Yazarlar
MUSTAFA ARI İLK 4 KİTAPTA AİLELER VE GENÇLERE SESLENDİ, ÇOCUKLARA NASİHATLER 5. KİTABI
YÖREM Gazetesi köşe yazarı, emekli din görevlisi ve yazar Mustafa Arı, kaleme aldığı eserlerle topluma ışık tutmaya devam ediyor. Son olarak Emin Yayınları’ndan çıkan “Çocuklara Nasihatler” adlı kitabıyla okurlarıyla buluşan Arı, geleceğimizin teminatı olan çocuklara rehberlik edecek önemli bir esere daha imza attı. Kentimizin ve basın dünyasının usta kalemlerinden Ahmet Emin Yılmaz da köşesinde, Mustafa Arı’nın edebi yolculuğunu ve yeni kitabını değerlendirdi.
Yazarlık serüveninde “Dünya ve Ahiret Saadeti” ve “Gençlere Nasihatler” gibi önemli eserleri toplumla buluşturan, ardından 8-15 yaş grubundaki çocukların yaşamına kılavuzluk edecek “Çocuklara Nasihatler” kitabını okuyucuya sunan Mustafa Arı’nın başarısı, basın camiasında da yankı buldu.
Usta gazeteci Ahmet Emin Yılmaz, köşesinde yazarımız Mustafa Arı’nın lise yıllarından bugüne uzanan başarı hikayesini, derin gözlemlerini ve felsefesini kaleme aldı.

İşte Ahmet Emin Yılmaz’ın kalemiyle, gazetemiz yazarı Mustafa Arı ve yeni eserine dair o yazı:
“Mustafa Arı… Lise yıllarından arkadaşımız. İyi futbolcuydu, ama din eğitimine yöneldi. 30 yıl imamlık yaptı, Diyanet adına Almanya ve İsviçre’de görev aldı.
Şimdi…
Yazdığı kitaplarla bilgi ve gözlemlerini toplumla paylaşıyor.
İlk 3 kitabında…
Aileleri uyaran Dünya ve Ahiret Saadeti’ni anlattı. Dördüncü kitabı Gençlere Nasihatler adıyla yayınlandı.
Bayram öncesi…
Emin Yayınları’ndan çıkan Çocuklara Nasihatler adlı kitabıyla geldi. Çıkış noktası, Mustafa Arı’nın felsefesini yansıtıyor:
“Büyük beyinler fikirleri, vasat beyinler olayları, küçük beyinler insanları tartışır.”
Sayfaları karıştırdıkça, 8-15 yaş grubundaki çocukların yaşamına kılavuz olacak çok önemli deneyim ve gözlemler ışığında aktarılan nasihatler ilgimizi çekti.
Arı’nın…
Altıncı kitabı Hatıralar İz Bırakır ve yedinci kitap Ahlaki Değerler yolda.”
Yazarlar
İŞLETME YÖNETİCİLERİ DİKKAT!
BİLANÇO, GELİR TABLOSU VE NAKİT AKIŞI AYNI HİKÂYEYİ Mİ ANLATIYOR?
Bir işletmenin mali tablolarına tek tek baktığımızda farklı bilgiler karşımıza çıkar.
- Bilanço; işletmenin sahip olduğu varlıkları ve bu varlıkların hangi kaynaklarla finanse edildiğini anlamaya yardımcı olur.
- Gelir tablosu; işletmenin belirli bir dönemde ne kadar satış yaptığını, hangi maliyetlere katlandığını ve ne kadar kâr elde ettiğini anlamaya yardımcı olur.
- Nakit akış tablosu; işletmenin faaliyetleri sonucunda ne kadar nakit ürettiğini, bu nakdi nerede kullandığını ve finansman ihtiyacının nasıl oluştuğunu anlamaya yardımcı olur.
- Her bir tablo kendi başına önemli bilgiler sunar. Ancak asıl finansal analiz, bu tabloların birbirinden bağımsız okunmasıyla değil, birlikte değerlendirilmesiyle başlar.
Çünkü bir işletmenin satışları artabilir. Kârı yükselebilir. Aktifleri büyüyebilir. Ancak aynı işletmenin nakit sıkıntısı yaşaması da mümkün olabilir.
Burada karşımıza önemli bir soru çıkar: “Bilanço, gelir tablosu ve nakit akış tablosu gerçekten aynı hikâyeyi mi anlatıyor?”Yoksa tabloların her biri işletmenin farklı bir yüzünü mü gösteriyor?
I-) Bilanço ne söylüyor?
Serimizin önceki bölümlerinde bilançonun farklı taraflarını ayrı ayrı inceledik. Aktiflere baktık. Alacakları, stokları ve duran varlıkları değerlendirdik. İşletmenin kaynak tarafına geçerek borçları ve özkaynakları ele aldık.
Ancak bilanço yalnızca işletmenin ne kadar varlığa veya ne kadar borca sahip olduğunu göstermekle sınırlı değildir. Bilanço bize işletmenin finansal yapısının belirli bir tarihteki fotoğrafını da sunar.
Örneğin bir işletmenin; 200 milyon TL toplam varlığı, 120 milyon TL borcu, 80 milyon TL özkaynağı olduğunu düşünelim.
İlk bakışta işletmenin finansal yapısı hakkında önemli bir fikir elde ederiz.
Ancak henüz işletmenin bu kaynaklarla ne kadar satış yaptığını, ne kadar kâr elde ettiğini veya faaliyetlerinden ne kadar nakit ürettiğini tam anlamıyla yorumlayamayız. Yani bilanço bize önemli bir fotoğraf gösterir. Fakat filmin tamamını henüz göstermemektedir.
İşte burada gelir tablosuna geçmemiz gerekir.
II-) Gelir tablosu ne söylüyor?
Gelir tablosu, işletmenin belirli bir dönemdeki faaliyet sonuçlarını anlamamıza ve yorumlamamıza olanak sağlar.
- Satışlar ne kadar?
- Maliyetler ne kadar?
- Faaliyet kârı ne kadar?
- Finansman giderleri ne kadar?
- Dönem sonunda işletmenin elinde ne kadar kâr kalıyor?
Bunların tamamı gelir tablosunda karşımıza çıkar.
Örneğin bir işletmenin; 200 milyon TL toplam varlığı, 120 milyon TL borcu, 80 milyon TL özkaynağı olduğunu ve aynı işletmenin 200 milyon TL satış yaptığını ve dönem sonunda 20 milyon TL net kâr elde ettiğini düşünelim. Bilanço bize işletmenin 200 milyon TL varlığa sahip olduğunu söylerken, gelir tablosu bu varlıklarla belirli bir dönemde ne kadar faaliyet sonucu üretildiğine dair bilgi verir.
Ancak burada da başka bir soru ortaya çıkar:
20 milyon TL kâr elde eden işletmenin kasasına gerçekten 20 milyon TL girmiş midir? Cevap her zaman evet değildir. Çünkü satış yapılmış olabilir, ancak satış bedeli henüz tahsil edilmemiş olabilir. Stoklara para bağlanmış olabilir. Borçların vadeleri gelmiş olabilir. Finansman giderleri nedeniyle nakit çıkışı yaşanmış olabilir.
İşte bu nedenle yalnızca kâr rakamına bakmak da yeterli değildir.
III-) Kâr var, peki nakit nerede?
Serimizin daha önceki bölümlerinde de üzerinde durduğumuz gibi, kâr ile nakit aynı kavram değildir. Bir işletme satış yaparak gelir elde edebilir. Bu satışın maliyetlerini ve giderlerini dikkate aldığında kâr ortaya çıkabilir. Ancak satışın bedeli henüz tahsil edilmemişse, işletmenin kasasında aynı miktarda nakit bulunmayabilir.
Örneğin işletmenin 50 milyon TL tutarında satış yaptığını ve bunun 30 milyon TL’sinin vadeli olduğunu düşünelim. Gelir tablosunda satışın tamamı dikkate alınabilir. Ancak işletme açısından önemli olan başka bir gerçek vardır: “Satışın ne kadarı gerçekten tahsil edildi?”
Çünkü işletme çalışanlarının ücretlerini, tedarikçilerini, vergilerini, faizlerini ve vadesi gelen borçlarını yalnızca kâr rakamıyla değil, nakitle karşılamak zorundadır.
Bu nedenle kârın yanında nakit üretme gücünü de görmek gerekir.
Ve bizi doğrudan nakit akış tablosuna götüren soru tam olarak budur: “İşletme yaptığı faaliyetlerden gerçekten ne kadar nakit üretiyor?”
IV-) Nakit akışı ne söylüyor?
Nakit akış tablosu, işletmenin nakit hareketlerini anlamamıza yardımcı olur.
- İşletmenin faaliyetlerinden nakit geliyor mu?
- Yatırımlar için ne kadar nakit kullanılıyor?
- Borçlanma veya sermaye yoluyla ne kadar kaynak sağlanıyor?
Bunların tamamı işletmenin nakit yapısını anlamak açısından önemlidir.
Örneğin işletmenin gelir tablosunda 20 milyon TL net kâr olduğunu düşünelim. Ancak aynı dönemde ticari alacakların 30 milyon TL arttığını ve stoklara da önemli miktarda kaynak bağlandığını varsayalım.
Bu durumda işletme kârlı görünmesine rağmen faaliyetlerinden elde ettiği nakit beklenenden daha düşük olabilir. Bu durum bize işletmenin kötü olduğu anlamına gelmez.
Ancak yöneticinin şu soruyu sormasını gerektirir: “Kârımız neden aynı ölçüde nakde dönüşmüyor?”
Çünkü işletmenin sürdürülebilirliği açısından yalnızca kâr üretmek değil, bu kârın nakit yaratma kapasitesi de önemlidir.
V-) Üç tablo birlikte okunduğunda ne görürüz?
Şimdi üç tabloyu aynı işletme üzerinden düşünelim. İşletmenin;
Bilançosunda: 200 milyon TL aktif, 120 milyon TL borç, 80 milyon TL özkaynak, olduğunu varsayalım.
Gelir tablosunda: 200 milyon TL satış, 20 milyon TL net kâr, olduğunu varsayalım.
İlk bakışta tablo olumlu görünebilir. Ancak nakit akışına baktığımızda faaliyetlerden yaratılan nakdin düşük olduğunu, alacakların hızla büyüdüğünü ve stoklara önemli miktarda kaynak bağlandığını görürsek değerlendirmemiz değişebilir.
Çünkü burada üç farklı tablo değil, aslında aynı işletmenin üç farklı yüzü karşımıza çıkmaktadır.
Bilanço: “Kaynaklar nerede?” diye sorar.
Gelir tablosu: “Bu kaynaklarla ne kadar faaliyet ve kâr ürettik?”sorusuna cevap arar.
Nakit akışı: “Bu faaliyetlerin sonucunda gerçekten ne kadar nakit yarattık?” sorusunu ortaya koyar.
İşte finansal analiz tam olarak bu üç sorunun birlikte değerlendirilmesiyle güçlenir.
VI-) Tablolar birbiriyle çelişiyorsa ne anlama gelir?
Bir işletmenin satışları artıyor olabilir. Kârı yükseliyor olabilir. Aktifleri büyüyor olabilir.
Ancak aynı dönemde; ticari alacaklar daha hızlı artıyorsa, stoklar büyüyorsa, borçluluk yükseliyorsa, finansman giderleri artıyorsa, faaliyetlerden yaratılan nakit zayıflıyorsa, yöneticinin yalnızca satış ve kâr artışına bakarak olumlu bir sonuca ulaşması doğru olmayabilir. Burada tabloların birbiriyle “çeliştiğini” söylemek yerine, aynı ekonomik olayın farklı sonuçlarını gösterdiğini düşünmek gerekebilir.
Örneğin satışların artması alacakların da artmasına neden olabilir. Büyüme stok ihtiyacını artırabilir. Stok ihtiyacındaki artış işletme sermayesi ihtiyacını yükseltebilir. İşletme sermayesi ihtiyacı arttığında borçlanma gündeme gelebilir. Borçlanma arttığında finansman giderleri yükselebilir.
Bütün bunların sonucunda gelir tablosunda görünen kâr ile nakit akışı arasında önemli bir fark oluşabilir.
Yani tek bir gelişme, üç mali tablo üzerinde farklı izler bırakabilir.
VII-) Yönetici üç tabloya bakarken hangi soruları sormalı?
Üç mali tabloyu birlikte okuyan bir yöneticinin kendisine bazı temel soruları sorması gerekir.
Bilanço için: Varlıklarımız nerede? Borçlarımız ne kadar? Özkaynağımız ne durumda?
Gelir tablosu için: Satışlarımız ne kadar büyüdü? Kârlılığımız nasıl değişti? Kârın kaynağı nedir?
Nakit akışı için: Faaliyetlerimizden ne kadar nakit üretiyoruz?Yatırımlarımız için ne kadar nakit kullanıyoruz?Borçlarımızı hangi kaynakla ödüyoruz?
Bu soruların cevapları birlikte değerlendirildiğinde işletmenin finansal yapısı çok daha net bir şekilde ortaya çıkmaya başlar.
VIII-) Büyüme var, peki finansal güç de var mı?
Serimizin 15. yazısında büyümenin her zaman güçlenmek anlamına gelmeyebileceğini ele almıştık. Şimdi üç mali tabloyu birlikte okuduğumuzda bu konu daha da netleşmektedir.
Bir işletmenin satışları 100 milyon TL’den 150 milyon TL’ye çıkabilir. Ancak aynı dönemde; ticari alacakları 20 milyon TL’den 50 milyon TL’ye, stokları 15 milyon TL’den 40 milyon TL’ye, borçları ise 30 milyon TL’den 70 milyon TL’ye çıkmış olabilir.
Bu durumda işletme gerçekten büyümüştür. Fakat yöneticinin bir sonraki sorusu şu olmalıdır: “Bu büyümeyi finanse etmek için ne kadar kaynak kullandık?’’
Çünkü büyüme yalnızca satışların artması değildir. Büyüme aynı zamanda işletmenin daha fazla işletme sermayesine, daha fazla finansmana ve daha güçlü bir nakit yönetimine ihtiyaç duymasına da neden olabilir. Dolayısıyla üç tablo birlikte okunduğunda, büyümenin işletmeye ne kadar değer kattığı kadar, bu büyümenin işletmeye ne kadar finansal yük getirdiği de görülebilir.
IX-) Üç mali tablo, tek hikâye
Aslında serimizin başından bu yana farklı başlıklar altında hep aynı sorunun cevaplarını arıyoruz.
- İşletmenin parası nerede?
- Kaynakları nasıl finanse ediliyor?
- Ne kadar satış yapıyor?
- Ne kadar kâr ediyor?
- Kârı ne kadar kaliteli?
- Nakit üretebiliyor mu?
- Borçlarını taşıyabiliyor mu?
- Kaynaklarını verimli kullanabiliyor mu?
- Büyümesi finansal yapısını güçlendiriyor mu?
Artık bu soruların tamamını tek tek değil, aynı anda değerlendirebilecek noktaya geldik. Çünkü bilanço, gelir tablosu ve nakit akışı birbirinden bağımsız tablolar değildir. Bunlar aynı işletmenin farklı açılardan çekilmiş fotoğraflarıdır. Bir tabloyu tek başına okumak bize yalnızca bir parçayı gösterebilir.
Üçünü birlikte okumak ise işletmenin finansal hikâyesini daha bütüncül şekilde anlamamızı sağlar.
Son söz
Bir işletmenin finansal durumunu anlamak için yalnızca;
- Ne kadar varlığımız var?
- Ne kadar satış yaptık?
- Ne kadar kâr ettik? sorularını sormak yeterli değildir.
Asıl mesele, bu soruların birbirleriyle olan ilişkisini görebilmektir.
- Satış artıyor ama nakit neden artmıyor?
- Kâr yükseliyor ama borç neden büyüyor?
- Aktifler büyüyor ama kârlılık neden aynı hızda yükselmiyor?
- Büyüyoruz ama neden sürekli finansmana ihtiyaç duyuyoruz?
İşte bu soruların cevapları, mali tabloların tek tek değil, birlikte okunmasıyla ortaya çıkar.
Çünkü bilanço bize işletmenin finansal yapısını, gelir tablosu işletmenin performansını, nakit akışı ise bu performansın nakde nasıl dönüştüğünü anlatır.
Ve üç tablo birlikte okunduğunda artık yalnızca rakamları değil, işletmenin finansal hikâyesini görmeye başlarız.
Ancak burada serimizin artık son aşamalarına yaklaşırken yeni bir soru daha ortaya çıkıyor: Bütün bu göstergeleri birlikte değerlendirdiğimizde, işletmenin gerçekten finansal olarak sağlıklı olup olmadığını nasıl anlayacağız?
Bir sonraki yazımızda artık tek tek oranlardan veya mali tablolardan ziyade, işletmenin bütün finansal görünümünü birlikte değerlendireceğiz.
FİNANSAL SAĞLIK KARNESİ: ŞİRKETİN GERÇEKTEN GÜÇLÜ OLDUĞUNU NASIL ANLARIZ?
Bu çalışma genel finansal okuryazarlık ve mali tablo analizi amacıyla hazırlanmış olup, herhangi bir şirket, menkul kıymet veya yatırım aracı hakkında yatırım tavsiyesi ya da kişiye özel finansal yönlendirme niteliği taşımaz.
Yazarlar
İŞLETME YÖNETİCİLERİ DİKKAT!
ENFLASYON VE MALİ TABLOLAR: RAKAMLAR GERÇEĞİ NE KADAR ANLATIYOR?
Bir işletmenin mali tablolarına baktığımızda karşımıza çok sayıda rakam çıkar.
- Satışlar
- Kâr
- Alacaklar
- Stoklar
- Borçlar
- Özkaynaklar
- Nakit
Yukarıda sıraladığımız rakamlar bize işletmenin finansal yapısı hakkında önemli bilgiler sunar.
Ancak ekonomide fiyatların hızlı değiştiği dönemlerde mali tablolardaki rakamları yalnızca oldukları haliyle okumak yeterli olmayabilir. Çünkü bir işletmenin satışlarının 200 milyon TL’den 300 milyon TL’ye çıkması, her zaman işletmenin gerçekte yüzde 50 büyüdüğü anlamına gelmeyebilir. Benzer şekilde kârın artması da işletmenin gerçek anlamda daha fazla kazandığını tek başına göstermeyebilir.
Burada karşımıza önemli bir soru çıkar: Rakamlar büyüyor olabilir. Peki, işletmenin gerçek ekonomik gücü de aynı ölçüde büyüyor mu? İşte enflasyonun mali tablolar üzerindeki etkisini anlamak, tam olarak bu sorunun cevabını aramakla başlar.
I-) Rakamlar büyüyor, peki gerçek değer de büyüyor mu?
Enflasyonist ortamlarda fiyatlar genel seviyesinde artış yaşanır. Bu durum işletmelerin satış fiyatlarından maliyetlerine, stoklarından sabit kıymetlerine kadar birçok kalemi etkileyebilir.
Örneğin bir işletmenin geçen yıl 200 milyon TL olan satışlarının bu yıl 300 milyon TL’ye yükseldiğini düşünelim. İlk bakışta yüzde 50’lik bir artış vardır. Ancak aynı dönemde işletmenin sattığı ürünlerin fiyatları da önemli ölçüde yükselmişse, satışlardaki artışın tamamını gerçek bir büyüme olarak değerlendirmek doğru olmayabilir.
Çünkü burada iki farklı etki birbirine karışabilir:
- Fiyat artışı ve gerçek faaliyet büyümesi gerçekleşmiş olabilir
- İşletme daha fazla ürün satmış olabilir.
- Ancak yalnızca ürünlerin fiyatı yükseldiği için de daha yüksek bir ciroya ulaşmış olabilir.
Bu nedenle enflasyon dönemlerinde yöneticinin yalnızca; “Ciro ne kadar arttı?” diye değil, “Cirodaki artışın ne kadarı fiyat artışından, ne kadarı gerçek faaliyet büyümesinden kaynaklanıyor?” diye de sorması gerekebilir.
II-) Kâr artıyor, peki gerçekten daha mı çok kazanıyoruz?
Enflasyonun mali tablolardaki en dikkat edilmesi gereken etkilerinden biri de kârın yorumlanmasıdır.
Bir işletmenin satışları artarken maliyetleri de artabilir.
Örneğin geçen yıl 200 milyon TL satış yapan ve 20 milyon TL kâr elde eden bir işletmenin bu yıl 300 milyon TL satış ve 30 milyon TL kâr elde ettiğini düşünelim. Nominal olarak hem satış hem de kâr artmıştır.
Fakat bu artışın işletmenin gerçek ekonomik gücünde ne kadar bir değişim yarattığını anlamak için fiyat seviyesindeki değişimi de dikkate almak gerekebilir.
Çünkü mali tablolar üzerinde görülen nominal artışlar, ekonomik büyüklüklerin satın alma gücündeki değişimden bağımsız düşünülemez.
Bu nedenle enflasyonist dönemlerde; “Kârımız arttı.” demek tek başına yeterli olmayabilir.
Asıl soru şudur: “Kârımızın satın alma gücü ve işletmenin gerçek ekonomik performansı nasıl değişti?”
III-) Stokların değeri artıyor, ama bu kazanç mı?
Enflasyonun etkisi özellikle stokların bulunduğu işletmelerde daha dikkatli değerlendirilmelidir. Bir işletmenin deposunda bulunan ürünlerin maliyeti geçmiş tarihlerde oluşmuş olabilir. Ürünlerin satış fiyatı ise bugünkü piyasa koşullarına göre belirlenebilir. Bu durumda satış fiyatı ile geçmiş maliyet arasındaki fark, işletmenin kârında önemli bir etki oluşturabilir.
Örneğin bir işletmenin 20 milyon TL maliyetle aldığı bir ürün grubunun daha sonra 30 milyon TL’ye satıldığını düşünelim. Aradaki fark ilk bakışta 10 milyon TL kâr gibi görünür. Ancak işletmenin aynı stokları yeniden yerine koyabilmesi için bugün ne kadar kaynak gerektiği de önemlidir. Eğer aynı ürünleri yeniden almak için 28 milyon TL ödemesi gerekiyorsa, elde edilen 10 milyon TL’nin tamamını işletmenin serbestçe kullanabileceği bir kazanç gibi değerlendirmek yanıltıcı olabilir. Çünkü işletmenin faaliyetini sürdürebilmesi için stoklarını yeniden oluşturması gerekir.
IV-) Alacakların rakamı büyüyor, peki değeri?
Enflasyonun etkisi yalnızca kâr ve stoklarla sınırlı değildir. Ticari alacaklar da bu ortamda ayrıca değerlendirilmelidir.
Bir işletmenin müşterilerinden 20 milyon TL alacağı olduğunu düşünelim. Bu alacağın 12 ay sonra tahsil edileceğini varsayalım. Nominal olarak işletme yine 20 milyon TL tahsil edecektir. Ancak paranın satın alma gücü zaman içerisinde değiştiğinde, bugün ile bir yıl sonraki 20 milyon TL’nin ekonomik anlamı aynı olmayabilir. Üstelik işletme bu süre boyunca söz konusu kaynağı kullanamayacağı için finansman ihtiyacı da doğabilir.
Bu nedenle özellikle uzun vadeli alacakların bulunduğu işletmelerde yalnızca; “Ne kadar alacağımız var?” sorusuna değil, “Bu alacak ne zaman tahsil edilecek ve tahsil edilene kadar işletmeye ne kadar finansman yükü oluşturacak?” sorusuna da bakmak gerekebilir.
Bu nokta, daha önce incelediğimiz işletme sermayesi ve nakit akışı konularıyla da doğrudan bağlantılıdır.
V-) Borçlarda enflasyonun etkisi nasıl okunmalı?
İşletmenin borç tarafında ise farklı bir dinamik ortaya çıkabilir. Bir işletmenin bugün kullandığı sabit tutarlı bir borcun anapara yükümlülüğü nominal olarak değişmeyebilir.
Ancak borcun vadesi boyunca ekonomideki fiyat seviyeleri değişebilir. Bu nedenle borcun yalnızca tutarına bakmak yeterli değildir. Borcun vadesi, maliyeti, faiz yapısı ve işletmenin bu borcu hangi kaynakla geri ödeyeceği birlikte değerlendirilmelidir.
Örneğin 50 milyon TL tutarında bir borç kullanan işletmenin bu borcu üretim kapasitesini artırmak için kullandığını düşünelim. Borç işletmeye ekonomik değer yaratıyorsa farklı bir değerlendirme yapılabilir. Ancak işletme aynı borcu sürekli olarak eski borçları kapatmak veya faaliyet açığını finanse etmek amacıyla kullanıyorsa, bilançoda görünen borç tutarının arkasındaki hikâye farklı olabilir.
Bu nedenle enflasyon dönemlerinde borcun nominal büyüklüğü kadar, borcun işletmenin gerçek finansman ihtiyacı üzerindeki etkisi de önemlidir.
VI-) Sabit kıymetler: Bilançodaki değer ile bugünkü değer aynı şey mi?
Enflasyonist dönemlerde duran varlıkların mali tablolardaki görünümü de ayrıca önem kazanır. Yıllar önce satın alınmış bir makine, bina veya tesis bilançoda geçmişteki maliyetleri üzerinden izlenmiş olabilir. Aradan geçen yıllar içerisinde ekonomideki fiyat seviyeleri önemli ölçüde değişmişse, söz konusu varlığın bugünkü ekonomik koşullardaki değeri ile mali tablolardaki tutarı arasında önemli farklar oluşabilir. Bu durum özellikle varlık yoğun işletmelerde finansal oranların yorumlanmasını da etkileyebilir.
Örneğin uzun yıllar önce alınmış büyük bir üretim tesisine sahip bir işletme ile yakın zamanda benzer büyüklükte yatırım yapmış başka bir işletmenin aktif büyüklükleri aynı şekilde yorumlanamayabilir.
Dolayısıyla bilanço rakamlarını karşılaştırırken yalnızca; “Hangi şirketin aktifleri daha büyük?” diye bakmak yerine, “Bu varlıkların ekonomik anlamı ve işletmenin faaliyetlerine katkısı nedir?” sorusunu da sormak gerekebilir.
VII-) Enflasyon oranları nasıl yanıltabilir?
Daha önceki yazılarımızda likidite, faaliyet verimliliği, borçluluk ve kârlılık oranlarını ele aldık. Ancak oran analizi yaparken de enflasyon etkisini göz ardı etmemek gerekir.
Örneğin bir işletmenin satışları artarken ticari alacaklarının daha hızlı arttığını düşünelim. Nominal rakamlar üzerinden yapılan bir değerlendirme, işletmenin büyüdüğünü gösterebilir. Ancak alacakların tahsilat süresi uzuyorsa, stoklar büyüyorsa ve nakit üretimi aynı hızda artmıyorsa işletmenin finansal yapısı farklı bir hikâye anlatabilir.
VIII-) Enflasyon büyümeyi görünmez hale getirebilir
Enflasyonist dönemlerde önemli sorunlardan biri de gerçek büyüme ile nominal büyümenin birbirine karışmasıdır.
- Bir işletmenin satışları artabilir.
- Aktif toplamı büyüyebilir.
- Stokların parasal değeri yükselebilir.
- Kâr rakamı artabilir.
Ancak bütün bu artışların aynı anda işletmenin gerçek ekonomik kapasitesini artırdığı sonucuna varılamaz. Çünkü fiyat seviyesindeki değişim, birçok kalemin nominal olarak daha yüksek görünmesine neden olabilir.
Bu nedenle yöneticinin büyüme analizinde şu ayrımı yapması gerekir: “Rakam büyüdü mü, yoksa işletme gerçekten güçlendi mi?” Bu ayrım özellikle uzun dönemli karşılaştırmalarda daha da önem kazanır. Geçmiş yılların rakamlarını bugünkü rakamlarla yan yana koymak kolaydır.
Ancak bu rakamların hangi ekonomik koşullarda oluştuğunu anlamadan yapılan karşılaştırmalar, yöneticiyi yanlış sonuçlara götürebilir.
IX-) Üç mali tablo, enflasyon ve tek hikâye
Serimizin önceki yazılarında olduğu gibi burada da üç mali tabloyu birlikte okumak gerekir.
- Bilanço, işletmenin sahip olduğu varlıkları ve bu varlıkların hangi kaynaklarla finanse edildiğini gösterir.
- Gelir tablosu, satışların, maliyetlerin ve kârın nasıl oluştuğunu ortaya koyar.
- Nakit akış tablosu, işletmenin gerçek anlamda nakit üretme ve kullanma kapasitesini gösterir.
Enflasyon ise bu üç tablodaki rakamların yorumlanma biçimini etkileyebilen önemli bir ekonomik unsur olarak karşımıza çıkar.
Örneğin satışlar artarken; ticari alacaklar daha hızlı büyüyor, stokların parasal değeri yükseliyor, borçlanma artıyor, finansman giderleri yükseliyor ve faaliyetlerden yaratılan nakit aynı ölçüde artmıyorsa, işletmenin yalnızca gelir tablosundaki büyümeye bakarak güçlü bir performans gösterdiği sonucuna varmak doğru olmayabilir.
Çünkü mali tabloları okumak, yalnızca rakamları görmek değil; rakamların hangi ekonomik koşullarda oluştuğunu anlamaktır.
Son söz
Enflasyon, yalnızca marketteki fiyatları veya işletmenin satış fiyatlarını değiştiren bir ekonomik gelişme değildir. Enflasyon, işletmenin mali tablolarındaki birçok rakamın nasıl yorumlanacağını da etkileyebilir.
Bu nedenle yöneticinin kendisine yalnızca; “Satışlarımız ne kadar arttı?” “Kârımız ne kadar yükseldi?” “Aktiflerimiz ne kadar büyüdü?” diye sorması yeterli değildir.
Asıl sorular şunlardır:
- Bu artışın ne kadarı fiyat değişiminden kaynaklanıyor?
- Gerçek faaliyet büyümemiz ne kadar?
- Kârımız işletmenin ekonomik gücünü gerçekten artırıyor mu?
- Alacaklarımızın ve stoklarımızın büyümesi nakit ihtiyacımızı nasıl etkiliyor?
- Varlıklarımızı gelecekte aynı kapasiteyle yenileyebilecek durumda mıyız?
Ve belki de en önemlisi:
Mali tablolarımızdaki rakamlar bize yalnızca nominal büyüklükleri mi gösteriyor, yoksa işletmenin gerçek finansal gücü hakkında da doğru bir fikir veriyor mu?
Çünkü enflasyon dönemlerinde rakamların büyümesi kaçınılmaz olabilir. Asıl mesele, hangi rakamın neden büyüdüğünü anlayabilmektir.
Bir işletmenin gerçek finansal fotoğrafını çekmek, yalnızca bilanço ve gelir tablosundaki rakamları okumakla bitmez. Rakamların birbirleriyle olan ilişkisini, nakit üretme gücünü, finansman yapısını ve ekonomik koşulları birlikte değerlendirmek gerekir.
İşte bu nedenle serimizin bir sonraki bölümünde artık tek tek mali tabloları ve oranları değil, üç mali tabloyu aynı masaya koyacağız.
Çünkü asıl soru şudur:
BİLANÇO, GELİR TABLOSU VE NAKİT AKIŞI AYNI HİKÂYEYİ Mİ ANLATIYOR?
Bu çalışma genel finansal okuryazarlık ve mali tablo analizi amacıyla hazırlanmış olup, herhangi bir şirket, menkul kıymet veya yatırım aracı hakkında yatırım tavsiyesi ya da kişiye özel finansal yönlendirme niteliği taşımaz.
Yazarlar
İŞLETME YÖNETİCİLERİ DİKKAT!
BÜYÜME VE FİNANSAL DAYANIKLILIK: BÜYÜMEK HER ZAMAN GÜÇLENMEK MİDİR?
Bir işletme için büyümek çoğu zaman başarının en önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilebilir. Satışlar artıyorsa, müşteri sayısı çoğalıyorsa, yeni yatırımlar yapılıyorsa veya bilanço büyüyorsa işletmenin güçlendiği düşünülebilir.
Peki gerçekten öyle midir?
Bir işletmenin satışlarının 100 milyon TL’den 150 milyon TL’ye çıkması, tek başına o işletmenin daha güçlü hale geldiği anlamına gelir mi? Cevap, büyümenin nasıl gerçekleştiğinde saklı olabilir.
Çünkü bazı büyümeler işletmenin finansal gücünü artırırken, bazı büyümeler işletmenin daha fazla borçlanmasına, daha fazla işletme sermayesine ihtiyaç duymasına ve daha yüksek finansal risk taşımasına neden olabilir.
İşte bu nedenle yöneticinin yalnızca; “Ne kadar büyüdük?” sorusuna değil, “Nasıl büyüdük ve bu büyümeyi taşıyabilecek kadar güçlü müyüz?” sorusuna da cevap araması gerekebilir.
I-) Satışlar artıyor, peki şirket gerçekten büyüyor mu?
Bir işletmenin satışlarının 100 milyon TL’den 150 milyon TL’ye yükseldiğini düşünelim. İlk bakışta oldukça olumlu bir tablo olarak değerlendirilebilir.
Ancak aynı dönemde ticari alacaklar 15 milyon TL’den 45 milyon TL’ye, stoklar 20 milyon TL’den 50 milyon TL’ye çıkmışsa ve işletmenin nakit ihtiyacı da buna bağlı olarak artmışsa, büyümenin işletme üzerinde oluşturduğu yükü ayrıca değerlendirmek gerekebilir.
Çünkü satış yapmak ile satıştan elde edilen parayı işletmenin bünyesine kazandırmak aynı şey olmayabilir.
Şirket büyüdükçe daha fazla mal alabilir, daha fazla stok taşıyabilir, müşterilerine daha uzun vadeler sunabilir ve daha fazla işletme sermayesine ihtiyaç duyabilir.
Dolayısıyla büyümenin bilanço ve nakit akışı üzerindeki etkisi de en az satışlardaki artış kadar önemli olarak karşımıza çıkabilir.
II-) Büyümenin finansmanı: Para nereden geliyor?
Her büyümenin bir finansman ihtiyacı vardır. Yeni bir mağaza açmak, üretim kapasitesini artırmak, makine almak, daha fazla stok bulundurmak veya daha uzun vadeli satış yapmak için kaynak gerekebilir. Bu kaynak işletmenin kendi faaliyetlerinden doğurduğu nakitten gelebileceği gibi özkaynaklardan veya borçlanmadan da sağlanabilir.
Örneğin bir işletme büyümek için 50 milyon TL tutarında yeni yatırım yapıyor olsun. Bu yatırımın tamamı işletmenin kendi kaynaklarıyla karşılanıyorsa finansal yapı üzerindeki etkisi farklıdır. Aynı yatırımın önemli bir bölümü borçlanmayla finanse ediliyorsa bu kez işletmenin gelecekteki faiz ve anapara ödeme yükümlülükleri de artacaktır.
Dolayısıyla yöneticinin yalnızca; “Ne kadar yatırım yaptık?” diye bakması yeterli değildir.
Asıl sorulardan biri de şudur: “Bu yatırımı hangi kaynakla finanse ettik?”
Çünkü büyümenin finansman şekli, gelecekteki finansal dayanıklılığı doğrudan etkileyebilir.
III-) Büyüdükçe işletme sermayesi ihtiyacı da artabilir
Bir işletmenin satışlarının artması, her zaman kasasındaki paranın aynı hızda artacağı anlamına gelmez. Özellikle vadeli satış yapan işletmelerde satışlar arttıkça ticari alacaklar da büyüyebilir.
Benzer şekilde üretim hacmi arttığında daha fazla hammadde ve mamul stokuna ihtiyaç duyulabilir. Bu durumda işletme kârlı bir şekilde büyürken bile daha fazla nakde ihtiyaç duyabilir.
Örneğin işletme 100 milyon TL satış yaparken müşterilerinden 20 milyon TL alacaklıysa, satışlarını 200 milyon TL’ye çıkardığında alacakların da önemli ölçüde artması mümkündür.
İşte burada büyümenin finansal tarafı ortaya çıkar.
- Satış büyürken nakit de aynı hızda büyüyor mu?
Eğer cevap hayırsa, işletme büyüdükçe finansman ihtiyacı da büyüyebilir.
Bu nedenle büyüme yalnızca gelir tablosunda değil, her zaman ifade etmeye çalıştığımız gibi bilançoda ve nakit akışında da takip edilmelidir.
IV-) Hızlı büyümenin gizli maliyeti
Hızlı büyüme çoğu zaman kulağa olumlu bir durum olarak fısıldanır. Ancak hızlı büyümenin işletmeye getirdiği bazı maliyetler olabilir.
- Daha fazla satış için daha fazla stok tutulabilir.
- Daha fazla müşteriye satış yapmak için daha uzun vadeler verilebilir.
- Yeni yatırımlar için daha fazla borçlanılabilir.
- Daha büyük bir organizasyon için personel, kira, lojistik ve diğer faaliyet giderleri artabilir.
Bütün bunlar, satışlardan önce nakit çıkışı doğurabilir.
Bu nedenle işletmenin satışlarının hızlı büyümesi, nakit ihtiyacının da hızlı büyümesine neden olabilir.
Hatta bazı durumlarda işletme, kârlı olduğu halde büyümenin finansmanını karşılamak için yeni borçlanmalara ihtiyaç duyabilir.
Burada sorun büyümek değil, büyümenin işletmenin taşıma kapasitesiyle uyumlu olup olmadığıdır.
V-) Kârlı büyüme mi, borçla büyüme mi?
Bir işletmenin büyümesini değerlendirirken kârın nasıl oluştuğuna da bakmak gerekir. Satışlar artıyor olabilir. Ancak kâr marjları düşüyorsa, finansman giderleri yükseliyorsa veya işletmenin nakit üretme gücü satışlardaki artışın gerisinde kalıyorsa büyümenin niteliği yeniden değerlendirilmelidir.
Örneğin işletmenin satışları yüzde 50 artarken borçları yüzde 100 artıyorsa, büyümenin finansal yapıya etkisi ayrıca incelenmelidir. Burada amaç büyümeyi kötülemek değildir. Tam tersine, sağlıklı büyüme işletmenin kapasitesini ve ekonomik değer yaratma gücünü artırabilir. Ancak büyümenin borç, nakit akışı, kârlılık ve işletme sermayesiyle birlikte değerlendirilmesi gerekebilir.
Çünkü büyüklük ile finansal güç aynı kavram olarak değerlendirilmeyebilir.
VI-) Finansal Dayanıklılık Nedir?
Finansal dayanıklılık, işletmenin yalnızca iyi dönemlerde faaliyet gösterebilmesi değildir. Asıl mesele, koşullar değiştiğinde işletmenin ne kadar ayakta kalabildiğidir.
- Satışlar beklenen kadar artmazsa ne olacak?
- Müşterilerin tahsilat süreleri uzarsa ne olacak?
- Finansman maliyetleri yükselirse ne olacak?
- Borçların vadesi geldiğinde yeterli nakit bulunamazsa ne olacak?
- İşletmenin bu değişikliklere karşı ne kadar hareket alanı var?
İşte finansal dayanıklılık, bu soruların cevaplarında ortaya çıkar.
Güçlü görünen bir işletmenin dahi yüksek borç, düşük nakit, uzun tahsilat süreleri veya yüksek işletme sermayesi ihtiyacı nedeniyle dış koşullara karşı hassas olması mümkündür.
Bu nedenle finansal dayanıklılık, işletmenin yalnızca bugünkü durumunu değil, değişen koşullar karşısındaki hareket kabiliyetini de ifade eder.
VII-) Üç mali tablo, tek büyüme hikâyesi
Büyümeyi anlamanın en sağlıklı yollarından biri, üç mali tabloyu birlikte okumaktır.
- Bilanço, işletmenin büyürken hangi varlıklara ve hangi finansal kaynaklara ihtiyaç duyduğunu gösterir.
- Gelir tablosu, büyümenin satış ve kârlılık üzerindeki etkisini ortaya koyar.
- Nakit akış tablosu, büyümenin gerçekten nakit üretip üretmediğini gösterir.
Örneğin satışları artan bir işletmede;
- Ticari alacaklar hızla yükseliyor,
- Stoklar büyüyor,
- Borçlanma artıyor,
- Finansman giderleri yükseliyor,
- Faaliyetlerden yaratılan nakit aynı ölçüde artmıyorsa,
Burada yalnızca satış büyümesine bakarak güçlü bir finansal yapıdan söz etmek doğru olmayabilir.
Çünkü gerçek büyüme, yalnızca rakamların büyümesi değil; işletmenin bu büyümeyi taşıyabilecek finansal yapıya sahip olması olarak değerlendirilebilir.
Son söz
Bir işletme için büyümek önemlidir. Daha fazla satış yapmak, daha fazla müşteriye ulaşmak, kapasiteyi artırmak ve yeni yatırımlar gerçekleştirmek işletmenin geleceği açısından önemli fırsatlar doğurabilir.
Ancak büyümenin kendisi tek başına finansal güç anlamına gelmeyebilir.
Yöneticinin kendisine yalnızca; “Ne kadar büyüdük?” diye sorması bazı durumlarda yeterli olmayabilir.
Asıl sorular şunlardır:
- Bu büyümeyi ne finanse etti?
- Büyürken ne kadar borçlandık?
- İşletme sermayesi ihtiyacımız ne kadar arttı?
- Kârımız ve nakit üretme gücümüz aynı yönde mi ilerliyor?
Ve belki de en önemlisi:
Bu büyümeyi gelecekte de sürdürebilecek kadar dayanıklı mıyız?
Çünkü sağlıklı büyüme, yalnızca daha büyük bir işletmeye sahip olmak değildir.
Sağlıklı büyüme; işletmenin satışlarını, kârlılığını ve ekonomik değerini artırırken aynı zamanda borçlarını, nakit ihtiyacını, işletme sermayesini ve finansal risklerini yönetebilecek bir yapıya sahip olmasıdır.
Sonuçta bir işletmenin büyümesi kadar, büyürken finansal dengesini koruyabilmesi de önemlidir.
Peki bütün bu analizlerin üzerinde bir başka gerçek daha var:
İşletmelerin mali tabloları yalnızca kendi iç dinamikleriyle değişmeyebilir. Ekonomideki fiyat seviyeleri yükseldiğinde, paranın satın alma gücü değiştiğinde ve enflasyon mali tabloların rakamlarını etkilediğinde, görünen büyüklüklerin ne kadarının gerçek büyümeyi yansıttığı da önem kazanır.
Bir sonraki yazımızda bu kez rakamların kendisine daha yakından bakacağız:
ENFLASYON VE MALİ TABLOLAR: RAKAMLAR GERÇEĞİ NE KADAR ANLATIYOR?
Bu çalışma genel finansal okuryazarlık ve mali tablo analizi amacıyla hazırlanmış olup, herhangi bir şirket, menkul kıymet veya yatırım aracı hakkında yatırım tavsiyesi ya da kişiye özel finansal yönlendirme niteliği taşımaz.
-
Bursa Bölge7 yıl agoKaracabey’de cinayet: 1 ölü
-
Genel3 yıl agoKARACABEYLİ DUAYEN SANATÇI SEVENLERİNİ ÜZDÜ
-
Genel2 yıl agoKARACABEY BELEDİYESİ’NDE GÖREV DEĞİŞİKLİKLERİ
-
Bursa Bölge7 yıl agoRABBİMİZ BİZDEN NELER İSTİYOR
-
Güncel2 yıl agoİYİ VE KÖTÜ AHLAK
-
Güncel7 yıl agoARAPÇA’DA “VAV” HARFİ
-
Güncel4 yıl agoHAKİM VE SAVCILARA ANLAMLI VEDA
-
Ekonomi3 yıl agoKAZI KAZAN’DAN 1 MİLYON TL KAZANDI



Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49
You must be logged in to post a comment Login