buradan ayrıca teşekkür etmek gerekiyor.

Elbette mücadele yalnızca operasyonlarla kazanılmayacak.

Çünkü uyuşturucunun arzını azaltmak kadar, talebi de ortadan kaldırmak gerekiyor.

İşte burada sporun, kültürün, sanatın ve sosyal hayatın önemi ortaya çıkıyor.

Gençleri spor sahasında tutmak da uyuşturucuyla mücadeledir.

Karacabey Belediyesi’nin ve Karacabey İlçe Gençlik ve Spor Müdürlüğü’nün gençlere yönelik spor faaliyetlerine verdiği önem bu açıdan ayrıca değerlendirilmeli.

Çünkü bazen uyuşturucuyla mücadele denildiğinde aklımıza yalnızca polis operasyonları geliyor.

Oysa bir çocuğu futbol sahasına götürmek…

Bir genci basketbol takımına kazandırmak…

Bir başka gencin spor salonunda zaman geçirmesini sağlamak…

Onu kültür, sanat ve sosyal faaliyetlerle buluşturmak…

Bunların tamamı uyuşturucuyla mücadelenin bir parçasıdır.

Bir gencin boş zamanını sağlıklı bir ortamda geçirmesini sağlamak, uyuşturucuya giden yolların birini daha kapatmak demektir.

Bu nedenle Karacabey Belediyesi ile İlçe Gençlik ve Spor Müdürlüğü’nün spora ve gençlere yönelik çalışmalarını küçümsememek, aksine desteklemek gerekir.

Elbette daha fazlası yapılabilir.

Daha fazla spor alanı, daha fazla branş, daha fazla kültür-sanat etkinliği, gençlerin kendilerini ifade edebileceği daha fazla sosyal alan oluşturulabilir.

Ama yapılan çalışmaları da görmezden gelmemek gerekir.

Asıl mücadele evin içinde ve bilinçlendirme ile başlıyor.

Bir tarafta polis ve jandarma zehir tacirlerinin peşinde, bir tarafta belediye ve gençlik-spor kurumları gençleri sporla ve sosyal faaliyetlerle buluşturmaya çalışıyor.

Devlet sağlık ve tedavi mekanizmalarıyla bağımlılıkla mücadele ediyor.

Peki aile?

Aile bu mücadelenin tam merkezinde.

“Benim çocuğum yapmaz.”

“Bizim ailemizde böyle şey olmaz.”

“Arkadaşları iyidir.”

diyerek sorunları görmezden gelmemeliyiz.

Çocuğumuzun davranışlarında ani değişimler, okul başarısında düşüş, arkadaş çevresinde belirgin değişiklikler, içine kapanma, öfke patlamaları, uyku düzeninde bozulma veya sürekli para talebi gibi durumlar ortaya çıktığında bunu yargılamadan takip etmeliyiz.

Çünkü bağımlılıkla mücadelede en önemli kelimelerden biri iletişimdir.

Çocuğumuzu dinlemiyorsak, başkasının onu dinlemesine fırsat vermiş olabiliriz.

Sadece ceza yetmez, ama cezasız da olmaz.

Uyuşturucu ticareti yapanlara karşı hukuk en güçlü şekilde uygulanmalıdır.

Çünkü burada söz konusu olan yalnızca bir suç değil; gençlerin hayatını hedef alan bir tehdittir.

Ancak bağımlı hale gelmiş bir insanı da yalnızca suçlu olarak görmek çözüm değildir.

Bağımlılık aynı zamanda tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunudur.

Bu nedenle güvenlik, eğitim, sağlık, rehabilitasyon ve sosyal destek mekanizmalarının birlikte çalışması gerekiyor.

AMATEM, ÇEMATEM, ALO 191 ve YEDAM gibi mekanizmaların varlığından ailelerin haberdar olması da son derece önemli.

Çünkü yardım istemek utanılacak bir şey değildir.

Asıl tehlike, yardım gerektiği halde sessiz kalmaktır.

Geleceğimiz için şimdi konuşma zamanı;

Çünkü mesele artık sadece Karacabey’in değil; çocuklarımızın, gençlerimizin ve ülkemizin geleceğinin de risk altında olduğu bir noktaya gelmiştir. Bugün uyuşturucuyla mücadelede kaybettiğimiz her genç, yarının Türkiye’sinden eksilen bir değerdir.

Biz Karacabey’i; tarımıyla, sanayisiyle, gençleriyle, sporcularıyla, eğitimdeki başarılarıyla, kültürüyle ve çalışkan insanlarıyla konuşmak istiyoruz.

Bunun için de sorunu saklamadan konuşmamız gerekiyor.

Karacabey’in uyuşturucu kullanımında Bursa ilçeleri arasında ikinci sırada olduğuna ilişkin edinilen bilgiler doğruysa, bu hepimiz için ciddi bir uyarıdır.

Ama bu rakam aynı zamanda bir kader değildir.

Bugün alınacak önlemlerle yarının tablosunu değiştirmek mümkündür.

Bunun için;

Polis ve jandarmamız mücadele edecek.

Belediyemiz gençlere daha fazla sosyal ve sportif alan açacak.

Gençlik ve Spor Müdürlüğümüz gençleri sporun içerisinde tutacak.

Okullarımız bilinçlendirme çalışmalarını artıracak.

Aileler çocuklarıyla daha güçlü iletişim kuracak.

Sivil toplum kuruluşları bu mücadeleye omuz verecek.

Ve toplumun tamamı bu soruna karşı duyarlı olacak.

Çünkü uyuşturucuyla mücadele yalnızca emniyetin, jandarmanın, belediyenin veya devletin görevi değildir.

Bu mücadele hepimizin mücadelesidir.

Bir genci uyuşturucudan uzak tutmak yalnızca bir insanı kurtarmak değildir.

Bir aileyi kurtarmaktır.

Bir sokağı kurtarmaktır.

Bir mahalleyi kurtarmaktır.

Ve en önemlisi…

Karacabey’in geleceğini kurtarmaktır.

Bugün alarmı duymazdan gelirsek yarın çok daha yüksek bir sesle karşılaşabiliriz.

O nedenle şimdi susma zamanı değil.

Karacabey’in gençleri için birlikte mücadele etme zamanıdır.

Continue Reading

Yazarlar

YAZIMIZ BELLİ, MUHATABI BELLİ: NEDEN ÜZERİNİZE ALINDINIZ?

Saadet Partisi Karacabey İlçe Başkanı Sayın Zeynel Abidin Koçak’ın, son günlerde şahsımı ve imtiyaz sahibi olduğum KARACABEY YÖREM GAZETESİ’ni hedef alan açıklamalarını hayretle takip ediyorum.

35 yıllık tarafsız ve ilkeli habercilik anlayışımızı “itibarsızlaştırma”, gazetecilik reflekslerimizi ise “tetikçilik” söylemiyle gölgelemeye çalışan Sayın Koçak’a hatırlatmak isterim: Gazetecilik, siyasi makamların hoşuna gidenleri yazmak değil; kamuoyunun bilmesi gerekenleri cesaretle gündeme taşımaktır.

Ancak mesele artık yalnızca basın üzerinden yürütülen bir polemik olmaktan çıkmıştır.

Sayın Koçak’ın paylaşımlarında, devam eden hukuki süreçler üzerinden yaptığı değerlendirmelerle birlikte Karacabey’in yetiştirdiği önemli değerlerden Matlı Holding ve Sayın Özer Matlı’nın da doğrudan hedef haline getirildiğini görüyoruz.

32 şirketi ve 7 bin kişiye sağladığı istihdamla Karacabey ekonomisinin önemli aktörlerinden biri olan Matlı ailesi; yalnızca ticari bir yapı değil, bu ilçenin üretim, yatırım ve istihdam hayatında karşılığı bulunan bir değerdir. Bursaspor’dan Karacabey Belediyespor’a, farklı sosyal ve sportif alanlara verilen destekler de kamuoyunun malumudur.

Hal böyleyken, siyasi tartışmalar üzerinden Karacabey’in önemli ekonomik değerlerinden biriyle karşı karşıya gelmek, en hafif ifadeyle siyasi basiretsizliktir.

Elbette Sayın Koçak’ın eleştirme ve siyasi görüşlerini açıklama hakkı vardır. Ancak eleştiri ile bir kentin ekonomik değerlerini hedef haline getirmek arasında önemli bir sınır vardır.

Karacabey’in sanayicisiyle, yatırımcısıyla, istihdam sağlayan kurumlarıyla, liyakatli gazetecileriyle tartışarak siyaset yapılmaz.

Bugün Karacabey’in ihtiyacı; kurumları, iş insanlarını, sivil toplum kuruluşlarını ve siyasi aktörleri birbirine düşürmek değil, ortak paydada buluşturmaktır.

Özellikle Bursa Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri gibi Karacabey’in ekonomik geleceğini de yakından ilgilendiren bir süreçte, Karacabeyli bir iş insanının etrafında oluşan iddiaları tartışmaya açmak yerine ilçenin kazanımlarına odaklanılması gerekir.

KARACABEY YÖREM GAZETESİ olarak bizim tarafımız bellidir: Karacabey’in gelişimine, üretimine, istihdamına ve bu kente değer katanları değerli sayarız.

Sayın Zeynel Abidin Koçak’a da çağrımız nettir:

Basına işini öğretmekten, Karacabey’in ekonomik değerlerini hedef alan polemiklerden ve kişileri karşı karşıya getirecek söylemlerden vazgeçin.

Çünkü siyaset gelip geçicidir; ancak bir kente kazandırılan yatırım, istihdam ve ekonomik değer kalıcıdır.

Karacabey’in değerlerine dil uzatmak, sonunda yalnızca o değerleri değil, Karacabey’in kendisini yıpratır.

DİP NOT**********

            Geçtiğimiz gün KARACABEY YÖREM GAZETESİ Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Sayın Sercan Can, kendi araştırmaları ve değerlendirmeleri doğrultusunda objektif bir köşe yazısı kaleme aldı.

Sayın Koçak, görünen o ki yazımızı ya okumadınız, ya başkaları tarafından manipüle edildiniz ya da okuduğunuzu anlamadınız. Gerek yaptığımız ilk haberde gerekse son köşe yazımızda ne Karacabey Belediye Başkanı Sayın Fatih Karabatı’dan, ne Milli Görüş’ten ne de Saadet Partisi’nin siyasi çizgisinden söz ettik. Yazımızın konusu son derece açıktır: Bir kişinin kısa aralıklarla değiştirdiği siyasi adresler ve bunun kamuoyunda oluşturduğu soru işaretleri.

Buna rağmen siz, kendi partinizi ve şahsınızı doğrudan ilgilendirmeyen, üstelik partiliniz dahi olmayan bir siyasetçiyi(!) sözde savunma adına konuyu başka isimlere ve başka tartışmalara sürüklüyorsunuz. Ne Başkan Fatih Karabatı’yla, ne Milli Görüş’le ne de Saadet Partisi’yle ilgili tek bir satırımız olmamasına rağmen, kişisel kin ve hırsla hareket eden belediye çalışanı sözde basın danışmanınızın yönlendirmesiyle bu isimleri ve bu tartışmaları gündeme taşıyan bizzat sizsiniz. Yazımızda olmayan kişi ve konular üzerinden bize cevap yetiştirmeye çalışmanız, asıl meseleyi değiştirmediği gibi sizi de yazımızın doğal muhatabı haline getirmiyor.

Üstelik yazımızın sonunda neye karşı olduğumuzu açıkça ortaya koyduk: Biz gazeteciler olarak kimsenin siyasi hesabına göre kalem oynatmıyor, kalemimizi de kiraya vermiyoruz. Hele ki siyasi hesapların sözcülüğünü yapan merdiven altı kifayetsiz basın danışmanları gibi… Bizim itirazımız tam olarak budur. Gazetecilik; kişisel kin ve hırsların, siyasi hesapların veya başkalarının yönlendirmelerinin aparatı haline getirilemez.

Sayın Koçak, siz bir siyasetçisiniz. Dolayısıyla eleştiriden muaf değilsiniz. Gazetecinin görevi, siyasetçinin hoşuna gidecek cümleler kurmak değil; kamuoyunun merak ettiği soruları sormak, gördüğü çelişkileri ortaya koymak ve gerektiğinde eleştirmektir.

Ortada Saadet Partisi’ni, Milli Görüş’ü veya şahsınızı hedef alan bir yazı yokken, konuyu başka isimlere, başka tartışmalara ve başka hesaplaşmalara çekerek kendinizi yazının muhatabı haline getirmenizin nedeni yapay gündem oluşturmak istemeniz olabilir mi?

Bizim kırmızı kartımız kişiseldir. Kırmızı kartımız; gazeteciliğin siyasi hesaplaşmalara, yönlendirmelere ve siyasi çıkarlara alet edilmesine karşıdır. Bunun anlaşılması için de yazıyı yeniden okumaktan fazlasına gerek yoktur.

Continue Reading

Trending