Yazarlar
İYİ PARTİ’DEN MUSTAFA BOZBEY’E SERT ELEŞTİRİLER
İYİ Parti’nin yerel siyasette muhalefet dozunu artıracağına dair ilk güçlü işaret, yeni yılın ilk haftasında Bursa’da düzenlenen basın toplantısında verildi. İYİ Parti İl Başkanı İsmail Kaya’nın, 2025 yılı değerlendirme toplantısında CHP’li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e özellikle ulaşım, altyapı ve çevre başlıklarında yönelttiği sert eleştiriler, siyasi tartışmaları alevlendirdi. Toplantıya katılan İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu’nun hem yerel yönetim hem de iktidar politikalarına yönelik çıkışları dikkat çekerken, yaşanan süreci köşesine taşıyan gazeteci Yüksel Baysal, eleştirilerin haklı ve tartışmalı yönlerini ayrıntılı biçimde ele aldı.
Baysalın köşe yazısı şöyle;
“Öyle görünüyor ki, İYİ Parti, yerelde muhalefeti sertleştirecek. CHP’li belediyelere yönelik eleştirilerini arttıracak.
Nitekim yeni yılın ilk pazartesi sabahında basın buluşmasında AKP iktidarı ne kadar eleştirildiyse, CHP’li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e de o ölçüde yüklenildi.
Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu’nun da katıldığı 2025 yılı değerlendirme toplantısında, İYİ Parti İl Başkanı İsmail Kaya, CHP’li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e başta ulaşım olmak üzere her konuda eleştiriler yöneltti:
“Bu şehir daha iyisini hak ediyor. 23 yıllık bu iktidar döneminde Bursa iyi yönetilemedi ve hala iyi yönetildiğini de söyleyemiyoruz. Mustafa Bozbey’in yaklaşık 2 yıllık faaliyetleri incelendiğinde ortaya çıkan tablo nettir. Bursa yönetilemiyor. Kentin en temel ihtiyaçları olan ulaşım, altyapı, çevre ve güvenli yaşam konusunda yıllardır hep ciddi bir zaafiyet yaşandı ve bu zaafiyet halen daha aşılabilmiş değildir. Koskoca kentin ulaşımı arapsaçıydı, bugün de öyle. Bursa, 10 yıl önce de altyapı sorunu, su sorunu yaşıyordu şimdi de yaşıyor.”
Kentsel dönüşüm, ulaşım, hava kirliliği gibi konularda Bozbey’in adım atmadığını öne süren Başkan Kaya, 1/100 binlik plandan da bir gelişme sağlanamadığını kaydetti.
Kuşkusuz iktidar partisine de verdi veriştirdi. Hızlı trenin gelmediğini, Yenişehir Havalimanı’nın geliştirilmediğini söyledi Başkan İsmail Kaya ama özellikle ulaşım konusunda Bozbey’e vaatlerini anımsatmakla kalmadı, neden adım atılmadığını sorguladı:
“Sayın Mustafa Bozbey ne vaat etmiştiniz? Seçim kampanyası Proje lansmanında ne demiştiniz. Toplu Ulaşım sisteminin entegre ve ulaşılabilir hale getirilmesi için öncelikle kentli hareketlerini ve ihtiyaçlarını belirleyebilmek amacıyla ‘Ulaşım Master Planı’ yapılacaktır. Bursa’da herkes artık yürüme mesafesinde toplu ulaşıma ulaşabilecektir. Gelişen Bursa için öncelikle
Bursa’yı Metro ile tanıştıracağız demiştiniz.
Yeni metro hattı toplam 47 km, yeni tramvay hattı toplam 47 km, yeni füniküler hattı toplam 2 km, yeni metrobüs hattı toplam 12.6 km…
Şimdi buradan vatandaşımızın sesi olmak sorumluluğumuz gereği soruyoruz;
Çalı’yı Yunuseli’ne bağlayacak 8 tramvay hattı ne durumdadır?
4 metro hattı, bir metrobüs hattı projesi hangi aşamadadır?
30 kilometrelik Kestel Görükle yolu projesi rafa mı kalkmıştır?
Ve en önemlisi Ulaşım Master Planı nerede takılmıştır?
Bursa’nın her bölgesinden ağır kokular geldiğini ifade eden İYİ Parti İl Başkanı Kaya, belediyenin bu konuda tatmin edici açıklama yapmadığını kaydederek şunları söyledi:
“Belediye başkanımız yaptığı değerlendirme toplantısında ‘Hava kirliliğinin yüksek olduğu yerlerde maske dağıtacağız’ şeklindeki açıklaması maalesef talihsizliktir. Hava kirliliğinin çözümü vatandaşa maske dağıtmakta değil kirletici unsurları yok edecek tedbirleri almak ve denetimleri sıkılaştırmaktır. Bu bakış açısıyla bilbordları süsleyen ‘Gülümseyin Bursa’dasınız’ sloganın yerini ‘Koklamayın Bursadasınız’ uyarısı alması kaçınılamaz sonuç olacaktır.”
Bu görüşlerin bir kısmına katılmakla birlikte, burada aktarmadığım su kesintisi ve Çınarcık barajından suyun Bursa’ya ulaştırılması konusunda eleştiri oklarının hedefinde Mustafa Bozbey olmamalıydı.
Su işinde tek sorumlu 2003 yılında biten Çınarcık barajının suyunun Bursa’ya aktarmasını gerçekleştiremeyen AK Partili belediyeler, özellikle Alinur Aktaş’tır.
Ayrıca bol keseden yapılan eleştirilerin yurttaşta karşılık bulabilmesi için yapılacak işlerin kaynağının da gösterilmesi lazım değil midir?
Kentsel dönüşüm yapılsın! Elbette de, hangi kaynaklarla?
Metro getirilsin, elbette getirilsin de, milyar dolar para nereden bulunacak? Bunlarla ilgili var mı İYİ Parti İl Başkanı Kaya’nın önerileri?
30 milyar borçla devralınan Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde Bozbey göreve gelir gelmez sigorta ve vergi kesintilerini yok mu sayacağız?
36 milyar beklenen bütçenin ekonomik kriz ve de iktidarın para musluklarını başka yere kaydırması nedeniyle 28 milyara düşmesinin suçlusu olarak da mı Bozbey’i çarmıha gereceğiz?
Selçuk Türkoğlu rekora gidiyor
2025 yılı içinde Selçuk Türkoğlu 205 soru önergesi verdi. Yarısı Bursa’nın sorunlarını ilgilendiren bu önergelerden çok 75 kez kürsüye çıkmayı başaran İYİ Parti Bursa Milletvekili Türkoğlu’nu alkışlamak lazım.
TBMM’de görev yaptığım için biliyorum, grup başkanvekilleri dışında bu kadar söz alan vekil kesinlikle yoktur, eminim bu bir rekordur.
Nitekim, daha çiçeği burnunda bir vekil olmasına karşılık TBMM’nin yıldız isimlerinden biri haline geldi. Türkoğlu, İYİ Parti denilince akla gelen Turhan Çömez’den sonraki isim oldu.
Yılbaşı sonrasında, eşim Melike Baysal’la kayınvalidemi Muğla Devlet Hastanesi’ne kontrole götürdük. Onlar işleri yaparken ben hemen karşıdaki İYİ Parti İl binasına gittim. Kendimi tanıttım, Selçuk Türkoğlu’nun arkadaşı olduğumu söyledim. Artık Türkiye’de bir marka olan Türkoğlu’nun Bursa’daki kadar iyi bilindiğini gördüm, mutlu oldum.
Bu yazının dipnotu: İsmail Kaya’nın aksine Milletvekili Türkoğlu daha çok siyasal iktidara yüklendi. Atış Yapı mağdurlarına iktidarın sahip çıkmadığını, Bursa milletvekillerinin sessiz kaldığının altını çizdi. Bursa’ya iktidar partisinin üvey evlat muamelesi yaptığını anlattı.”
Yazarlar
63 SANIKLI BOZBEY DAVASI GERGİNLİKLE BAŞLADI
Mustafa Bozbey’in 31 Mart sabahı gözaltına alınmasıyla başlayıp tutuklanmasıyla devam eden süreçte ilk duruşma gerçekleşti. Gazeteci Okan Tuna, Bursa tarihinin en büyük siyasi imar yolsuzluğu davası olarak nitelendirilen sürecin ilk gününü ve duruşma salonunda yaşananları kaleme aldı.
CHP Grubu Sözcüsü Yücel Akbulut’un “süreç tamamen siyasi” vurgusuna dikkat çekilen yazıda; 110 gündür cezaevinde bulunan Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in hakkındaki 402 yıla kadar hapis istemine karşı yaptığı ilk savunması, duruşma kapısındaki gerginlikler ve davanın seyri detaylarıyla aktarıldı.
Okan Tuna’nın konuyla ilgili kaleme aldığı köşe yazısı şöyle:
“Hiç kuşku yok ki;
Yerel seçimlerin tam da yıldönümünde sabahın erken saatlerinde Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in evinden gözaltına alınması büyük bir yankı yaratmıştı kamuoyunda.
Ne var ki, Çoğu kişiye göre bu gözaltı işleminin 31 Mart sabahı yapılması kesinlikle tesadüf değildi. Hatta, Bozbey’e “seçimi neden kazandın” mesajının verildiğini savunanların da sayısı az değildi.
Nitekim; Bugün görülen ilk duruşmada verilen ara sonrasında Büyükşehir Belediye Meclisi’nin CHP Grubu Sözcüsü avukat Yücel Akbulut bugün tarihi duruşma öncesinde Adliye’de de ifade etti bu durumu.
Sorusu, karar vericilere yönelikti. “Bozbey’e” dedi “Suç isnat edilen tarihler 2014 yılını işaret ediyor. Yani Mustafa Başkan’ın Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesinden 10 yıl önce. Eğer ki Mustafa Başkan Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmeseydi bu soruşturma açılacak mıydı?” Pek çok CHP’li gibi Akbulut’a göre de “süreç tamamen siyasi”
Tabi, Bugün önemli bir gündü. 31 Mart sabahı gözaltına alınan, 3 gün sonra tutuklanan Mustafa Bozbey tam 110 gündür cezaevindeydi.
Bu sabah da, İlk kez hakim karşısına çıktı.
Aralarında, Müteahhitler Bakgör, Çelebi, Rızvanoğlu, Arslan, Gündüz, Göral, Bayram, İlhan ve Aydın ailelerinin fertlerinin de tutuklu bulunduğu toplam 63 sanıklı büyük dava bu sabah olaylı başladı. Aralarında, Milletvekilleri, belediye başkanları ve parti yöneticilerinin de bulunduğu çok sayıda CHP’li, duruşmanın yapılacağı Bölge İdare Mahkemesi’ne akın edince polis barikatıyla karşılaştı. Gazetecilerin alınmadığı duruşma salonuna önce avukatların girebileceği belirtilse de, polis ile partililer arasında yaşanan bir arbede ve kriz sonrasında milletvekilleri ve belediye başkanları salona alındılar.
İddianameye göre, Hakkında 402 yıla kadar hapis cezası istenen ve sakal bıraktığı gözlenen Başkan Bozbey, hakkındaki tüm iddiaları reddetti ve beraatini istedi.
Bozbey;
Yargılamadaki ilk gün, Hiçbir suç işlemediğini tüm görev süresince hukuk dışına çıkmadıklarını anlattı. Bozbey’in, Nilüfer Belediye Başkanlığı döneminde, tek imza yetkilisi olarak halen 946 yılla yargılanan Turgay Erdem’i görevlendirmesine dair söyledikleri de, belediye içinde koordinasyonu hızlandırmaya yönelik olduğuna dairdi.
O dönemde de, Tüm kararların yürürlükteki mevzuatlara uygun alındığını ve hayatı boyunca kamu yararı gözeterek görev yaptığını söyledi Bozbey.
İfadesinde, “Hakkımdaki iddiaların tümünü reddediyorum” diyen Bozbey’in, gözaltına alınma ve tutuklanmasına neden olan olay olarak da tutuklu müteahhitlerden Emin Adanur’un kendisinden ihalesiz iş istemesi sonrasında kabul etmemesi neticesinde kendisine husumet beslemesinin olduğunu gösterdi.
Bugün başlayan ve, Bursa’nın bugüne değin ki en büyük siyasi imar yolsuzluğu davası olarak gösterilen duruşma öyle görünüyor ki bu hafta sürecek duruşmalarla Bursa’nın gündemi olacak.
Keza, 63 sanıklı davada tutuklu müteahhitler de savunmalarını yapacak ki söylenecek sözlerin davanın seyrini farklı bir noktaya da taşıyabileceği konuşuluyor.
Yazarlar
ODAKLANMIŞ SERMAYE DAĞITIMI: “DERİNLİK ARBİTRAJI” VE SADELEŞEN BİLANÇONUN STRATEJİK HAMLESİ
Bir önceki hafta, “Sermaye Azaltımı” stratejimizle bilançomuzu sadeleştirip, bizi yavaşlatan o atıl yükümlülüklerimizden muafiyet talep ettik. Hayat bilançomuzun aktif tarafında biriken o hantal varlıkları; bize katma değer üretmeyen, sadece birer “gölge pasif” gibi omuzlarımızda taşıdığımız o fiziksel ve dijital yükleri bünyemizden arındırmaya çalıştık… Şimdi, o loş masanın başında; temizlenmiş, hafiflemiş ve artık hiçbir gereksiz yükün ağırlığını hissetmeyen o “stratejik özne” olarak yeni bir soruyla karşı karşıyayız: Peki, şimdi ne olacak? Boşa çıkan bu devasa “Ruhsal Serbest Nakit Akışı”nı, hayatın hangi alanına, hangi kaldıraçla yatıracağız?
Modern dünya bizi sürekli bir “yayılım” içine çekmeye çalışır. Daha fazla unvan, daha geniş bir sosyal çevre, daha karmaşık bir görünürlük… Hepsi birer “yatay büyüme” tuzağı olarak nitelendirilebilir. İstatistiksel olarak baktığımızda, tabiri caizse herkesin her şey hakkında fikir sahibi olduğu, herkesin birer “içerik üreteci” konumuna zorlandığı bu çağda, bilginin değeri de tıpkı enflasyonist bir ortamdaki para gibi hızla erimektedir. İşte tam da burada, finansal piyasaların en temel kuralı devreye girer: “Derinlik Arbitrajı”.
Arbitraj; piyasalardaki fiyat farklılıklarından yararlanmayı esas alan bir finans kavramıdır. Bizim arbitrajımız ise piyasadaki “sığlık” ile kendi “derinliğimiz” arasındaki makastır. Herkes vitrinini parlatıp, sığ sularda kulaç atarak trendlerin peşinden koşarken; siz tek bir disiplinde, tek bir uzmanlık alanında veya kendi ruhsal köklerinizde derinleştiğinizde, piyasa tarafından taklit edilmesi güç “entelektüel özsermaye” biriktirirsiniz. Bu, piyasadaki “ortalama” bilginin fiyatının düştüğü noktada, sizin sunduğunuz o nadir ve rafine değerin kıymetini artırır. Sığlık, rekabetin en yüksek olduğu yerdir; derinlik ise taklit edilmesi güç bir rekabet avantajının inşa edilebileceği alan olarak nitelendirilebilir.
Bu noktada, finansal disiplinin en güçlü mihenk taşını, yani “Bileşik Getiri”yi, hayatınızın merkezine yerleştirmeniz gerekebilir. Ancak değerlendirilen olgu bu seferki “Odaklanmanın Bileşik Getirisi”dir. Sermayenizi, enerjinizi ve zamanınızı sürekli yeni, verimsiz ve dışarıya gösteriş yapmaktan öteye gitmeyen alanlara dağıtmak yerine, onu tek bir noktaya, her gün aynı saatte, aynı yoğunlukta ve aynı disiplinle yatırmak; 1 yıl sonraki entelektüel sermayenizi, rastgele dağıtılmış 10 yıllık bir çabadan çok daha büyük bir boyuta taşıyabilir. Siz içeride, o sessiz masada, kendi özsermayenizi tahkim ederken; dışarıdakiler vitrinlerini fonlamak için kaldıraçlı riskler üstlenmeye, yapay bir görünürlük oluşturarak kendi özbenliklerini piyasaya ciro etmeye devam etsinler. Siz ise sessizce, kendi değerinizi ‘’titizlikle’’ inşa etmeye devam edin.
Unutmayın; operasyonel sadeleşme bir nihai durak değil, operasyonel bir kaldıraç yöntemi olarak nitelendirilebilir. Bu aşamadan sonra atacağınız her adım, bir cerrahın hassasiyetiyle, sadece katma değer üreten noktaya dokunmalıdır. Gürültü yaparak değil; o sessizliğin içindeki yoğunlaşmış bilgi ve tecrübe akışıyla etki yaratmalısınız. Artık “neye sahip olduğunuz” veya “vitrinde ne sergilediğiniz” değil; neyi, ne kadar derinden anladığınız sizin gerçek özsermayenizdir. Modern dünyada en nadir bulunan emtia dikkattir ve bu dikkati nerede yoğunlaştırdığınız, sizin tek gerçek finansal ve ruhsal servetinizdir. Bilançonuza yazacağınız en büyük aktif, artık eşyalar veya mülkler değil; o loş masanın başında disiplinle inşa ettiğiniz, keskinleştirilmiş zihinsel derinliğiniz olacaktır.
Süreç sadece bir “çıkarma” işlemi değil, aslında bir “yeniden yapılandırma” sanatıdır. Bilançosunu sadeleştiren birey, dış dünyanın dayattığı tüm gürültülü beklentilerden, o anlamsız “statü” göstergelerinden ve başkalarına kanıtlama zorunluluğundan kendisini azade kılar. Bu, pasif bir vazgeçiş değil, aktif bir “seçici odaklanma”dır. Siz o masada sessizce derinleştiğiniz sürece, dışarıdaki piyasanın dalgalanmaları, unvan hırsları veya tüketim yarışları sizin için birer gürültüden ibaret kalacaktır. Gerçek özgürlük, elinizdeki kaynakları ne kadar verimli yönettiğinizde değil; o kaynakları kullanırken ne kadar az insana ve ne kadar az objeye ihtiyaç duyduğunuzda saklı olabilir.
Sonuç olarak; sermaye azaltımı yaptıktan sonraki tek hedefiniz, “daha azla daha çok” değil, “daha azla daha derin” bir etki yaratmaktır. Kalabalıkların o sahte ihtişamı karşısında, siz kendi derinliğinizin sessiz, sarsılmaz ve kopyalanamaz gücünü inşa edin. Vitrini karartmanın getirdiği o “radar altı” olma lüksü, artık sizin en büyük stratejik avantajınızdır. Bu avantajı, kendi ustalığınızı sergilemek, entelektüel bağımsızlığınızı korumak ve kimseye bir şey kanıtlama gereği duymadan, sadece kendi standartlarınız için üretmek için kullanın. Zira günün sonunda herkes, kendi hayat bilançosunun tek denetçisidir ve o masadan kalkarken elinizde kalan en büyük servet, başkalarının ne düşündüğü değil, kendi derinliğinizle ne inşa ettiğiniz olacaktır.
Yineleyerek belirtmek isterim ki; bu metin herhangi bir finansal veya yatırım tavsiyesi içermemektedir. Burada paylaşılanlar, tamamen kavramsal bir çerçevede, hayat bilançolarımızı hafifletirken elde edebileceğimiz entelektüel ve ruhsal kazanımlar üzerine yapılmış şahsi bir durum tespitinden ve felsefi bir muhasebe değerlendirmesinden ibarettir. Bu yazıda yer verilen değerlendirmeler tamamen metaforik, felsefi ve kavramsal bir bakış açısını yansıtmaktadır. Finansal piyasalara, sermaye piyasası araçlarına veya herhangi bir yatırım kararına ilişkin tavsiye niteliği taşımamaktadır. Kullanılan finans ve muhasebe kavramları, bireysel gelişim ve yaşam yönetimine ilişkin düşünceleri açıklamak amacıyla mecazi anlamda kullanılmıştır.
Yazarlar
HÂKİM VE SAVCI YARDIMCILARI BUGÜN NASIL SEÇİLİYOR?
2025 ilanında toplam 1.000 kişilik hâkim ve savcı yardımcısı kadrosu açılmış, en az 2.000 adayın mülakata çağrılması öngörülmüştür. Eşit puanlı adaylar nedeniyle fiilî sayı daha da artabilir.
2802 sayılı Kanun’a göre yazılı sınavdan en az 70 alanlar arasından kadronun bir katı fazlası mülakata çağrılır. Bu oran 2024’te düşürülmüş; önceki sistemde toplam üç kat aday mülakata alınıyordu.

Yazılı sınav birincisi elenirken son sıralardaki aday kazanabilir mi?
Mevcut sistem buna imkân vermektedir. Belirleyici unsur yalnız mülakatın yüzde 30 ağırlığı değil, ayrıca uygulanan 70 puanlık bağımsız eleme barajıdır.

Mülakat barajını geçenler arasında da sıralama değişebilir. Mülakattaki 70–100 aralığı nihai puanda dokuz puana kadar fark yaratır; bu etki yazılı sınavdaki yaklaşık 12,86 puanlık farkı tersine çevirebilir.
Basına yansıyan yüksek puanlı adaylar
Mülakat sistemine ilişkin tartışmaların büyümesinin nedenlerinden biri, yazılı sınavlarda dereceye girdikleri hâlde birden fazla kez mülakatta elenen adayların kamuoyuna yansıyan örnekleridir.
Basında yer alan haberlere göre Emre Pişiren, idari yargı hâkimliği yazılı sınavlarında bir kez Türkiye sekizincisi, iki kez Türkiye birincisi olmuş; son sınavında 98,5 puan almasına rağmen üç mülakatta da başarısız sayılmıştır.
Avukat Volkan Hacımahmutoğlu ise farklı hâkimlik sınavlarında 23.707 aday içinde 55’inci, 20.762 aday içinde 108’inci ve avukatlıktan geçiş sınavında 4.446 aday içinde 11’inci olduğunu; buna rağmen üç mülakatta da elendiğini açıklamıştır. Aday, mülakatlarından birinde kendisine soru yöneltilmediğini, başka bir görüşmenin ise çok kısa sürdüğünü ileri sürmüştür.
Yazılı sınavda olağanüstü başarı gösteren bir adayın hangi somut gerekçeyle mesleğe uygun bulunmadığını kamuoyunun ve yargı mercilerinin denetleyebilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bir aday iki kez Türkiye birincisi olduğu hâlde mülakatta elenebiliyorsa, “Neden?” sorusunun karşılığı yalnızca sayısal bir puan olmamalıdır.
Mülakat kaldırılmalı mı?
Mülakatın savunulabilir bir amacı vardır. Yazılı sınav adayın hukuk bilgisini ve belirli ölçüde analitik düşünme kabiliyetini ölçerken; iletişim, muhakeme, stres altında davranış ve mesleki tutum gibi özelliklerin yalnızca çoktan seçmeli sınavla tam olarak ölçülemeyeceği ileri sürülebilir.
Bununla birlikte birkaç dakika süren, soruların ve cevapların tam olarak kayda geçirilmediği, verilen puanın hangi somut davranıştan kaynaklandığının açıklanmadığı bir görüşmenin; yıllarca süren hukuk eğitimi ve objektif yazılı sınav başarısından daha belirleyici hâle gelmesi hakkaniyet sorununa yol açar.
Önerilen Model: Yazılı Sınav Esaslı, Şeffaf ve Hakkaniyetli Seçim Sistemi
Hâkim ve savcı yardımcılığına girişte esas ölçüt, adayın objektif yazılı sınav başarısı olmalıdır. Nihai sıralama, yazılı sınav puanına göre belirlenmelidir.
Mülakat tamamen kaldırılabilir. Kaldırılmayacaksa nihai puana etkisi yüzde 5 veya yüzde 10 gibi düşük bir oranla sınırlandırılmalıdır. Böylece kısa süreli ve değerlendirilmesi büyük ölçüde kişisel kanaate dayanan bir görüşme, adayın yıllarca hazırlandığı yazılı sınavdaki başarısını ortadan kaldıramaz.
Mevcut sistemde adayın mülakattan 70 puanın altında alması, yazılı sınav sonucu ne kadar yüksek olursa olsun doğrudan elenmesine neden olabilmektedir. Bu bağımsız eleme barajı kaldırılmalıdır. Mülakat puanı yalnızca belirlenen düşük oran üzerinden toplam puana eklenmeli; tek başına adayın elenmesine yol açmamalıdır.
Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması ise adayları başarı bakımından sıralayan bir aşama olarak değil, yalnızca mesleğe kabulün önünde açık bir kanuni engel bulunup bulunmadığını inceleyen ayrı bir uygunluk denetimi olarak sürdürülmelidir.
Özetle önerilen sistem şu esaslara dayanmalıdır:
• ✓ Nihai sıralama ağırlıklı olarak yazılı sınav sonucuna göre yapılmalıdır.
• ✓ Mülakat kaldırılmalı veya etkisi yüzde 5–10 ile sınırlandırılmalıdır.
• ✓ Mülakatta 70 puan alamayan adayın otomatik olarak elenmesi uygulamasına son verilmelidir.
• ✓ Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, yalnızca kanuni engellerin incelendiği ayrı bir denetim olarak uygulanmalıdır.
Güvenlik soruşturmasının da sınırsız ve gerekçesiz bir takdir alanına dönüşmemesi gerekir. Olumsuz değerlendirmenin somut olgulara dayanması, kişiye bildirilmesi ve etkili yargı denetimine açık olması hukuk devletinin gereğidir. Aksi hâlde mülakattaki subjektiflik yalnızca başka bir aşamaya taşınmış olur.
Sadece daha fazla hâkim ve savcı atamak yeterli mi?
Yargının ağır iş yükü, hâkim ve savcı sayısının artırılmasını gerekli kılabilir. Ancak liyakatli seçim yapılmadan gerçekleştirilecek sayısal artış, dosya yükünü kâğıt üzerinde azaltırken kararların niteliğini ve yargıya duyulan güveni zedeleyebilir. Buna karşılık en nitelikli kişilerin seçilmesi de bu kişilere insan gücünün sınırlarını aşan dosya yükü verilmesi hâlinde tek başına çözüm olmaz.
Sorun yalnızca hâkim ve savcı sayısı değildir. Zabıt kâtibi, yazı işleri müdürü, mübaşir, bilirkişi, adli tıp uzmanı, pedagog, sosyal çalışmacı, tercüman ve teknik personel de yargı hizmetinin ayrılmaz parçalarıdır. Tebligat yapılmamış, bilirkişi raporu gelmemiş veya kalem işlemleri tamamlanmamışsa hâkimin dosyayı incelemeye hazır olması yargılamayı tek başına ilerletemez.
Hızlı karar ile adil karar aynı şey değildir
Yargının hızlandırılması gereklidir; ancak hız tek başına başarı ölçütü olamaz. Bir dosya kısa sürede kapatılmış olsa bile tarafların delilleri gereği gibi incelenmemiş, savunmaları karşılanmamış veya karar yeterli gerekçe içermiyorsa etkili yargılama yapılmış sayılmaz.
Adaletin gecikmesi kadar aceleye getirilmesi de sakıncalıdır. Hâkim ve savcıların performansını yalnızca sonuçlandırdıkları dosya sayısıyla ölçmek, onları dosyanın niteliğinden çok niceliğine yöneltebilir. Yargı hizmeti üretim bandı mantığıyla yürütülebilecek bir faaliyet değildir.
Etkin yargının ölçüsü yalnızca kaç dosyanın kapatıldığı değil; kararların ne kadar isabetli, tutarlı, öngörülebilir, gerekçeli ve üst yargı denetimine dayanabilecek nitelikte olduğudur.
Sonuç: Adalet ne yalnızca sayı ne de yalnızca hızdır
Türkiye’de bir hâkimin önüne ortalama yüzlerce, bir Cumhuriyet savcısının önüne ise bin beş yüzü aşan dosya gelmektedir. Ceza soruşturması ve ilk derece yargılamasının evre ortalamaları birlikte düşünüldüğünde süreç bir yılı aşabilmekte; istinaf ve temyiz incelemeleriyle birkaç yıla ulaşabilmektedir. Bu veriler, gecikmenin önemli nedenlerinden birinin ağır iş yükü olduğunu açıkça göstermektedir.
Ancak iş yükü, liyakat konusundaki soruların sorulmasına engel değildir. Yazılı sınavda en yüksek puanı alan adayın gerekçesi açıklanmadan mülakatta elenebildiği; buna karşılık yazılı sıralamada çok daha gerideki bir adayın mülakat puanıyla öne geçebildiği bir sistem, hukuken mümkün olsa bile kamu vicdanında adalet duygusunu zedelemektedir.
Hâkim ve savcıları seçen bir sistemin kendisi adil görünmüyorsa, o sistemden çıkacak yargı kararlarına güçlü ve kalıcı güven oluşturmak da zorlaşır. Bu nedenle girişte yazılı sınav sıralaması esas alınmalı; mevcut güvenlik soruşturması yalnızca kanuni uygunluk denetimi olarak sürdürülmeli; gerçek mesleki liyakat ise üç yıllık yardımcılık döneminde somut çalışmalar ve çoklu değerlendirme üzerinden ölçülmelidir.


Kaynaklar ve veri notları
Bu yazıdaki sayısal veriler ağırlıklı olarak Adalet Bakanlığı ve ilgili kamu kurumlarının 2025 yılı istatistikleri ile yürürlükteki mevzuat üzerinden hazırlanmıştır. Basına yansıyan aday örnekleri, ilgili kişilerin kamuoyuna yansıyan beyanları olarak değerlendirilmiş; nepotizm hakkında kesin kişisel veya kurumsal isnatta bulunulmamıştır.
1. Adalet Bakanlığı – 2025 Adalet İstatistikleri
2. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu – güncel metin
3. Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü – 2025 hâkim ve savcı yardımcılığı sınav ilanı
4. Hâkim ve savcı adaylarının seçimine ilişkin akademik değerlendirme
5. Sözlü sınav ve mülakatların hukuki niteliğine ilişkin akademik çalışma
6. Danıştay İDDK kararına ilişkin değerlendirme – sözlü sınavların denetlenebilirliği
7. Yüksek yazılı sınav puanına rağmen mülakatta elenen aday örneği
8. Farklı sınavlarda derece aldığı hâlde mülakatta elendiğini açıklayan aday örneği

-
Bursa Bölge7 yıl agoKaracabey’de cinayet: 1 ölü
-
Genel3 yıl agoKARACABEYLİ DUAYEN SANATÇI SEVENLERİNİ ÜZDÜ
-
Genel2 yıl agoKARACABEY BELEDİYESİ’NDE GÖREV DEĞİŞİKLİKLERİ
-
Bursa Bölge7 yıl agoRABBİMİZ BİZDEN NELER İSTİYOR
-
Güncel2 yıl agoİYİ VE KÖTÜ AHLAK
-
Güncel7 yıl agoARAPÇA’DA “VAV” HARFİ
-
Güncel4 yıl agoHAKİM VE SAVCILARA ANLAMLI VEDA
-
Ekonomi6 yıl agoSütaş’tan “Tereyağı” açıklaması




Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49
You must be logged in to post a comment Login