Connect with us

Bursa Bölge

“ÇOCUKLARIMIZ İÇİN KALİTELİ EĞİTİM ŞART”

Karacabeyli eğitimci Mehmet Yıldız: “Ülkenin refah seviyesini artırmak istiyorsak, ‘katma değeri yüksek ürünlerde bizim imzamız olsun’ diyorsak, kadına şiddet, taciz, iletişimsizlik, demokrasi, insan hakları, hoşgörü gibi sorunlara çözüm bulmak istiyorsak kaliteli eğitim şart.”

‘Nitelikli bir eğitim için tüm ön yargılar, siyasi görüş farklılıkları bir yana bırakılmalı’ çağrısında bulunan Karacabey’in sevilen eğitimcisi Mehmet Yıldız, Olay Gazetesi’nden Derya Demir Pınar’ın sorularını yanıtladı. Dikkat çeken röportajda konuşan Yıldız, “Son yıllarda siyasi, sosyal, etnik ve gelir grubu olarak daha da ayrıştık. Tek birleşeceğimiz nokta ise; çocuklarımız. Onların ve ülkenin refah seviyesini artırmak istiyorsak, kaliteli eğitime yönelmek zorundayız.” dedi.

Mehmet Yıldız’a göre ezberci eğitim sistemi yanlış. Bunun yerine öğrenci sorgulamalı ve uygulayarak öğrenmeli, tüm vatandaşlar eğitime eşit ve adil bir şekilde ulaşabilmeli. Yıldız, neredeyse her şehirde kurulan üniversitelere de sadece sayısal boyutta bakmıyor. Konuya, “Eskiden her şehirde üniversite yoktu, doğudan batıdan tüm gençler üniversite için bir lokasyonda buluşuyordu. Birbirlerini anlıyor ve gelecek için bir araya gelebiliyorlardı. Şimdi neredeyse her kentte üniversite bulunması bu bağı kopardı. Toplumsal barışa engel oldu” diyerek sosyolojik bir yaklaşım da getiriyor. “Araştırmaya, düşündürmeye ve eleştirmeye teşvik eden bir eğitim modeline sahip olmalıyız” diyen Mehmet Yıldız, eğitimin her boyutunu Olay Gazetesi’nden Gazeteci Derya Demir Pınar’a anlattı.

Bir ülkenin ve o ülke vatandaşlarının refah düzeyinin artmasının eğitimle doğru orantılı olduğunu biliyoruz. Bu kapsamda ilk olarak Türkiye’nin eğitimde geldiği noktayı nasıl değerlendirirsiniz?

Olaya rakamsal olarak baktığımızda; ilkokul ve ortaöğretimde 18 milyon, yüksek öğretimde ise 4,5 milyon öğrenci bulunuyor. Yani ülkede 22 milyon öğrenci mevcut, öğretmen sayısı ise 1,2 milyon civarında. Aslında bu kadar öğrenci ve öğretmenin dünya sıralamasında nerede olduğunu gösteren her 3 yılda bir yapılan PISA sınavı bulunuyor. Bu sınav, eğitim sisteminin nerede olduğunun çıktılarını veren en önemli ölçüt. Türkiye’ye baktığımızda PISA’da son yıllarda 1-2 puan sıra atlamamıza rağmen gelişmiş ülkeler düzeyinde oldukça gerideyiz. Bunun temel nedeni ise mevcut eğitim sistemi.

Yani istediğimiz düzeyi yakalıyor olmamamızın nedeni temeldeki bir hatadan mı kaynaklanıyor?

Size bunu Albert Einstein’in bir sözüyle açıklayayım; ‘Eğitim gerçekleri öğretmek değil düşünebilmek için aklın eğitilmesidir.’ Fakat bizim eğitim sistemimiz bu sözün tam tersi yönünde ilerledi. Biz öğrencilere var olanı öğretmeye çalışıyoruz. Halbuki araştırmaya, düşündürmeye ve eleştirmeye teşvik eden bir eğitim modeline sahip olmalıyız. Buna sahip olmadıkça ne yazık ki bu tabloyla karşılaşmaya devam edeceğiz. Son yıllarda siyasi, sosyal, etnik ve gelir grubu olarak daha da ayrıştık. Tek birleşeceğimiz nokta ise; çocuklarımız. Onların ve ülkenin refah seviyesini artırmak istiyorsak kaliteli bir eğitime yönelmek zorundayız.

Son yıllarda eğitimde sürekli bir sistem değişimi görüyoruz. Bu kadar sık değişim sağlıklı mı?

Değişmemesi ve ısrarla iyileştirilmesi gereken tek şey eğitim. Herhangi bir ürünü değiştirebilirsiniz, tasarım değişikliği yapabilirsiniz ama eğitimde bu söz konusu olamaz. Çünkü eğitim tamamen insan odaklı. Eğer insanla uğraştığınız bir eğitim sisteminde çok kısa aralıklarla değişime gidiyorsanız toplumdaki gelişmişliği negatif yönde etkilersiniz. Örneğin Finlandiya’da sistem yaklaşık 50 yıldır aynı. Orada siyasetten bağımsız, kaliteli eğitimi nasıl verebiliriz ve bu eğitim sistemi içerisinde var olan aksaklıkları nasıl düzeltebiliriz düşüncesinin peşindeler.

“Dört yıl boyunca halter kaldırttığınız bir çocuğu, 100 metre koşturamazsınız”

Sistemde yaşanan bu sık değişiklerin öğrenci ve veli üzerine yansıması nasıl oluyor? Sizce bunca değişikliğe rağmen içerisinde bulunduğumuz sınav sistemi doğru ve adaletli mi?

Eğitimde mutlaka ölçümler yapılmalı. Fakat 8 yılın değerlendirmesini yapmadan, 8 yıl sonunda 3 saatlik bir değerlendirmeye tabi tutarsanız ya da 4 yılın sonunda öğrencinin üniversite sınavına girmesini isterseniz, eğitim sadece seçenekler arasında ilerler. Yani ortaöğretimde 4 seçenek arasında doğruyu, üniversitede de 5 seçenek arasında doğruyu bulmayı öğretirsiniz. Çocukların gelişimlerini ve yeteneklerini destekleyecek bir müfredattan uzaklaşırsanız, akılcı bilime dayalı bir değişiklik yapmazsanız sonuç sadece sınava dayalı olacaktır. Bu da öğrenci ve veli üzerinde gelecek kaygısı, maddi ve psikolojik yük olarak kalmaya devam edecektir. Mevcut sistemi bir örnek üzerinden açıklayayım; 3 saatlik sınavla öğrenciyi fen lisesi, Anadolu lisesi, imam hatip lisesi, teknik lise ya da spor lisesine alıyorsunuz. Diyorsunuz ki ‘biriniz halter, biriniz tenis, biriniz boks, biriniz güreş, biriniz atletizm, biriniz basketbolla uğraşsın, 4 yıl boyunca bu alanlara eğilin.’ Daha sonra üniversite sınavında ise ‘100 metreyi koşun, hanginiz daha iyi koşarsanız sizi üniversiteye alacağız’ diyorsunuz.  Bu çok adaletsiz. Siz 4 yıl boyunca halter yaptırdığınız çocuğu, 100 metre koşturamazsınız. Böyle devam ettiği sürece sonuç değişmez.

Türkiye’de nasıl bir yol izlenmeli ki eğitim sistemi, gelişmiş olan ülkelerle yarışır hale gelsin? Ülke için en doğru eğitim modeli sizce nedir?

Öncelikle okul öncesi eğitimi 3 yaşa indirip zorunlu hale getirmeliyiz. Çünkü çocukların zihinsel ve bedensel gelişimlerinin en hızlı olduğu yaş, okul öncesi dönemdir. Ülke için en uygun model diye bir şey yok. Her ülkenin kendi koşulları, değerleri var. Dünyada eğitimin çok iyi örnekleri bulunuyor. Bunların bu kadar iyi olmasının nedeni ezberci eğitimden kurtulmaları. Diğer yandan hayatımızda internet gerçeği var ve bundan dolayı çocuklar artık dünyayla entegre durumdalar. Eğer bu çocuklar dünyayla yarışacaksa, dünya ölçeğinde bir eğitim modeli geliştirmek zorundayız.  Çocuk ana dilini, iyi bir yabancı dili, analitik düşünme becerilerini geliştirecek matematiği, çağımız için gerekli olan teknolojiyi ve iletişim becerilerini çok iyi geliştirmeli. Bunun yanı sıra çocukların kişisel gelişimi için spor ve sanatla uğraşmaları da gerekli. Çocuklarımızı çok yönlü yetiştirmediğimiz, yalnızca seçenekler arasında sıkıştırdığımız takdirde gelecekte daha büyük sıkıntılar yaşayacağız. Günümüzün şartlarına uygun bir modele dönüş yapmadığımız sürece bu kör dövüş devam edecek.

Okul öncesi eğitime bir parantez açmak istiyorum. Okul öncesi eğitimin ileriye dönük katkısı ne olur? Neden bu kadar önemli? Bursa’da yeteri kadar kurum var mı?

Bursa’da okul öncesi eğitim kurumu yeterli sayıda değil. İşte tam bu noktada yerel yönetimlerle, kamunun ortak hareket etmesi gerekiyor. Örneğin İsviçre’de yerel yönetimler okul öncesi eğitime ciddi katkıda bulunuyor. Bursa’da da Büyükşehir önderliğinde ilçe belediyeler birlikte hareket ederek, okul öncesi eğitime yönelik katkı vermeli. Ancak bu şekilde okul öncesi eğitimde okullaşma oranı yüzde 90’lara ulaşır. Bu da annenin işgücüne katılmasını sağlar. İstatistiklere göre çocuk, okul öncesi eğitime başlıyorsa gelecekte ülke ekonomisine 7 kat katma değer üretiyor. Ancak okul öncesi eğitim almadan üniversiteden mezun olursa bu katkı 2 kata düşüyor. Aslında refaha en büyük katkı okul öncesi eğitimle sağlanır.

“Fırsat eşitliği olmazsa gelecekteki hayat da eşit olmaz”

Eğitim ve öğretimde olması gereken bu önemli hususların birçoğu ne yazık ki devlet okullarında bulunmuyor. Daha çok özel okullarda bu eğitimlere yer veriliyor. Bu nedenle devletten özel eğitim kurumlarına kaçış oluyor diyebilir miyiz?

Türkiye’de özel okullaşma oranı yüzde 7 civarında. Aslında eğitimde, devlet-özel ayrımı olmaması lazım. İkisinin de kaliteli eğitim vermesi şart. Özel okullar kendi rekabetleri ya da var olma içgüdüsel davranışları içerisinde mutlaka dünya ölçeğinde örneklemeler yaparak çocukları geleceğe taşımak istiyorlar. Ve bu fark, özelle devlet arasında gün geçtikçe açılıyor, eşit şartlarda yarışmıyorlar. Eğitimde fırsat eşitliğinin her yerde olması lazım. Çünkü eğitim bir haktır, ayrıcalık veremezsiniz. Farklı açıdan bakalım, toplumsal barışı sağlamak istiyorsak mutlaka eğitimi herkese eşit, ulaşabilir hale getirmeliyiz. Köydeki bir çocuk kaliteli eğitime erişemiyorsa o zaman biz eğitimde fırsat eşitliğinden bahsedemeyiz. Bu fırsat eşitliği olmadığı sürece çocukların gelecekteki hayatları da eşit olmayacak.

Peki Bursa özeline dönecek olursak, ne yapılırsa eğitim daha kaliteli bir hale getirilebilir?

Bursa sanayi ve tarım kenti. Bursa’da yapılacak şey sanayi ile üniversite ve meslek liselerinin somut anlamda iş birliği yapmasını sağlamak. Öyle bir iş birliğine gidilmeli ki Bursa, tasarım, robotik mekatronik alanlarında çok daha üst noktalara çıkmalı. Hep ‘üniversite-sanayi iş birliği’ deniliyor ama bir türlü hayata geçirilemiyor. Bunun üzerine odaklanmamız gerekiyor. Çocuklara yalnızca amfilerde ders verip, dört yılın sonunda ‘hadi sanayiye’ diyemeyiz. Yüz binlerce öğrenci iş, sanayiler de iş gücü arıyor ama bu iş birliği sağlanamadığı için bir türlü ortak noktada buluşamıyorlar.

Bir araya gelememenin temel nedeni nedir? Nasıl bir sistem ortaya konmalı ki üniversiteden ya da liseden mezun olan öğrenci işe hazır hale gelsin?

En büyük neden, sanayicinin üretime katkı sağlayacak donanımlı eleman bulamaması. Yani kısır bir döngü söz konusu. İşverenle üniversite ve meslek liselerinin eğitim sistemi birbirine entegre değil. Bu sorunun ortadan kaldırılması, buluşmanın sağlanması için OSB’ler içerisine meslek liseleri oluşturulmalı. Meslek liselerinin müfredatı dahi iş dünyasıyla birlikte harmanlanmalı, hatta işin yetkin kişileri öğrencilere ders vermeli. Bu okullarda yetişen öğrencilere de iş garantisi sunulmalı. Bunlar zor değil, yeter ki bu konuya odaklanalım.

“Yabancı ülkeler köy enstitülerini örnek aldı”

Köy enstitüleri örneğini çok sık duyuyoruz. Neden bu sisteme özlem bu kadar yüksek?

Köy enstitülerinin temel felsefesi; yaparak ve yaşayarak öğretmekti. Yani şu anda eğitimde öne çıkan ülkelerin yaptığı şey yıllar önce Türkiye’de yapılmıştı. Yaparak, yaşayarak, uygulayarak öğrenme modeli. Uluslararası bir toplantıda, Amerikalı eğitimci köy enstitülerini örnek aldıklarını söylemişti. Köy enstitüleri, çağdaşlığı ve bilimi temel alan modeldi. Bu model, günümüz koşullarına uyarlanıp devam ettirilebilirdi.

ÇOCUKLARIMIZ-İÇİN-KALİTELİ-EĞİTİM-ŞART-2

“Her kentte üniversite açılması toplumsal barışa engel oldu”

Eğitimin sosyal bir boyutuna değindiniz aslında. BTSO’da gerçekleştirilen bir toplantıda YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özva’ya da her şehirde üniversite açılmasının sosyolojik boyutunu soran bir soru yönelttiniz. Eğitimin hayata değinen güçlü bir yanı olduğunu mu söylüyorsunuz?

Bu ülkenin toplumsal barışa ihtiyacı var, bunu sağlayacak olan kesim ise gençlerimiz ve çocuklarımız. Önceden devlet, yüksek öğretimi belirli coğrafyalara bölmüştü, her kentte üniversite yoktu. Siirtli ve Edirneli iki genç farklı bir şehirde üniversite okumak için buluşuyordu. Farklı şehirlerden, etnik kökenlerden bir araya gelen öğrenciler, birbirlerini anlıyor ve ortak gelecek üzerinde birleşiyorlardı. Ama şu an her kente bir üniversite kurulmasıyla öğrenciler kendi memleketinde kaldı. Bu da gençlerin birbirinden uzaklaşmasına neden oldu. Birbirini tanımayan, hayata farklı bakan gençlerin ortak bir gelecek üzerinde uzlaşması ve toplumsal barışa katkı sağlaması mümkün değil. Onun yerine bazı kentlerde, üniversite sayılarını artırabilirdik. Ya da şehirlere özgü tematik üniversiteler açabilirdik.  Çünkü üniversite yalnızca meslek edinilen bir kurum değil, kişilerin sosyalleşmesi, birey olmaları, özgür karar verebilmeleri noktasında son çıkış. Çünkü bu gençler, üniversiteyi bitirdikten sonra çalışma yaşamı içerisine giriyor, toplumsal hayatta bir rol almak üzere yola çıkıyor. Ülkenin farklı coğrafyalarını, o coğrafyalardaki insanları tanımadan hayata atılıyorlar ve toplumsal barışı sağlamaktan da uzaklaşıyorlar.

“Ön yargıları kenara bırakmalıyız”

Eğitim, en kıymetli ve en çok üzerinde durulması, boşluk bırakılmaması gereken bir konu. Siz bir ürünü beğenmeyip bir süre sonra değiştirebilirsiniz ama eğitimde böyle bir şansınız yok. Çıktısı uzun yıllar sonra ortaya çıkan, bireyin hayatını ve ona bağlı olarak da toplumun değişmesini olumlu ya da olumsuz yönde etkileyen bir konu. Bu nedenle eğitim modelleri üzerinde çok fazla kafa yormamız ve uzun yıllar arkasında duruyor olabilmemiz gerekiyor. Dünya ölçeğinde çocukların sorgulayan, araştıran üreten ve bireysel anlamda kişisel özelliklerine bağlı olarak yetkinliklerini artıran bir eğitim modeli olması gerekiyor. Bunun dünyada pek çok modeli var. Bunları harmanlayarak, ülkemizin kültürel ve sosyolojik yapısına entegre edip arkasında çok uzun süre durmamız gerekiyor. Ayrıca eğitim, zaman zaman güncellenmeli çünkü dünya sürekli değişiyor. Yeni eğitim modelleri üzerinde öğretmenlere de eğitim vermemiz, öğretmenliği kariyerli bir meslek haline getirmemiz gerekiyor. Ön yargılarımız ve siyaseti bir kenara bırakıp eğitim konusunda uzlaşırsak toplumsal barışı da refahı da sağlayabiliriz.

“Sorunların kökeninde eğitimsizlik yatıyor”

Türkiye’de yaşanan bütün sorunların; etnik, siyasi aile içi şiddet, taciz, kadına şiddet her şeyin temelinde kalitesiz eğitim var. Eğer biz kaliteli eğitimi getiremezsek, herkese eşit ve adil eğitimi sunamazsak, bütün ön yargılardan bağımsız, eğitim için hareket edemezsek sonuç kötü olur. Ne toplumsal uzlaşmayı sağlayabiliriz ne kalkınmayı… Ne kadına şiddeti ortadan kaldırabiliriz ne de tacizi…  İşimizin gücümüzün eğitim olması gerekiyor. Ama bütün ön yargılardan bağımsız, bütün kesimi kucaklayabilecek kaliteli eğitim.

KAYNAK: OLAY GAZETESİ

HABER DERLEME: NEVZAT ÇAKIR

Continue Reading
Click to comment

Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Bursa Bölge

MATLI: “İŞİNİ DOĞRU YAPAN ÜRETİCİ KORUNACAK, TÜKETİCİ DOĞRU BİLGİLENDİRİLECEK”

Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, gıda etiketlerinde yapılan düzenlemeleri memnuniyetle karşıladıklarını açıkladı. Matlı, “Gıda etiketlerinde bilgi kirliliğini bitiren ve tüketiciyi en doğru şekilde bilgilendirmeyi amaçlayan bu yeni dönem, hem halk sağlığını hem de işini doğru yapan üreticiyi koruyan önemli bir adımdır” dedi.

Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yayımladığı ‘Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Kılavuzu’ndaki kapsamlı revizyonu değerlendirdi. Bakanlığın güvenli ve sağlıklı gıdaya erişim vizyonuna tam destek verdiklerini vurgulayan Başkan Matlı, hayata geçirilen yeni uygulamaların, sektörde şeffaflık ve güveni güçlendireceğini söyledi.

Düzenlemeyle bilgi kirliliği son buluyor

Yeni düzenlemeyle birlikte gıda ambalajlarında kullanılan yanıltıcı ifade ve görsellere son verildiğini belirten Başkan Özer Matlı, “Artık etiketlerde ‘günlük’ ifadesine 24 saat sınırı getirilmesi, aroma kullanılan ürünlerde gerçek meyve görseli kullanımının yasaklanması, ‘doğal’, ‘hakiki’ gibi ispatı olmayan ve tüketiciyi yanıltan ifadelerin suistimal edilmesinin önlenmesi, ambalajlı ürünlerde ‘taze sıkılmış’ gibi ifadelerin kaldırılması tüketicinin doğru ürüne ulaşmasını sağlayacaktır” dedi. Özellikle sanayi tipi üretimlerde ‘ev yapımı’ ifadesinin yasaklanmasının ve işletme isimlerinin tüketiciyi yanıltacak şekilde ön plana çıkarılmamasının haksız rekabeti ortadan kaldıracağını kaydeden Matlı, “Bu durum, sadece vatandaşımızı korumakla kalmayacak, aynı zamanda işini doğru yapan, etik kurallara uygun üretim gerçekleştiren gıda işletmecilerimiz için de adil bir pazar ortamı oluşturacaktır” diye konuştu.

Restoran ve kafelerde şeffaflık dönemi

Toplu tüketim yerlerine getirilen bilgilendirme zorunluluğuna dikkat çeken Başkan Matlı, vatandaşların sadece market raflarında değil, restoran, kafe ve kantin gibi alanlarda da ne tükettiğini bilmeye hakkı olduğunu söyledi. Matlı, “Menülerde gıdanın bileşenlerinin ve kalori değerlerinin sunulacak olması, tüketici bilincini en üst seviyeye taşıyacaktır” dedi. Düzenlemenin sosyal sorumluluk boyutuna da değinen Matlı, ambalajlarda çocukların gelişimini etkileyebilecek figürlerin yasaklanmasının çok yerinde bir adım olduğunu ifade ederek, “Gelecek nesillerimizin fiziksel ve psikolojik sağlığını koruyan her türlü düzenlemenin yanındayız” diye konuştu.

Bilinçli toplumun temeli: Gıda okuryazarlığı

Bakanlığın attığı bu adımların toplumsal bir kazanıma dönüşmesi için tüketici farkındalığının da artması gerektiğini belirten Özer Matlı, “Düzenlemeler ne kadar güçlü olursa olsun, gıda okuryazarlığı ve etiket okuma alışkanlığı bilinçli toplumun temelidir. Toplumumuzun doğru bilgilendirilmesi ve tarımsal ticaretin güvenli bir zeminde yürütülmesi için atılan bu adımlar dolayısıyla Tarım ve Orman Bakanlığımıza teşekkür ediyorum. Güvenli gıda arzını stratejik bir mesele olarak görüyor ve bu vizyonu her platformda destekliyoruz’ dedi.”

Continue Reading

Bursa Bölge

BELEDİYEDEN ANLAMLI KAMPANYA

Mustafakemalpaşa Belediyesi, ihtiyaç sahibi çocukların yüzünü güldürmek ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmek amacıyla “Çocuk Gülerse Dünya Güler” sloganıyla bağış kampanyası başlattı.

23 Nisan’ın taşıdığı anlam ve Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu özel günün ruhundan ilham alınarak hayata geçirilen kampanya ile, çocukların mutluluğunu çoğaltmak hedefleniyor. Kampanya kapsamında vatandaşların kullanmadıkları ancak iyi durumda olan oyuncak, bisiklet, akıl ve zeka oyunları ile çocuk kitapları toplanarak ihtiyaç sahibi çocuklara ulaştırılacak. Sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda yürütülecek çalışma ile hem kaynakların verimli kullanılması hem de çocukların sosyal ve zihinsel gelişimlerine katkı sağlanması amaçlanıyor. Kampanya kapsamında; temiz oyuncaklar, kullanılabilir bisikletler, akıl ve zeka oyunları ile çocuk kitapları kabul edilecek. Bağışlar; Mustafakemalpaşa Belediyesi Sosyal Hizmetler Müdürlüğü, Murat Uzgur Engelsiz Yaşam Merkezi ve Belediye Güvenlik Noktalarına teslim edilebilecek.

Mustafakemalpaşa Belediye Başkanı Şükrü Erdem, kampanyaya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“23 Nisan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara verdiği değerin en anlamlı göstergesidir. Bizler de bu özel ayda başlattığımız kampanya ile Atatürk’ün emanetine sahip çıkmayı, çocuklarımızın yüzünü güldürmeyi hedefliyoruz. Kullanmadığımız eşyaları paylaşarak bir çocuğun hayatına dokunabiliriz. Dayanışmayı büyütmek için tüm hemşehrilerimizi kampanyamıza destek olmaya davet ediyorum.” dedi.

Continue Reading

Bursa Bölge

BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NDE YENİ DÖNEM

Bursa yerel siyasetinde taşları yerinden oynatan kritik belediye meclis toplantısı sona erdi. İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılan Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in ardından, belediyenin yeni yönetimini belirlemek üzere toplanan meclis, tercihini yaptı. Yapılan üç turlu oylamanın ardından Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde yönetim  AK Parti’ye geçti.

Seçimin galibi Şahin Biba oldu

Bursa Valisi Erol Ayyıldız’ın çağrısıyla olağanüstü toplanan meclis oturumunu Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz yönetti. Meclis üyelerinin yoğun katılım gösterdiği seçimde, Cumhur İttifakı’nın adayı olarak belirlenen AK Partili meclis üyesi Şahin Biba, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin yeni başkanvekili seçildi. Bu seçim sonucuyla birlikte, 31 Mart yerel seçimlerinde CHP’ye geçen yönetim yetkisi yeniden AK Parti kadrolarına devredilmiş oldu.

Muhalefetten boykot kararı: CHP ve İYİ parti sandığa gitmedi

Seçim sürecine damga vuran en önemli gelişme, muhalefet kanadının aldığı protesto kararı oldu. CHP grubu, Bozbey’in görevden alınma sürecine tepki göstererek aday çıkarmayacaklarını ve oylamaya katılmayacaklarını açıkladı. CHP’ye İYİ Parti’li meclis üyelerinin de eşlik etmesiyle birlikte muhalefet blok halinde sandığa gitmedi. Bu durum, meclis aritmetiğini tamamen Cumhur İttifakı lehine çevirirken, seçimlerin seyrini de doğrudan belirledi.

Üç turlu kritik oylama süreci

Meclis tüzüğü gereği yapılan oylamada, sonuç üçüncü tura kalırken oy dağılımı şu şekilde gerçekleşti:

Birinci Tur: Gerekli olan üçte iki çoğunluk aranırken, Şahin Biba 61 oy aldı. Çoğunluk sağlanamadığı için bir sonraki tura geçildi.

İkinci Tur: Katılımcıların tercihlerinde küçük bir değişim yaşandı ve Biba’nın oy sayısı 60 olarak kaydedildi. Bu turda da kesin sonuç alınamadı.

Üçüncü Tur: Salt çoğunluğun (üye tam sayısının yarısından bir fazlası) yettiği son turda Biba, yeniden 61 oy alarak başkanvekillik koltuğuna oturdu.

Belediye önünde arbede: Polis müdahale etti

Meclis salonunda siyasi bir yarış sürerken, dışarıda ise halkın ve partililerin tepkisi vardı. Belediye binası önünde toplanan kalabalık gruplar arasında zaman zaman sözlü tartışmalar yaşandı. Tansiyonun yükselmesiyle çıkan arbedeye polis ekipleri hızlı bir şekilde müdahale etti. Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı bölgede, emniyet güçleri kalabalığı dağıtarak meclis binası çevresinde bariyerlerle koridor oluşturdu.

Bursa siyasetinde yeni sayfa

Bu seçimle birlikte Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde yönetim yapısı resmen el değiştirdi.

Cumhur İttifakı’nın sayısal üstünlüğüyle göreve gelen Şahin Biba’nın, görev süresi boyunca izleyeceği strateji ve kent yönetimindeki öncelikleri Bursa halkı ve siyasi çevreler tarafından şimdiden merak konusu oldu.

Continue Reading

Trending