Connect with us

Yazarlar

EVLİLİK HAYATI

Almanya’da görev yaptığım yıllarda hafta sonu gençlerle buluşmamızda gençler evlilik hayatından söz eder misiniz dediler.

Bu konuda gençlere şu tavsiyelerde bulundum.

Gençler öncelikle eşinizi iyi seçiniz her iş aş hayatımızda önemli bir yer kapsar.

Size peygamber efendimizin bir hadisini hatırlatayım.

Kadın 4 şey için nikahlanır malı soyu güzelliği ve dini için, sen dindar olanı seç ki evinde bereket ve mutluluk olsun.

Denilir ki güzelliğe bir sivilce, mala bir kıvılcım yeter, onun için siz ahlaklı olanı tercih ediniz.

Kadını malı ve güzelliği için seçenler mahrum olabilir güzellik ve zenginlik yeterli olmamalıdır.

Güzel ve zengin olup ahlakı iyi olmayan bir eşle mutlu, huzurlu bir hayat devam etmez.

Huzurlu hayat saygı, sadakat, sabır ve fedakarlık ister.

Ragıp Paşa’nın hanımı bir gün şöyle der. Bülbül ile karga arkadaş olmuşlar. Bülbül şikayet etmesi gerekirken karga şikayetçi olmuş. Kendisi güzel bir kadın kendini bülbüle Ragıp Paşa’yı kargaya benzetmek istemiş ama Ragıp paşa şöyle demiştir.

Güzelin hulk’u da gerektir yarına yoksa çok sürat yaparlar kilise duvarına!

Evet kilisenin duvarları nice Meryem resimleri ile doludur ama hiçbiri gerçek Meryem değildir.

Demek ki kadının güzelliği yanında huy ve ahlak güzelliği olmalı.

Gençler evlenerek yeni bir hayata başlarlar, bu aile hayatında her davranış değerlendirilir.

Aile hayatında bir bardak su ikramında bile birbirlerinin yüzlerine tebessümle bakmaları bile ibadet sayılır.

Bir dostum pazardan 2 eli dolu evine gelir evin ziline basar kapıya gelen evin hanımı be adam senin anahtarın yok mu diye azarlar.

Halbuki elindekilerini alıp yorulmuşsundur bir yorgunluk kahvesi yapayım diyemez miydi?

Ailede huzur ve mutluluğun temini için gençler huzur ve hatalarınızı araştırmayınız.

Eşinizin kötü huyu varsa iyi huylara tutunuz, sırlarınızı kimseye anlatmayınız.

Daima tatlı dilli güler yüzlü olmalısınız.

Konuyu bir misalle şöyle açıkladım.

Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri İstanbul’dayken Hasankale’de oturan hanımına şöyle bir mektup yazar.

İzzetli, hürmetli, hatırlı, gönüllü, marifetli, şefkatli, şirin sözlü, melek yüzlü, oğlumun annesi, gönlümün cananesi, inci tanesi Züleyha hanıma diye ..

İşte böyle iltifat olunca o evde huzursuzluk olmaz.

Gençler kuracağınız aile yuvası kutsaldır. Çünkü temeli cennette anlatılmıştır.

Gençler verdiğim bu nasihatlerden dolayı hepsi bana teşekkür ettiler.

Continue Reading
Click to comment

Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Yazarlar

GİZEMLİ HAREKETLER

Bugüne kadar yazdıklarımı okumuşsanız geçmiş yılları günümüze taşıdığımı fark etmişsinizdir. Bugün de aynı çizgiden gidelim ve biraz nostalji yapalım dedim.

Evet, bugün hep birlikte okul yıllarına bir yolculuk yapmaya ne dersiniz.

Anımsarsınız sınıf başkanı eline tebeşir alır ders ne ise tahtaya konusuyla birlikte yazardı.

Dersimiz : Türkçe

Konu : Gizemli Hareketler

Öğretmen sınıfa geldiğinde konuyla ilgili kitaptaki sayfa açılır öğrenciler birkaç paragraf okur sonra öğretmen başlardı konuyla ilgili  anlatıma.

“Görünmeyenin ardındaki niyet, bazen açık bir sözden çok daha fazlasını anlatır. Gizemli hareketler, insan doğasının en merak uyandırıcı ve bazen de en tekinsiz yanını temsil eder.

Bazı gizemler büyük olaylarda değil, saniyeler içine sığan küçük detaylarda gizlidir. Bir insanın konuşurken parmaklarıyla masada ritim tutması ya da göz bebeklerinin aniden büyümesi, kelimelerin sakladığı gerçeği ele verebilir. Bu mikro ifadeler, zihnin kapalı kapıları ardında dönen dolapların anahtarıdır.

Sevgili öğrenciler, unutmayın ki en derin sırlar, her zaman en sıradan görünen hareketlerin içinde saklanır; çünkü kimse sıradan olandan şüphelenmez.

Ve gizemli hareketler, hayatın rasyonel akışına vurulan küçük darbelerdir. Bize dünyanın hala keşfedilmemiş, açıklanmamış ve bazen kişilerin de gizemli bir yanı olduğunu hatırlatır. Sokakta yürürken, akıntıya ters giden kişiye dikkat edin; belki de onunla bir hikayenin başlangıcına şahitlik ediyorsunuzdur.” diyerek bize hayatın gizemi hakkında örneklemelerle ders verirdi.

Konuları öyle akıcı ve anlaşılır örneklerle anlatırdı ki hepimiz Türkçe dersini severdik. Sadece Türkçe değil, kolay dersler favorimizdi. Beden Eğitimi gibi, müzik gibi.

Sahi müzik dedim de bir öğretmenimiz vardı. Mustafa. Sesi çok güzeldi. Galiba ailesi yıllar önce balkanlardan göç etmiş. Bize oralardan türküler söylerdi. “Arda boylarında” en sevdiği türküydü. Şarkının hikayesi gibi yanık yanık söylerdi Arda Boyları’nı.

Sınıfta başkanlık seçimi de bir o kadar heyecanlı geçerdi. Adaylar vaatlerini açıklar öğrencilerden oy isterdi. Başkanlık kadar başkan yardımcılığı da önemliydi. Kimisi açıkça başkan yardımcılığını istediğini belirtir, kimisi de alttan alttan gizemli çalışmalar yapardı. Seçilmek için mücadele ederdik.

Ancak o heyecanla şunu hep unuturduk. Başkan ya da başkan yardımcısı olsak da eğitim dönemi sonunda bu görevin biteceğini ve sıradan bir öğrenci olacağımızı unutarak savaş verirdik.

Güzel günlerdi o günler. Hepimizin o yıllardan günümüze kalmış öğrencilik anıları vardır. Belki de yazdıklarım sizleri o günlere götürdü ve kendinizi yaşadınız.

Anılar ve yaşanmışlıklardır unutulmayan ve unutulmayacak olan…

Continue Reading

Yazarlar

FİYATLARIN GÖRÜNMEYEN ELİ: NAKLİYE MALİYETLERİ

Ekonomik hayatın en temel tartışma alanlarından biri fiyatların nasıl oluştuğu meselesidir. Günlük yaşamda tüketicinin gördüğü rakam, çoğu zaman bir ürünün raf fiyatıdır. Ancak bu rakam, aslında uzun ve çok katmanlı bir ekonomik sürecin son halkasıdır. Üretimden tüketime uzanan bu zincir içerisinde, çoğu zaman göz ardı edilen ama fiyatları doğrudan etkileyen önemli bir bileşen vardır: lojistik maliyetler.

Fiyat oluşumunu yalnızca üretim maliyetleri üzerinden değerlendirmek, günümüz ekonomik yapısını anlamak için yeterli değildir. Çünkü modern ekonomilerde bir ürünün değeri, sadece üretildiği noktada değil, tüketiciye ulaşana kadar geçtiği tüm aşamalarda şekillenir. Bu aşamalar; tedarik, depolama, taşıma, dağıtım ve perakende süreçlerini kapsar. Her bir aşama, nihai fiyat üzerinde ayrı bir yük oluşturur.

Lojistik süreçler, ekonomik sistemin adeta görünmeyen omurgasıdır. Ürünlerin üretim noktasından tüketim noktasına güvenli, hızlı ve düzenli bir şekilde ulaştırılması yalnızca operasyonel bir süreç değil, aynı zamanda maliyet belirleyici bir faktördür. Özellikle taşıma ve depolama maliyetleri, toplam fiyat yapısı içerisinde önemli bir paya sahiptir.

Bu noktada lojistik maliyetlerin en kritik özelliği zincirleme etki doğurmasıdır. Taşıma giderlerinde meydana gelen bir artış, doğrudan üretici maliyetlerine yansımakla kalmaz; aynı zamanda toptancı ve perakendeci fiyatlarına da etki eder. Böylece maliyet artışı, ekonomik sistem içerisinde katlanarak nihai tüketici fiyatlarına ulaşır.

Bu zincirleme etki, özellikle enerji ve yakıt maliyetlerine duyarlı sektörlerde daha belirgin hale gelir. Çünkü lojistik faaliyetlerin büyük bir bölümü enerjiye dayalıdır. Bu nedenle enerji fiyatlarında yaşanan değişimler, dolaylı olarak birçok ürünün fiyatına yansıyabilmektedir.

Coğrafi yapı da lojistik maliyetlerin belirlenmesinde önemli bir rol oynar. Geniş yüzölçümüne sahip ülkelerde üretim merkezleri ile tüketim bölgeleri arasındaki mesafe arttıkça, taşıma ihtiyacı ve buna bağlı maliyetler de yükselir. Bu durum, bölgesel fiyat farklılıklarının oluşmasına da zemin hazırlar.

Küreselleşme ile birlikte lojistik süreçler artık yalnızca yerel bir faaliyet olmaktan çıkmış, uluslararası bir yapıya dönüşmüştür. Birçok ürünün hammaddesi farklı ülkelerden temin edilirken, üretim süreçleri başka bölgelerde gerçekleşmekte ve dağıtım küresel ağlar üzerinden yapılmaktadır. Bu durum, lojistik maliyetleri yalnızca iç piyasa değil, küresel fiyatlama sistemi açısından da kritik hale getirmiştir.

Tedarik zincirinde yaşanan herhangi bir aksama, gecikme ya da maliyet artışı, doğrudan nihai ürün fiyatlarına yansıyabilmektedir. Bu nedenle lojistik yönetimi, günümüzde yalnızca bir taşıma süreci değil, aynı zamanda ekonomik istikrarın korunmasında önemli bir araç olarak değerlendirilmektedir.

Özellikle son yıllarda yaşanan küresel gelişmeler, tedarik zincirlerinin ne kadar hassas bir yapıya sahip olduğunu açık şekilde göstermiştir. Küresel ölçekte yaşanan krizler, lojistik ağlarda meydana gelen kırılmalar ve enerji piyasalarındaki dalgalanmalar, fiyat istikrarı üzerinde doğrudan etkili olmuştur. Bu durum, lojistik maliyetlerin ekonomik sistem içerisindeki stratejik konumunu daha görünür hale getirmiştir.

Bununla birlikte, lojistik sektöründe yaşanan teknolojik dönüşüm maliyet yapısını değiştirmeye başlamıştır. Dijital takip sistemleri, rota optimizasyon yazılımları, otomasyon sistemleri ve akıllı depo yönetimi gibi uygulamalar, süreçlerin daha verimli hale gelmesini sağlamaktadır. Bu gelişmeler, uzun vadede maliyetlerin kontrol altına alınmasına katkı sunmaktadır.

Ancak tüm bu teknolojik ilerlemelere rağmen, lojistik maliyetler tamamen ortadan kaldırılabilecek bir unsur değildir. Çünkü fiziksel bir ürünün bir noktadan başka bir noktaya taşınması her zaman belirli bir maliyet gerektirir. Bu nedenle lojistik, ekonomik sistemin sabit ve kaçınılmaz bileşenlerinden biri olmaya devam etmektedir.

Fiyatların oluşum sürecini anlamak için yalnızca üretim aşamasına odaklanmak, eksik bir analiz ortaya koyar. Çünkü asıl belirleyici süreç, ürünün üretildiği andan tüketiciye ulaştığı ana kadar geçen tüm yolculuktur. Bu yolculuk boyunca oluşan maliyetler, fiyatın gerçek yapısını belirler.

Günlük hayatta sıkça kullanılan “ürün yolda pahalanır” ifadesi, aslında ekonomik sistemin temel işleyişine dair önemli bir gerçeği özetlemektedir. Bu ifade basit görünse de, arkasında oldukça karmaşık bir maliyet ve dağıtım ağı bulunmaktadır.

Sonuç olarak, lojistik maliyetler modern ekonomide görünmeyen ancak etkisi oldukça güçlü olan bir fiyat belirleyici unsurdur. Üretimden tüketime uzanan süreç doğru analiz edilmeden, fiyat hareketlerini ve enflasyon dinamiklerini tam anlamıyla açıklamak mümkün değildir. Bu nedenle ekonomik değerlendirmelerde yalnızca üretim değil, üretim ile tüketim arasındaki tüm süreçlerin birlikte ele alınması gerekmektedir.

Çünkü ekonomi, sadece üretildiği yerde değil, yolda geçen her kilometrede yeniden şekillenmektedir.

Continue Reading

Yazarlar

KARACABEY’DE DEPREM GERÇEĞİ

Yapılan jeolojik çalışmalara göre Karacabey fayının 6.0 ve üzeri büyüklükte,  Uluabat Fayı’nın ise 7.0 büyüklüğüne kadar sarsıntı oluşturabileceğine dikkat çekilmektedir.

1964 yılındaki 7 şiddetindeki Manyas depreminde Karacabey’de çok sayıda ev yıkılıp can kaybı yaşanmıştı. 1855 yılında “Küçük Kıyamet”  adıyla tarihe geçen 7,5 şiddetindeki Mustafakemalpaşa ve bir ay sonra yaşanan 6,5 şiddetindeki Bursa depreminde yaklaşık 3 bin kişi yaşamını yitirmişti. Uzmanlar 1855 depreminin üzerinden yaklaşık 170 yıl geçtiğini hatırlatarak, bölgedeki enerji birikimine dikkat çekmektedirler.

Karacabey’e Bursa, Bandırma ve Yeniköy olmak üzere üç ana yoldan giriş ve çıkış yapılmakta. Yani üç giriş bölgesi de Canbalı, Hanifedere ve Taşlık olmak üzere köprülerle çevrili. Olası bir depremde bu üç köprü yıkıldığı takdirde ilçeye yardım desteğinin gelmesi zor gibi görünüyor. 

Deprem doğal afetlerin başında gelmektedir. Günümüzde deprem uzmanları yaptıkları açıklamalarda sürekli olası bir İstanbul depreminden bahsetmektedirler. Öyle bir depremde Bursa’nın ve Karacabey’in de büyük kayıplar vereceği acı bir gerçektir.

Ben bir deprem uzmanı değilim, ancak sizlerle İstanbul haricinde göz ardı edilen bir depremden, olası Karacabey depremini gözler önüne sermek ve araştırmalarım sonrası elde ettiğim bilgileri paylaşmak istiyorum.

Karacabey, Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın (KAF) güney kolu üzerinde ve çevresinde yer alan aktif fayların etkisi altındadır. Bu nedenle de olası sarsıntıyı zemin yapısı nedeniyle daha şiddetli hissedebilecek bir konumdadır.

Bu nedenle de Karacabey, Türkiye Deprem Tehlike Haritası’na göre birinci derece deprem bölgesi içerisinde kabul edilmektedir. Karacabey Fayı (yaklaşık 29 km) ve Uluabat Fayı ilçeyi doğrudan etkileyebilecek kapasitededir.

Karacabey’in büyük bir bölümü alüvyon (gevşek dolgu) ova üzerine kuruludur. Bu tür zeminler, deprem dalgalarının şiddetini artırır. Yer altı su seviyesinin yüksek olduğu tarım arazileri ve ova kesimlerinde, sarsıntı anında toprağın balçık gibi davranması (sıvılaşma) binaların temellerinin çökmesine veya yan yatmasına neden olabilir.

Karacabey’i doğrudan veya dolaylı etkileyen başlıca fay hatları şunlardır:

1 – Karacabey Fayı : İlçenin kendi adıyla anılan bu fay, yaklaşık 29-30 km uzunluğundadır. Yapılan jeolojik çalışmalara göre bu fayın 6.0 ve üzeri büyüklükte deprem üretme potansiyeli bulunmaktadır.

2 – Uluabat Fayı : Karacabey’in hemen doğusunda, Uluabat Gölü çevresinden geçen bu fay oldukça kritiktir. Uzmanlar, Uluabat Fayı’nın 7.0 büyüklüğüne kadar sarsıntı oluşturabileceğine dikkat çekmektedir.

3 – Diğer Yakın Fay Hatları : Karacabey, bölgedeki diğer büyük fayların da sarsıntı menzilindedir:

a) Mustafakemalpaşa Fayı : İlçenin güneyinde yer alır ve 7.0 üzerinde deprem üretme kapasitesine sahiptir.

b) Zeytinbağı (Mudanya) Fayı : Mudanya ile Karacabey (Kocasu Deltası) arasında uzanan yaklaşık 40 km’lik bir hattır.

c) Manyas Fayı : Karacabey’in batısında yer alan ve geçmişte yıkıcı depremler üretmiş bir hattır.

Karacabey, hem Marmara Denizi’ndeki aktif fay hatlarına yakınlığı hem de Manyas -Mustafakemalpaşa hattı üzerindeki konumu nedeniyle tarih boyunca ciddi sarsıntılar yaşamıştır. Bunların en önemlileri şunlardır.

1 – Manyas  Depremi (1964) : Karacabey tarihinin en yıkıcı olaylarından biridir. 6 Ekim 1964 Salı günü saat 16.31’de merkez üssü Manyas Gölü’nün güneyinde 7.0 şiddetinde meydana gelen deprem Karacabey’de çok ciddi hasara yol açmıştır.

Deprem en çok Karacabey, Manyas, Bandırma ve Mustafakemalpaşa dörtgeninde etkili olmuştur. Karacabey ve köylerinde yaklaşık 5.400 bina ağır hasar görmüş veya tamamen yıkılmıştır. Özellikle kerpiç ve taş yapılar yerle bir olmuştur. Hükümet Konağı, bazı camiler ve okullar ciddi çatlaklar alarak kullanılamaz hale gelmiştir. Bölgedeki alüvyon zemin yapısı, sarsıntının şiddetini artırmış ve zeminde geniş yarıklar oluşmasına neden olmuştur.

Depremde 25 kişi hayatını kaybetmiş, 80 kişi de yaralanmıştır. Can kaybının büyüklüğe oranla az olmasının sebebi, depremin gündüz saatlerinde, yani insanlar dışarıdayken veya tarladayken meydana gelmiş olmasıdır.

1964 Manyas-Karacabey depremi, bölgenin modern tarihindeki en öğretici ve sarsıcı olaylardan biridir. Deprem, sadece binaları yıkmakla kalmamış, bölgenin jeolojik yapısını da değiştirmiş, Karacabey ovasının zemin yapısının ne kadar hassas olduğunu kanıtlayan olaylara sahne olmuştur. Karacabey’in alüvyon topraklarında zemin sıvılaşması yaşanmış, tarlalardan ve bahçelerden sıcak su ve kum fışkırmıştır. Karacabey – Manyas yolu üzerinde genişliği 1 metreyi, derinliği ise birkaç metreyi bulan devasa yer yarıkları oluşmuştur.

Depremden sonra Karacabey’de prefabrik konutlar (deprem evleri) inşa edilmiş ve ilçenin yapılaşma tarzında değişikliklere gidilmeye çalışılmıştır. Ancak bu deprem, Karacabey’in her zaman yüksek risk altında olduğunu gösteren en somut “uyarı” olarak tarihe geçmiştir.

2 – 1855 Bursa Depremi (Küçük Kıyamet) : 1855 yılında Bursa’yı sarsan ve halk arasında “Küçük Kıyamet” olarak adlandırılan iki büyük deprem yaşanmıştır. Bu iki depremin merkez üsleri farklı noktalardır.

İlk olarak 28 Şubat 1855 günü 7.5 şiddetinde Kirmasti (Mustafakemapaşa) merkezli deprem meydana gelir. Bu sarsıntı özellikle Bursa’nın batısını ve Karacabey – Mustafakemalpaşa hattını çok şiddetli vurmuştur. Bursa surlarının bir kısmının ve birçok caminin bu sarsıntıda hasar gördüğü bilinir.

Bursalı Gökmenzade Seyyid Hüseyin tarafından yazılan ve Türk tarihinin ilk bilimsel deprem tarihli kitabı olan “İşaretnüma”de, depremin merkez üssünün Mustafakemalpaşa (Kirmasti) olması nedeniyle Karacabey ve çevresinde de “çok sayıda ev ve caminin yıkıldığı, birçok kişinin hayatını kaybettiği” not edilmiştir.

İkinci deprem yaklaşık bir ay sonra 11 Nisan 1855 tarihinde merkez üssü Bursa şehir merkezinin hemen doğusu, Gökdere – Işıklar civarında 6.5 şiddetindeki artçı deprem olarak meydana gelir. Bursa şehir merkezini neredeyse tamamen yıkan bu deprem, Karacabey’deki taş ve kerpiç yapılarda da önemli hasarlar bırakmıştır. Tarihi kaynaklar, sarsıntının Marmara’nın güneyindeki tüm yerleşim birimlerini vurduğunu kaydeder.

İlk depremde hasar alan binaların (Bursa Ulu Cami dahil) çoğu bu ikinci sarsıntıyla tamamen yıkılmıştır. Bu deprem Gemlik ve Mudanya tarafında da ağır hasara yol açmıştır.

Ölümlerin çoğu Bursa şehir merkezindeki binaların çökmesi ve ardından çıkan büyük yangınlar nedeniyle yaşanmıştır. Karacabey gibi kırsal ağırlıklı ilçelerde ölümler daha çok kerpiç evlerin çökmesi sonucu meydana gelmiştir. Bazı yerel kaynaklara göre toplam can kaybının 3 bini geçtiği söylenmektedir.

Uzmanlar, 1855 Bursa depreminin üzerinden yaklaşık 170 yıl geçtiğini hatırlatarak, bölgedeki enerji birikimine dikkat çekmektedirler.

3 – 12 Mayıs 1327 Miletopolis (Karacabey) Depremi : Tarihi kaynaklara göre Karacabey’in Mihaliç adını almadan önce ilçe sınırları içerisinde “Miletopolis” adında bir şehir olduğu bilinmektedir. 12 Mayıs 1327 yılında Miletopolis merkezli yaşanan 6.5 şiddetindeki bu deprem, doğrudan bölgeyi etkileyen en eski ve en şiddetli ilk kayıtlı büyük depremlerden biridir.

Bu depremde Karacabey (Miletopolis) ve Uluabat (Lopadium) çevresinde ağır hasar oluşturmuştur. Hatta tarihi kaynaklara göre, Ulubat Kalesi surlarının bu depremde zarar gördüğü ve bu zafiyetten yararlanılarak bölgenin Osmanlılar tarafından fethini kolaylaştırdığı belirtilmiştir.

4 – 1999 Marmara Depremi : 17 Ağustos 1999 Salı günü saat 03.02’de, 45 saniye süren ve yaklaşık 17 bin kişinin yaşamını yitirdiği 7,4 şiddetindeki depremin merkez üssü Gölcük olmasına rağmen, Karacabey’de de çok güçlü hissedilmiş ve bazı yapılarda çatlaklara neden olmuştur.

İlçedeki mahalleleri jeolojik yapılarına göre üç ana grupta inceleyebiliriz:

  1. Bölge / Mahalleler. b) Zemin Yapısı. c) Risk Durumu.

Merkez Mahalleler (Runguçpaşa, Sırabademler, Hamidiye vb.) : Alüvyon, killi ve kumlu birimler. Yeraltı suyu seviyesi yer yer yüksektir. Sarsıntı büyütme ve sıvılaşma potansiyeli mevcuttur.

Göl ve Ova Mahalleleri (Uluabat, Bakırköy, Hotanlı vb.) : Tamamen gevşek alüvyon ve bataklık çökelleri. En zayıf zemin yapısı bu bölgelerdedir. Sıvılaşma riski en üst seviyededir.

Yüksek Kesimler / Yamaçlar (İnkaya, Canbaz, Dağkadı vb.) : Daha sert kayaçlar veya yaşlı tortullar. Merkeze göre zemin daha sağlamdır ancak eğimli bölgelerde heyelan riski kontrol edilmelidir.

Runguşpaşa Mahallesi : Yapılan etütlerde zeminin çoğunlukla yüksek plastisiteli kil (ince taneli doğal toprak) ve yer yer siltli kumdan (gevşek yapılı zemin türü) oluştuğu tespit edilmiştir.

Uluabat ve Çevresi : Rakımın 4-7 metre olduğu bu bölgelerde zemin “çok zayıf” yapıda olup, sismik dalga hızı düşüktür. Bu da deprem etkisini maksimize eder.

İnkaya : İlçenin güneyindeki yüksek bölgelerde zemin, ovaya kıyasla çok daha dirençlidir.

         Karacabey’e Bursa, Bandırma ve Yeniköy olmak üzere üç ana yoldan giriş ve çıkış yapılmakta. Yani üç giriş bölgesi de Canbalı, Hanifedere ve Taşlık olmak üzere köprülerle çevrili. Olası bir depremde bu üç köprü yıkıldığı takdirde ilçeye yardım desteğinin gelmesi zor gibi görünüyor. 

          Deprem için söylenecek son söz; doğayla savaşmak yerine onun gerçekliğini kabul edip, bilimin ışığında “deprem dirençli kentler” inşa etme zorunluluğudur. Afetlerin kaçınılmaz olduğu bu coğrafyada, unutulmaması gereken nihai ders, önlem alınmayan yapıların en büyük tehdit olduğudur.

Continue Reading

Trending