Genel
“Sözde ‘Ermeni soykırımı’ iddiası bir iftiradır”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “Sözde ‘Ermeni soykırımı’ iddiası, gerçeklerle hiçbir bağı olmayan, sadece siyasi hesaplardan beslenen bir iftiradır.” dedi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından 1915 olaylarının tarihsel arka planı, hukuki boyutu ve günümüze yansımalarını ele almak amacıyla “1915 Olayları Uluslararası Konferansı” düzenlendi. Çevrimiçi olarak gerçekleştirilen konferansın açılış konuşmasını Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun ile Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Birol Çetin yaptı.
İletişim Başkanı Altun, bu programda ortaya konacak fikirlerin gerçeklerin ortaya çıkmasına katkı sağlayacağını; zira tarihin, mütevazı ancak bir o kadar da cesur insanların hakikate olan inançları sayesinde doğru okunabildiğini dile getirdi.
Geçen yüzyılı, tarihin önemli kırılma anlarına sahne olan müstesna bir dönem olarak tanımlayan Altun, “Dünya savaşları, yıkılan imparatorluklar, değişen sınırlar ve gelişen demokrasi 20. yüzyılın kilometre taşları oldu. Dünya, tıpkı kabuk değiştirir gibi siyasal açıdan devasa bir dönüşüm yaşadı. Yüzyıllara sari alışkanlıklar, sınırlar ve yönetim biçimleri değişirken büyük sancılar da yaşandı. Hemen her coğrafyada yaşanan acılar, günümüze sadece tarih kitaplarıyla değil, anne-babalardan çocuklarına masallar ve anılarla da taşındı. Kimi olaylar mitleşip gerçekle bağını koparırken kimi hadiseler hak ettiği gerçeklikten payını alamadı.” diye konuştu.
20. yüzyılın bu anlamda çok önemli bir olaya tanıklık ettiğini ve Birinci Dünya Savaşı sonunda üç büyük imparatorluğun dağıldığını anlatan Altun, “Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Çarlık Rusya’sı, etkileri günümüze kadar gelen zorlu dönüşümlere uğradı. Kayıtlara göre 65 milyon askerin seferber edildiği bu ilk küresel savaşta 38 milyon sivil ve asker hayatını kaybetti. Dönemin düşük nüfus rakamlarını da hesaba kattığımızda böylesine yüksek bir kayıp, savaşa katılan tüm ülkelerde kuşkusuz büyük travmalar yarattı.” ifadelerini kullandı.
“Tehcirde yaşanan acıları derinden hissediyoruz”
Fahrettin Altun, birçok cephede kahramanlıklar sergileyen Türk milletinin, milyonlarca insanın hayatına mal olan bu savaştan çok ciddi şekilde etkilendiğini belirterek, şunları kaydetti: “Osmanlı milleti bir bütün olarak, İmparatorluğun son döneminde olağanüstü zorluklarla mücadele etti. Çanakkale’de, Kafkasya’da, Hicaz’da Filistin’de ve Irak’ta büyük mücadeleler verdik. Osmanlı İmparatorluğu da dahil olmak üzere savaşın bütün cephelerini tarif edilemez bir kargaşaya sürükleyen Birinci Dünya Savaşı esnasında, ne yazık ki, Anadolu insanını büyük acılara gark eden hadiseler yaşandı. Aynı dönemde Sarıkamış’ta binlerce askerimiz donarak şehit oldu; Kafkasya cephesinde Osmanlı topraklarına saldıran Rus ordularıyla çarpışan kuvvetlerimizi, düşmanla işbirliği yapan Ermeni çeteleri arkadan vurdu. Osmanlı milletine mensup farklı kesimler vatan davası için güç birliği yaparken; kimi yerlerde dönemin düşmanlarıyla iş birliği yapan bazı yapılar ortaya çıktı.
Doğu Anadolu’da yaşanan çatışmalar sonucu Türk ve Ermeni on binlerce insan hayatını kaybetti. Bu olaylar üzerine ordunun hareketlerini zorlaştırıcı davranışlarda bulunan, halka saldıran ve düşman ordusu ile işbirliği yapan çetelere yataklık eden Doğu Vilayetleri’ndeki Ermeni kökenli kimi Osmanlı vatandaşları Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisindeki Suriye topraklarına gönderilmek üzere 1915 Tehciri’ne tabi tutuldu. Savaş koşullarında, sivillerin korunması ve vatan savunması amacıyla belirli bölgelerde yaşayan Ermeniler tehcir edildi. Bu emniyet tedbiri uygulanırken, bütün şiddetiyle süren savaş şartları altında, ne yazık ki, istenmeyen olaylar da meydana geldi; Türklerden de Ermenilerden de can kayıpları oldu; acılar yaşandı. Bu yaşananlar günümüze kadar gelen tartışmaların da temelini oluşturdu.”
Altun, “Türkiye Cumhuriyeti olarak, Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1915 yılında kabul edilen Tehcir Yasası’nın uygulanması aşamasında yaşanan acıları tüm kalbimizle, derinden hissediyoruz. Ermeni vatandaşlarımızın geçen yüzyılda yaşadığı acılara ortak olmayı vicdani ve ahlaki duruşumuzun bir gereği olarak görüyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi ‘hep birlikte Türkiye olmanın’ da acıda ve sevinçte birlik olmaktan geçtiğine inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Bu topraklarda yaşanan acıları birbirinden ayırmıyoruz”
Fahrettin Altun, “Bununla birlikte, bugün asırlar boyunca barış içinde beraber yaşamış Türk ve Ermeni halklarının ortak geçmişini çarpıtarak, tarihten husumet çıkarmaya tevessül eden bir anlatıyla karşı karşıyayız. Ve bu anlatıya karşı çıkıyoruz. Zira biz bu toprakların her köşesinde yaşanan acıları birbirinden ayırmıyoruz. Geçmişi, dini, etnik kökeni, mezhebi ne olursa olsun, insanların bu topraklarda yüzyıllarca kardeşçe yaşadığını çok iyi biliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, 1915’te ne olduğuna dair tartışmaların 100 yıldan fazla bir zaman sonra hala devam etmesinin nedeninin, 1915 olaylarının tümüyle siyasal ve ideolojik bir konu olarak ele alınmasına yönelik ısrar ve inat olduğunu vurguladı.
Birilerinin hadiseyi siyasal zemine taşıyarak, onu emperyal amaçlar için kullanışlı hale getirmeye çalıştığına işaret eden Altun, “Sürekli değişen aktüel siyasal yaklaşımların, 100 yıllık tarihi meselelere sağlıklı bakamayacağı çok açıktır. Siyasallaştığında, bu gibi tarihi konuların günlük kısır tartışmalara alet olması kaçınılmazdır. Dolayısıyla farklı parlamentoların tartışmalı tarihsel meselelerde verdikleri kararlar onları demokrat yapmaz ancak dayatmacı ve zorba yapar. Tarihte yaşanılan acılar da bugünün siyasetçileri için birer çıkar unsuru haline gelir. Bu da mağdurlara ve yaşadıkları acılara karşı yapılabilecek en büyük saygısızlıktır.” diye konuştu.
“Cumhurbaşkanımızın hakikat çağrısı, samimiyetimizin göstergesidir”
Türkiye Cumhuriyeti’nin her alanda temel gayesinin hakikat ve adalete hizmet olduğunu vurgulayan Altun, “Bu temel perspektif, yalnızca bugün yaşanan haksızlıklara karşı çıkmayı değil, tarihte yaşanmış olaylara da adil bir şekilde yaklaşmayı gerektirir. İşte bu yüzden bizim hakikat mücadelemiz pür hakikat içindir. Hakikate ulaşma isteğimiz siyasal bir kazanım için değil, hakikatin kendisi içindir. Sayın Cumhurbaşkanımızın 1915 olayları için arşivlerin ortaya konması ve bilimsel yaklaşım çağrısı da buna yöneliktir. Bu bir hakikat çağrısıdır. Dolayısıyla sonuçtan çekinmeden hakikat çağrısında bulunmamız, bu konudaki samimiyetimizin de bir göstergesidir.” ifadelerini kullandı.
Fahrettin Altun, mağdurlara saygı göstermenin en güzel yolunun tarihe adil hafıza perspektifinden bakmak olduğunu belirterek, “Bunun yolu da geçtiğimiz yüzyılda bu topraklarda tam olarak ne yaşandığını şeffaf, dürüst ve bilimsel bir biçimde ortaya koymaktır.” dedi.
Bu hedefe yönelik en kapsamlı ve samimi adımların Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde atıldığını ifade eden Altun, nitekim 2005 yılından bu yana hayatını kaybeden Ermeniler için taziyelerin en üst düzeyde açıklandığına dikkati çekti.
Altun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen yıl Türkiye Ermenileri Patriği Maşalyan’a gönderdiği mektubunda ifade ettiği “Anadolu’nun bağrından doğmuş birlikteliğimizi görmezden gelerek tarihten husumet çıkarmaya çalışan çevreler hepimizin malumudur. Biz birlik, refah ve huzur dolu bir gelecek isterken ve bunun için çalışırken, niyeti başka olan çevrelere fırsat verilmemesi en önemli dileğimizdir.” sözlerini hatırlattı.

“Hangi parlamentonun ne karar verdiğinin nazarımızda hiçbir itibarı yoktur”
Sözde Ermeni soykırımı iddiasının bugün “post-truth” (gerçek sonrası) olarak bilinen olgunun öncülü olduğunu belirten Altun, “Bu, gerçeklerle hiçbir bağı olmayan, sadece siyasi hesaplardan beslenen bir iftiradır. Duygulara hitap eden, irrasyonel ve gayrimeşru bir ithamdır.” dedi.
Kullanışlı bir yalan üzerinden Türkiye’ye saldıranların derdinin Osmanlı Ermenileri veya tarihi mağduriyetler olmadığını çok iyi bildiklerini belirten Altun, şöyle devam etti: “Bunu da en iyi bu toprakların yiğit evladı Hrant Dink şöyle izah etmişti; ‘Kim bizim dostumuz, kim tedavi edecek geçmişte yaşananları? Fransız senatosunun kararı mı? Amerikan senatosunun kararı mı? Bunlar mı bizim dostumuz?’ Hrant’ın bu sözleri, yaşanan acıların emperyalist dürtüler için nasıl kullanışlı bir araç haline getirildiğini özetlemektedir. Kendisi bunun farkındaydı. Biz de bunun farkındayız. Hangi parlamentonun ne karar verdiğinin, hangi yabancı devlet başkanının ne cümle kurduğunun nazarımızda hiçbir itibarı yoktur. Bizim için aslolan şey, geçmişten bugüne bu toprakların evlatlarının kalbinde adil bir şekilde yer alabilmektir. Bu yüzden de hakikatin peşinde koşmaktan bir an olsun yorulmayacağız.”
“Tarihin yağmalanmasının önüne geçilmeli”
İletişim Başkanı Altun, bu konferansın tarihin yağmalanmasının önüne geçmek, 1915’in meydana geldiği tarihsel arka planı unutturmamak ve sözde “Ermeni soykırımı” iftirası üzerinden Türkiye’ye diz çöktürme girişimlerine engel olmak adına önemli bir işlev göreceğine inandıklarını ifade etti. 1915 olaylarının bilimsel bir şekilde incelenerek tarihin doğru anlaşılması, ulusal ve uluslararası kamuoyuna doğru şekilde yansıtılmasını arzu ettiklerini belirten Altun, bu bağlamda İletişim Başkanlığı ve bütün kurumlar olarak ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.
Bu süreçte bugüne kadar önemli çalışmalar yapan Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığına, Türk Tarih Kurumuna, üniversitelere ve diğer tüm kurumlara teşekkür eden Altun, “Hakikât ve vicdanın yaralarımızı sarmasını, Kafkasya başta olmak üzere, tüm dünyada, barış ve istikrara katkı sunmasını temenni ediyorum.” dedi.
Konferansın açılışında konuşan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Birol Çetin ise, 1915 Olayları’nın yeniden anlatılması ve gerçeklerin ortaya çıkarılmasının çok kıymetli olduğunu belirtti. Birol Çetin, bugün gerçeklerin çok fazla kıymetinin bulunmadığına, algıların hep ön planda tutulduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:
“Ne kadar haklı olsanız da haklılığınızı sürekli yüksek sesle dile getirmeniz lazım. Bugüne kadar pek çok çalışma yapıldı. Biz elbette haklı olduğumuz bu davayı sürekli savunacağız ve yeni nesillere daha güçlü şekilde anlatacağız. Haklıyız, devam etmemiz de gerekiyor. Bu tezler, 1940’lı, 1950’li yıllarda daha çok gündeme getirildi. Bizim akademimiz, bilim dünyamız, hariciyemiz, diplomatlarımız çok esaslı cevaplar verdiler. Kendilerine söylediğimiz, ‘Gelin bunu tarihçiler tartışsın, bilimsel olarak bu konular gündeme gelsin.’ şeklindeydi. Maalesef bu sahadan kaçtılar ve teröre sığındılar. Bildiğiniz üzere pek çok diplomatımız şehit oldu. Bu vesileyle şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ruhları şad olsun. Onların mücadelelerini devam ettireceğiz.”
“Haksızlığa uğranıldığını söyleyip sonra terörden medet ummanın yaman bir çelişki” olduğunu belirten Çetin, bugün bu sürecin, başka terör gruplarıyla iş birliği şeklinde devam ettiğini dile getirdi. Çetin, Türkiye’nin sesinin kısılmaya çalışıldığını ancak vazgeçmeyeceklerini vurguladı.
“Parlamentoları ikna etmeye çalışıyorlar”
Türkiye’nin son yıllarda diplomasi alanında büyük mesafeler katettiğini, coğrafi ve stratejik konumu gereği, bilgi birikimi ve büyük bir devlet olmasıyla önemli bir noktada bulunduğunu ifade eden Çetin, şunları kaydetti: “Afrika açılımından tutun, hariciyemizin, diplomasimizin gücünü çok çok artırması, birçok ülkede temsiliyet kazanmamız, TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakıf gibi kuruluşlarımızın yurt dışında ülkemizi temsil etmesiyle, uluslararası alanda sesimizin tekrar yükseldiği bir alanda, bu sefer de siyasete sığınmak mecburiyetinde kaldılar ve birçok ülkede Ermeni tezlerinin gerçek olduğu noktasında parlamentoları ikna etmeye çalışıyorlar. Biz bunlarla da mücadele ediyoruz. Bu çevrelere yıllardır vermek istediğimiz bir mesaj var, ‘Gelin bu işi tarihçiler yapsın. Arşivlerimizi açalım karşılıklı, tarihçiler konuşsun. Bu işi siyasete konu yapmayalım.’ Bir de bu işin gelecek boyutu var. Ama gelecekte ne olacak, şu anda Ermenistan’ın içinde bulunduğu durumu da biliyoruz. Bunun kendi milletine ve kendi halkına bir faydası yok maalesef. Bu çağrılarımız hep karşılıksız kaldı. Tabii onlar çağrılarımıza icabet etmediler ama biz çalışmalarımızı sürekli devam ettirdik.”
Türk Tarih Kurumu envanterinde, Ermeni olayları konusunda yaklaşık 117 kitap bulunduğunu belirten Çetin, Devlet Arşivleri Başkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ATASE ve üniversitelerin çalışmalarının da kütüphanelerinde yer aldığını söyledi. Çetin, arşiv belgelerine dayandığı için çok zahmetli olan bu çalışmalarda görev alan eski Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Prof. Dr. Hikmet Özdemir’e teşekkür etti.
Ankara Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi, Atatürk Araştırma Merkezinin de Ermeni meselesiyle ilgili ciddi çalışmaları olduğunu kaydeden Birol Çetin, YÖK’ten aldığı rakamlara göre, bugüne kadar Ermeni meselesi üzerine 118 doktora tezi, 443 yüksek lisans tez çalışması olduğunu aktardı.
Birol Çetin, tarih konusunda konuşulacaksa, her cümlenin bir referansının olması, bir dipnota, kaynağa dayanması gerektiğinin altını çizerek, bu konuda bugüne kadar ciddi mesailer verildiğini anlattı. Bu konuda emeği geçenlere teşekkür eden Çetin, şöyle konuştu: “Biz bu meseleyi tarih alanına çekmeye çalıştıkça, bu alandan bir kaçış var siyasete. Elbette siyasi alanda da ne yapmak istediklerini gayet iyi biliyoruz. Arka plandakilerin de kim olduklarını gayet iyi biliyoruz. Bugüne kadar karşımıza doğrudan çıkamadılar. Onları aslında davet ediyoruz, madem siyaset alanında bu işler hallolacaksa, bizim çok kıymetli diplomatlarımız var, çok tecrübeli siyasetçilerimiz var. Bu alanda da mücadele ederiz ama onlardan ricamız kimsenin arkasına sığınmadan gelsinler karşımıza. Çünkü bunun mazlum insanlara zararı dokunuyor, dokundu.”
“Artık tartışılmadık, araştırılmadık detay da kalmadı”
Osmanlı’nın çekildiği coğrafyalardaki olayları tarihin kaydettiğini, olayların milyonlarca insanın canına mal olduğunu belirten Çetin, “Hala oralarda huzur sağlanamadı, o boşluk henüz dolmadı. Kafkaslar’a, Orta Doğu’ya bakın, sürekli problem var. Biz diyoruz ki ‘Bunu tarihçiler konuşsun ve gelecekle bağlantılı olarak konuşalım.’ Sürekli geçmişe takılıp kalıyoruz. Artık tartışılmadık, araştırılmadık detay da kalmadı, bakacak belge de kalmadı.” dedi.
İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve emeği geçen akademisyenlere teşekkürlerini sunan Prof. Dr. Birol Çetin, “Gerçeklerin yanındaysanız, bütün dünya bir araya da gelse her zaman gerçek kazanacaktır.” diye konuştu.
Konferans, açılış konuşmalarının ardından “Tarihsel Süreçte 1915 Olayları ve Ermeni Meselesi”, “Uluslararası Hukuk Açısından 1915 Olayları” ve “1915 Olaylarının Günümüze Yansımaları ve Gelecek Perspektifi” başlıklı oturumlarla devam etti.
Genel
BTSO, ARTIK YEMYEŞİL
BTSO seçimlerinde Özer Matlı’nın öncülüğündeki yeşil liste, 34 komite ve 78 meclis üyesiyle ilk sıraya yerleşti. Mavi listeyi hem komite sayısında hem meclis temsilinde geride bırakan Matlı, “Bu başarı Bursa’nın başarısıdır. Üyelerimiz baskıya ve dayatmaya en güçlü cevabı sandıkta verdi” dedi.
Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) meslek komitesi seçimlerinde üyelerin değişim talebi sandığa yansıdı. Açıklanan sonuçlara göre yeşil liste 34 komitede 78 meclis üyeliği kazanırken, mavi liste 31 komitede 71 meclis üyeliği elde etti. Beyaz liste dört komitede sekiz meclis üyeliği kazandı. Bir komitedeki iki meclis üyeliğinin dağılımı ise sonuçlar kesinleştikten sonra yarın yapılacak kuraya bağlı kaldı.
Yeşil liste, mavi listenin üç komite ve yedi meclis üyesi önünde yer alarak seçimlerden en güçlü temsil grubuyla çıktı. Bu sonuçlara göre, mevcut yönetimin önde gelen şirketlerinden Beyçelik, Durmazlar, Ermaksan, Şanmak gibi şirketler kendi sektörlerinde yeni dönemde temsil edilemeyecek.
Sonuçları değerlendiren Özer Matlı, Bursa iş dünyasının mevcut yönetim anlayışına güçlü bir tepki gösterdiğini belirterek şunları söyledi:
“Bugün, eşit şartlarda yapılmayan bir seçimde, Bursa’nın iş dünyası kendi iradesine sahip çıktı. Esnafımız, tüccarımız, sanayicimiz ve KOBİ’lerimiz sözünü söyledi. Üyelerimiz Oda’sında değişim istediğini, daha çok hizmet beklediğini, karar süreçlerinde söz sahibi olmak istediğini sandıkta gösterdi. Bu başarı Bursa’nın, üretenlerin, alın teri dökenlerin ve hakkını savunan üyelerimizin başarısıdır.”
Seçim sürecindeki baskı ve dayatmalara da değinen Matlı, üyelerin verdiği cevabın açık olduğunu vurguladı:
“Üyelerimiz kendi kararını verdi, kendi geleceğine sahip çıktı. Bütün baskılara rağmen yeşil listeyi hem komite sayısında hem meclis temsilinde ilk sıraya taşıdı. Bu sonuç, üyelerimizin cesaretinin ve kararlılığının eseridir.”
Matlı, elde edilen başarının büyük bir sorumluluk getirdiğini ifade ederek açıklamasını şöyle tamamladı:
“Sandığa gelen, iradesini ortaya koyan bütün üyelerimize teşekkür ediyorum. Bize duyulan güvenin sorumluluğunu biliyoruz. Önümüzdeki hafta yapılacak seçimde de bütün seçilen meclis üyelerimizin gönlüne dokunarak, yeni bir dönem için çalışmaya başlayacağız. Daha çok hizmet, eşit temsil ve hesap veren bir oda için mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Bugün Bursa’nın sesi yükseldi. Üyenin iradesi kazandı. BTSO artık yemyeşil.”
Genel
GÖKHAN TÜYDEŞ KTSO BAŞKANLIĞINA ADAYLIĞINI AÇIKLADI
Karacabey Ticaret ve Sanayi Odası’nda 2 Ekim 2026 Cuma günü gerçekleştirilecek seçimler öncesinde kulisler hareketlenirken, iş insanı Gökhan Tüydeş KTSO Yönetim Kurulu Başkanlığına adaylığını açıkladı.
Tüydeş, adaylık kararını kamuoyuyla paylaştığı basın açıklamasında, Karacabey’in ticaret, sanayi, tarım ve üretim potansiyelinin daha ileri taşınması gerektiğine dikkat çekerek, oda yönetiminde ortak akıl, istişare ve dayanışmayı esas alan bir anlayış ortaya koyacaklarını belirtti.
KTSO seçimlerinde üyelerin oylarıyla belirlenecek yeni döneme ilişkin çalışmalar sürerken, Tüydeş açıklamasında özellikle üyelerin sorunlarının doğrudan dinlenmesi, çözüm odaklı bir oda yapısının oluşturulması, yeni yatırımların önünün açılması, istihdamın güçlendirilmesi ve genç girişimcilere yönelik projeler geliştirilmesi başlıklarına vurgu yaptı.
“Ben” yerine “biz” anlayışını öne çıkaran Tüydeş, farklı sektörlerden iş insanlarını ortak hedef etrafında buluşturmayı amaçladıklarını ifade ederken, geçmiş dönemlerde odaya hizmet veren başkan ve yöneticilere de teşekkür etti. Tüydeş ayrıca, 2 Ekim 2026 Cuma günü yapılacak seçimlerde tüm KTSO üyelerini oy kullanmaya ve Karacabey’in ekonomik geleceğine ilişkin tercihlerini sandıkta ortaya koymaya davet etti.
Tüydeş’in adaylık açıklamasının tamamı şöyle:
“Bizler; Karacabey’in ticaretine, sanayisine, tarımına, üretimine, yaşamına ve geleceğine gönül vermiş iş insanları olarak, birlik ve beraberliği esas alan, büyüyen ve gelişen bir Karacabey vizyonuyla yola çıkıyoruz.
İnanıyoruz ki artık Karacabey için yarışmak değil, Karacabey için birlikte çalışma zamanı.
Farklı sektörlerde faaliyet gösterebilir, farklı düşüncelere ve farklı bakış açılarına sahip olabiliriz. Ancak söz konusu Karacabey’in ekonomisi, esnafımızın, tüccarımızın, sanayicimizin, üreticimizin ve girişimcimizin geleceği olduğunda hepimizin ortak bir hedefi var:
Daha güçlü, daha üretken ve daha müreffeh bir Karacabey.
Biz bu anlayışla yola çıkıyoruz.
Amacımız; odamızı yalnızca seçim dönemlerinde gündeme gelen bir kurum olmaktan çıkararak, üyelerinin her zaman yanında olan, sorunlarını dinleyen, çözüm üreten ve Karacabey’in ekonomik gelişimine öncülük eden güçlü ve etkin bir yapıya kavuşturmaktır.
Üyelerimizin yaşadığı sorunları ve beklentileri biliyoruz. Üreticimizin, tüccarımızın, sanayicimizin, esnafımızın ve girişimcimizin ihtiyaçlarını biliyoruz.
Karacabey’in güçlü tarım ve sanayi altyapısını daha ileriye taşımak, ticaret hacmini artırmak, yeni yatırımların önünü açmak, istihdamı güçlendirmek, gençlerimizin ve girişimcilerimizin önünü açacak projeler geliştirmek ve ilçemizin Bursa ve Türkiye ekonomisindeki konumunu daha da güçlendirmek için çalışacağız.
Bizim anlayışımızda “ben” değil, “biz” vardır.
Makam değil, hizmet vardır.
Ayrışma değil, dayanışma vardır.
Çünkü biliyoruz ki birlikten güç doğar.
Bugün aynı hedef etrafında bir araya gelen arkadaşlarımızla birlikte; geçmiş kuşakların tecrübesine, kendi kuşağımızın bilgi ve deneyimine, gelecek kuşağın ise beklenti ve ihtiyaçlarına sahibiz.
Bu anlayışla hiçbir üyemizi ötekileştirmeden, hiçbir görüşü dışlamadan, herkesin fikrine değer vererek hareket edeceğiz. Ortak aklı, istişareyi ve dayanışmayı çalışma anlayışımızın merkezine koyacağız.
Buradan tüm üyelerimize çağrımızdır:
Gelin, ortak akıl etrafında buluşalım.
Gelin, Karacabey için birlikte üretelim.
Gelin, birlikte büyüyelim ve birlikte kazanalım.
Bu vesileyle bugüne kadar odamıza hizmet etmiş tüm başkanlarımıza, yönetim kurulu üyelerimize, meclis üyelerimize ve emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.
Geçmişin tecrübesine saygı duyuyor, geleceğe ise büyük bir inançla bakıyoruz.
Karacabey’in potansiyeline inanıyoruz.
Tüccarımıza, sanayicimize, esnafımıza, üreticimize ve girişimcimize inanıyoruz.
Ve biliyoruz ki birlik olduğumuzda Karacabey için çok daha büyük işler başarabiliriz.
Ayrıca, 2 Ekim 2026 Cuma günü gerçekleştirilecek seçimlerde tüm üyelerimizi oy kullanmaya, büyüyen ve gelişen Karacabey’in geleceğine hep birlikte yön vermeye davet ediyoruz.”
Genel
AYÇİÇEĞİNDE ÖN ALIM FİYATI 37 BİN TL
Trakya Birlik, 2026/2027 üretim sezonunda yüzde 44 yağ oranlı ayçiçeği için ön alım fiyatını ton başına 37 bin TL olarak belirledi. Birlik, yağ oranına göre uygulanacak fiyat çarpanının yanı sıra sezon sonunda oluşabilecek ilave gelirlerin üretici ortaklarına dağıtılabileceğini açıkladı.
Trakya Birlik, 2026/2027 üretim sezonunda üretici ortaklarından alınacak ayçiçeğinin ön alım fiyatını açıkladı. Uluslararası sözleşme standardı olan yüzde 44 yağ oranlı ayçiçeği için belirlenen ön alım fiyatı ton başına 37 bin TL oldu.
Birlik tarafından yapılan açıklamada, dünyada tarımsal üretim ve gıda tedarikinin giderek daha stratejik hale geldiği belirtilerek, Türkiye’nin yağlı tohumlardaki üretim kapasitesinin güçlendirilmesinin ve dışa bağımlılığın azaltılmasının önemine dikkat çekildi. Ayçiçeği başta olmak üzere yağlı tohum üretiminin sürdürülebilirliğini sağlayacak, üreticiyi korurken tüketici ve sanayinin ihtiyaçlarını da gözeten dengeli ve istikrarlı bir piyasa yapısının oluşturulmasının hedeflendiği ifade edildi.
Yüzde 44 yağ oranı baz alınacak
Trakya Birlik’in açıkladığı 37 bin TL’lik fiyat, yüzde 44 yağ oranlı ayçiçeği için geçerli olacak. Ham yağ oranına göre yapılacak alımlarda yüzde 44 yağ oranı baz alınırken, bu oranın üzerindeki veya altındaki her yüzde 1’lik yağ oranı değişimi için yüzde 1,5 oranında fiyat çarpanı uygulanacak.
Buna göre üreticilerin teslim ettiği ürünlerin nihai alım fiyatı, ayçiçeğinin yağ oranına göre hesaplanacak. Böylece yağ oranı yüksek veya düşük ürünler için yüzde 44’lük standart üzerinden farklı fiyat oluşacak.
235 bin 979 ton alım gerçekleştirildi
Ayçiçeği hasadının ağustos ayının ortalarında başladığı ve üretim bölgelerinde giderek yoğunlaştığı belirtilirken, ülke genelindeki hasadın büyük ölçüde eylül ayı sonuna kadar tamamlanmasının beklendiği bildirildi.
rakya Birlik’in hasat süreci boyunca 48 kooperatifine bağlı 109 alım merkezi ile iki fabrikasında üreticilerin ürünlerini teslim almaya devam ettiği açıklandı. Birlik, fiyatın henüz açıklanmadığı dönemde ürünlerini kooperatiflerine teslim eden üreticilere de teşekkür etti.
Açıklanan verilere göre Trakya Birlik tarafından bugüne kadar toplam 235 bin 979 ton ayçiçeği mubayaası gerçekleştirildi.
Fiyat belirlenirken çok sayıda unsur değerlendirildi
Birlik tarafından ön alım fiyatının belirlenmesi sürecinde Türkiye’deki mevcut gümrük rejiminin yanı sıra dünya ayçiçeği üretimindeki gelişmeler ve uluslararası piyasalarda beklenen fiyat seviyeleri dikkate alındı.
Değerlendirmelerde ayrıca döviz kurlarındaki seyir, finansman maliyetleri ve ayçiçeği fiyatlarının oluşumuna etki eden diğer unsurların da göz önünde bulundurulduğu bildirildi.
Trakya Birlik, yapılan değerlendirmeler ve mevcut piyasa koşulları doğrultusunda yüzde 44 yağ oranlı ayçiçeği için 37 bin TL/ton ön alım fiyatının belirlenmesine karar verildiğini açıkladı. Belirlenen fiyatla birlikte hasat döneminde piyasanın sağlıklı şekilde işlemesine ve ürün fiyatlarında istikrarlı bir seviyenin oluşmasına katkı sağlanmasının amaçlandığı belirtildi.
Ödemeler teslimat tarihine göre yapılacak
Üreticiler tarafından teslim edilen ayçiçeği bedellerinin, teslimat tarihlerine göre belirlenecek ödeme programı kapsamında bağlı kooperatifler aracılığıyla ödeneceği bildirildi.
Trakya Birlik ayrıca sezonun tamamlanmasının ardından, satın alınan ürünlerin değerlendirilmesi sonucunda ilave gelir oluşması halinde söz konusu gelirin üretici ortaklarına dağıtılmasının mümkün olabileceğini açıkladı.
Birlik, 2026/2027 tarımsal üretim sezonunun ülke, üreticiler ve tüm çiftçiler açısından hayırlı ve bereketli olması temennisinde bulundu.
-
Bursa Bölge7 yıl agoKaracabey’de cinayet: 1 ölü
-
Genel3 yıl agoKARACABEYLİ DUAYEN SANATÇI SEVENLERİNİ ÜZDÜ
-
Bursa Bölge7 yıl agoRABBİMİZ BİZDEN NELER İSTİYOR
-
Genel2 yıl agoKARACABEY BELEDİYESİ’NDE GÖREV DEĞİŞİKLİKLERİ
-
Güncel2 yıl agoİYİ VE KÖTÜ AHLAK
-
Güncel7 yıl agoARAPÇA’DA “VAV” HARFİ
-
Güncel4 yıl agoHAKİM VE SAVCILARA ANLAMLI VEDA
-
Ekonomi3 yıl agoKAZI KAZAN’DAN 1 MİLYON TL KAZANDI



Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49
You must be logged in to post a comment Login