Yazarlar
CUDİLİ RAKELİN ÖYKÜSÜ
Birinci Dünya Savaşı yılları. Ortalık toz duman. Bir zamanlar üç kıtada at koşturan Osmanlı Anadolu`ya sıkıştırılmış tarih sahnesinden silinmesi hesapları yapılmakta.
İzmir`i Yunanlılar, Antalya`yı İtalyanlar, Antep`i Fransızlar işgal etmiş. Doğu Anadolu`ya da Ruslar, Ermeni komitacıları da alarak alabildiğine yükleniyor ve çok cana kıyıyorlar.
Zor durumda kalan zamanın hükümeti çare olarak Ruslarla işbirliği yapan Ermenileri tehcire (zorunlu göçe) tabi tutuyor.
Tehcir demek bilinmezlik demek.
Tehcir demek gurbet demek.
Tehcir demek hastalık demek, ölüm demek.
Bu arada Cizre`nin en büyük aşiretlerinden biri olan Varto Aşireti`nin de zorunlu göçe tabi tutulmasına karar verilir. Ancak, aşiretin beş ailesi kendilerini Cudi Dağı`na emanet eder ve orada gizlenirler. Burada tam 25 yıl hiç kimseye görünmeden yaşarlar.
Bu arada Birinci Dünya Savaşı sona ermiş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuş hatta Mustafa Kemâl Atatürk ölmüştür.
Aşiret mensupları daha sonra cesaretlerini toplayıp Cizre`ye inerler. Görürler ki önceden yaşadıkları bu topraklara Kürt köyleri kurulmuştur. Ve buralarda yaşayanlar kendilerine hiç benzememektedirler. Dilleri, töreleri, giysileri her şeyleri farklıdır.
Varto Aşireti mensupları zaman içinde Kürtlerle beraber yaşayarak Kürtleşirler. Yine de farklı olduklarının farkındadırlar.
Aşiret Reisi Siyament Yağbasan`ın tam 13 çocuğu olur. Karısı Delâl vakitsiz ölünce çocuklar ortalık yerde zelzebil kalıverirler.
Günün birinde köye Hrant Güzelyan adında bir Ermeni Papaz gelir. Aşiretin çocuklarını İstanbul`a davet eder. Onları eğitecekler ve anadillerini öğreteceklerdir. Aşiret Reisi Siyament Ağa önayak olur ve papazın önerisini kabul ederler. Kendisi de Kutsal Kitaplarında Yakup Peygamberin karısından esinlenerek adını Rakel (kuzu) koyduğu 9 yaşındaki kızını da İstanbul`a gönderir.
Aşiret çocukları Ermeni olmalarına rağmen adları ve dilleri Kürtçedir. Çünkü Cizre`de asimile olmuşlardır.
Rakel artık büyümüştür. Ermeni Cemaati okullarında ablalık yapmaya başlar. Karşısına çıkan ve kendisinden 5 yaş büyük olan bir delikanlı Rakel`e âşık olur. Ancak, töreler evlenmelerine karşıdır. Çünkü töre gereği aşiret dışına kız verilmez. Neyse ki Pakrik Sinovak araya girer. Delikanlının Rakel ile evlenmesi gerçekleşir.
Cudi Dağı`nın bu sıra dışı kızı, eşi ve 3 çocuğu ile yaşamını sürdürürken; 15 Ocak 2007 günü eşi katledilir.
İşte öldürülen bu Ermeni Gazeteci Rakel’in sevgili eşi HRANT DİNK
Yazarlar
KİRA GELİRİNDE İNCE HESAP: GÖTÜRÜ GİDER YÖNTEMİ Mİ, GERÇEK GİDER YÖNTEMİ Mİ?
Her yıl Mart ayı geldiğinde, kira geliri elde eden mükellefler için tatlı bir telaşla birlikte beyan dönemi de başlar. Bu sürecin en kritik virajı ise kuşkusuz, kira gelirinin vergilendirilmesinde hangi gider yönteminin seçileceği sorusudur. Mevzuat, mükelleflere bu noktada bir yol ayrımı sunarak iki farklı yöntem hakkı tanımaktadır:
• Götürü Gider Yöntemi
• Gerçek Gider Yöntemi
Her iki yöntemin de kendine özgü özellikleri bulunmakta ve tercih çoğu zaman mükellefin gelir ve gider yapısına göre şekillenmektedir.
Konut kira gelirlerinin vergilendirilmesinde öncelikle belirli bir istisna tutarı uygulanmaktadır. Bu istisna sayesinde kira gelirinin belirli bir bölümü vergiden muaf tutulur. İstisna düşüldükten sonra kalan tutar ise vergiye tabi gelir olarak kabul edilir ve bu aşamadan sonra gider indirimi yapılabilir. Dolayısıyla kira gelirinin vergilendirilmesinde gider yöntemi seçimi, vergi matrahının belirlenmesinde önemli bir rol oynar.
Götürü Gider Yöntemi: Pratik Bir Uygulama
Götürü gider yöntemi uygulamada oldukça yaygın kullanılan bir yöntemdir. Bunun en önemli nedeni, hesaplama açısından oldukça basit olmasıdır. Bu yöntemde mükellefler, istisna düşüldükten sonra kalan kira gelirinin %15’ini doğrudan gider olarak indirebilirler. Herhangi bir belge sunma zorunluluğu bulunmadığı için özellikle gider kalemleri sınırlı olan mükellefler açısından pratik bir çözüm sunar.
Örneğin;
Yıllık 200.000 TL konut kira geliri elde eden bir mükellefi ele alalım. Konut kira gelirlerinde uygulanan 47.000 TL’lik istisna düşüldüğünde geriye 153.000 TL kalmaktadır. Götürü gider yöntemi tercih edildiğinde bu tutarın %15’i, yani 22.950 TL gider olarak indirilebilir.
Bu durumda vergi matrahı yaklaşık 130.050 TL olarak hesaplanır.
Bu yöntem özellikle kiraya verilen taşınmazla ilgili önemli bir gideri bulunmayan mükellefler için sade ve kolay bir uygulama imkânı sunmaktadır.
Gerçek Gider Yöntemi: Gider Yapısına Göre Avantaj Sağlayabilir
Gerçek gider yönteminde ise kiraya verilen taşınmazla ilgili yapılan ve belgelendirilebilen giderler kira gelirinden indirilebilmektedir. Bu kapsamda konut kredisi faizleri, emlak vergisi, sigorta giderleri, bakım ve onarım harcamaları, yönetim giderleri ve bina amortismanı gibi çeşitli kalemler dikkate alınabilmektedir.
Ancak burada teknik bir ayrıntı bulunmaktadır. Konut kira gelirlerinde uygulanan istisna nedeniyle giderlerin tamamı değil, istisna sonrası gelirin toplam gelire oranı kadar olan kısmı indirilebilmektedir. Bu nedenle gerçek gider yönteminde belirli bir hesaplama yapılması gerekmektedir.
Örneğin;
Yine yıllık 200.000 TL kira geliri elde eden bir mükellefi ele alalım. Konut kira gelirlerinde uygulanan 47.000 TL’lik istisna düşüldüğünde geriye 153.000 TL kalacaktır. Eğer örnek çerçevesinde bu mükellefin konut kredisi faizi, emlak vergisi ve bakım giderleri gibi kalemlerden oluşan 65.000 TL tutarında gideri varsa, giderlerin tamamı değil belirli bir kısmı indirilebilecektir.
Bu durumda indirilebilecek gider oranı:
• 153.000 / 200.000 = %76,5
Buna durumu göre indirilebilecek gider:
• 65.000 × %76,5 = 49.725 TL
Bu hesaplamaya göre vergi matrahı 103.275 TL seviyesine düşmektedir.
Tercih Gelir ve Gider Yapısına Göre Değişebilir
Bu iki yöntem karşılaştırıldığında, bazı durumlarda götürü gider yöntemi daha pratik ve yeterli bir çözüm sunarken; bazı durumlarda ise gerçek gider yöntemi daha yüksek gider indirimi imkânı sağlayabilmektedir. Özellikle konut kredisi ile alınmış taşınmazlarda faiz giderleri önemli bir tutara ulaşabildiğinden gerçek gider yöntemi daha avantajlı sonuçlar doğurabilmektedir. Buna karşılık gider kalemleri sınırlı olan mükellefler açısından götürü gider yöntemi çoğu zaman yeterli olabilmektedir.
Dolayısıyla kira geliri elde eden mükelleflerin beyanname sürecinde yalnızca yöntemin basitliğine bakmak yerine, kendi gelir ve gider yapılarını değerlendirerek hangi yöntemin daha uygun olacağını hesaplamaları yerinde olacaktır. Vergi mevzuatının sunduğu bu seçenekler, mükelleflerin kendi durumlarına uygun bir hesaplama yapabilmelerine imkân tanımaktadır.
Sonuç
Kira gelirlerinin beyanı, çoğu zaman teknik ayrıntılar içeren bir süreçtir. Götürü gider ve gerçek gider yöntemleri ise bu sürecin önemli unsurlarından biridir. Her iki yöntemin de mevzuat içinde belirlenmiş açık kuralları bulunmaktadır ve hangi yöntemin tercih edileceği büyük ölçüde mükellefin mali yapısına bağlıdır.
Bu nedenle kira geliri elde eden kişilerin, beyanname döneminde giderlerini gözden geçirerek ve gerekli hesaplamaları yaparak kendileri açısından en uygun yöntemi belirlemeleri sağlıklı bir yaklaşım olacaktır. Doğru yöntem tercihi, kira gelirinin vergilendirilmesinde daha dengeli ve doğru bir sonuç elde edilmesine katkı sağlayacaktır.
Bir sonraki yazımda; götürü gider mi, gerçek gider mi tartışmasını bir kenara bırakıp hiç kira beyannamesi vermeyenleri bekleyen yaptırımları ele alacağım.
Vergi idaresi bu durumda ne yapıyor, hangi cezalar uygulanıyor?
Takipte kalın.
Yazarlar
HELAL-HARAM NEDİR
Mustafa Arı
Konuşmak, sohbet etmek helaldir. Lakin dedi-kodu yapmak, yalan konuşmak, kötü söz söylemek haramdır.
Yemek, içmek helaldir. Lakin Allah’ın yasakladıklarını yemek, içmek haramdır.
İyilik yapmak, yardım etmek, ekmeğini paylaşmak helaldir. Lakin yaptığın iyiliği, yardımı başa kakmak, incitmek haramdır.
Uyumak, dinlenmek ihtiyaçtır helaldir. Lakin bile bile yatsı namazını kılmayarak uyumak isyandır, haramdır.
İnek eti, koyun eti helaldir. Lakin Allah’tan başkasının adına kesilen haramdır.
Ticaret, alış-veriş helaldir. Lakin ticarette, alış-verişte aldatmak, kandırmak, hile yapmak, faizle kazanç sağlamak haramdır.
Helal; incitmemektir, kırmamaktır, aldatmamaktır. Helal; merhamettir, sevgidir, elinden tutmaktır, bağışlamadır. Helal Allah’ın rızasını daima gözetmektir.
Helal haram demezsin, önüne geleni yersin. Allah’ın haram kıldığını düşünmez zevkle yersin. Haram yiyen insan ibadetten almaz tat, Secdeye varmaz inat! İnsan haram yedikçe olur Allah´tan uzak. Harama sakın bakma. Orda kendini yakma. Harama bakmayan kulun kalbi imanla dolar. İşlediğin her günah tövbeyi gerektirir, Unutma ki Azrail ansızın geliverir.
Haramda mutluluk arayana mutluluk haram
Helalde mutluluk arayana mutluluk her andır.
Yazarlar
ÇOCUKLARIN ZİHNİNDE SAVAŞ NE ANLAMA GELİYOR? BİZ YETİŞKİNLER ONLARA NASIL YARDIMCI OLABİLİRİZ?
Dünyanın neresine bakarsak bakalım son yıllarda savaş haberleri hayatımızın bir parçası haline geldi. Televizyon ekranlarında, telefonlarımızda, sosyal medya akışlarında yıkılmış şehirler, siren sesleri, insanların kaçışları vb birçok durum. Yetişkinler için bile zor olan bu görüntüler çoğu zaman fark edilmeden çocukların da dünyasına giriyor ve biz yetişkinler bazen bunu fark etmiyoruz. bir çocuk için savaş görüntüleri ister bir filmde olsun ister haber kanalında, çoğu zaman anlamlandıramadığı ama derinden hissettiği bir korku deneyimidir. Çocuk gelecekten kaygı duyar ve bu kaygı davranışlarına yansır.
Çocuklar dünyayı yetişkinler gibi soyut kavramlar üzerinden değil, somut ve duygusal deneyimler üzerinden algılar. Bu nedenle televizyonda gördüğü bir patlama görüntüsü onun için uzak bir ülkede yaşanan bir olay değil, her an kendi başına da gelebilecek bir tehlike gibi algılanabilir. Özellikle küçük yaş çocukları görüntülerin tekrar yayınlandığını ya da olayın başka bir ülkede gerçekleştiğini ayırt etmekte zorlanır. Bu yüzden aynı görüntüyü birkaç kez izlediğinde savaşın sürekli devam ettiğini düşünebilir.
Çocuğun zihninde savaş çoğu zaman yetişkinlerin düşündüğünden çok daha basit ama aynı zamanda daha korkutucu bir şekilde tanımlanır. Bir çocuk için savaş; insanların birbirine zarar verdiği, evlerin yıkıldığı, insanların kaybolduğu ve dünyanın artık güvenli olmadığı bir durum anlamına gelebilir. Çocukluk dönemi psikolojik gelişimin en önemli temelinin güven duygusu olduğu bir süreç olduğunu tüm uzmanlar birçok kez söyler. Çocuk dünyayı güvenli bir yer olarak hissettiğinde keşfetmeye, öğrenmeye ve ilişki kurmaya cesaret eder. Ancak sürekli şiddet ve yıkım görüntülerine maruz kalmak bu güven duygusunu zedeleyebilir.
Bu nedenle savaş haberleri bazı çocuklarda kaygı, korku, kabuslar, uyku sorunları veya ayrılık kaygısı gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Çocuk bu duyguları her zaman açıkça ifade edemeyebilir. Bazen daha fazla anne babaya yakın olmak istemek, bazen daha çabuk öfkelenmek ya da gece yalnız kalmak istememek bu kaygının işaretleri olabilir.
Bu noktada çocuklar için en önemli koruyucu alan ailelerdir. Çünkü çocuklar dünyayı çoğu zaman ebeveynlerinin duygularından okuyarak anlamlandırır. Eğer yetişkinler yoğun bir korku ve panik hali içindeyse çocuk da aynı duyguları daha güçlü şekilde hisseder. Ancak sakin, açıklayıcı ve güven verici bir ebeveyn tutumu çocukların bu haberleri daha sağlıklı anlamlandırmasına yardımcı olur.
Ailelerin bu süreçte dikkat etmesi gereken en önemli noktalardan biri çocukların sürekli savaş görüntülerine maruz kalmasını sınırlamaktır. Haberler yetişkinler için hazırlanır; çocukların gelişimsel ihtiyaçları düşünülerek düzenlenmez. Bu nedenle özellikle küçük yaş çocuklarının yoğun şiddet içerikli görüntülerden uzak tutulması önemlidir.
Çocuk bir soru sorduğunda ise konuyu tamamen geçiştirmek yerine yaşına uygun bir dille açıklama yapmak gerekir. Çocuğa dünyanın her yerinin tehlikeli olmadığı, birçok insanın barış ve güvenlik için çalıştığı anlatılabilir. En önemlisi ise çocuğa güven duygusunu yeniden hatırlatmaktır: Biz buradayız, yanındayız ve seni koruyoruz. Çocuklar dünyayı haberlerden değil, en çok yetişkinlerin kurduğu duygusal ortamdan öğrenirler. Bu yüzden savaşın yarattığı korkuya karşı çocukların en güçlü sığınağı, evin içinde kurulan güvenli ilişkidir. Bugün çocuklara verebileceğimiz en önemli hissiyat şu olmalıdır;
Dünyada savaşlar olabilir, ama aynı dünyada birbirini koruyan, iyileştirmeye çalışan ve barışı isteyen insanlar da vardır.
Ve biz yetişkinler bu sözlere bağlı kalarak, Çocuklara söylediğimiz sözlerden çok, onlara hissettirdiğimiz duygu ve onlara gösterdiğimiz davranış belirleyicidir. Bu yüzden dünya barışından söz ederken önce kendi davranışlarımızla buna katkı sunmalı, birbirine zarar vermekten kaçınan, saygıyı ve empatiyi büyüten insanlar olmaya çalışmalıyız. Çünkü çocuklar dünyayı anlattıklarımızdan çok, bizden gördükleriyle öğrenirler.
-
Bursa Bölge6 yıl agoKaracabey’de cinayet: 1 ölü
-
Genel1 yıl agoKARACABEY BELEDİYESİ’NDE GÖREV DEĞİŞİKLİKLERİ
-
Genel2 yıl agoKARACABEYLİ DUAYEN SANATÇI SEVENLERİNİ ÜZDÜ
-
Bursa Bölge7 yıl agoRABBİMİZ BİZDEN NELER İSTİYOR
-
Güncel2 yıl agoİYİ VE KÖTÜ AHLAK
-
Güncel6 yıl agoARAPÇA’DA “VAV” HARFİ
-
Ekonomi6 yıl agoSütaş’tan “Tereyağı” açıklaması
-
Güncel4 yıl agoHAKİM VE SAVCILARA ANLAMLI VEDA




Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49
You must be logged in to post a comment Login