Yerel
GÖKÇE ALKAN CİNAYETİNDE AİLEDEN ADALET ÇAĞRISI
Ailenin vekilleri, cinayetin tüm yönleriyle aydınlatılmasını ve hukuki sürecin eksiksiz yürütülmesini istedi. “Acımız büyük, ancak adalete olan inancımız tam” mesajı verildi.
Karacabey’de 3 Ekim 2026 gecesi Güngörmez Mahallesi’ndeki ormanlık alanda öldürülen 18 yaşındaki Gökçe Alkan’ın ailesinin vekilleri, kamuoyuna yönelik bir açıklama yayımladı. Gökçe’nin vahşice öldürülmesinin yalnızca ailesini değil, tüm toplumu derinden etkilediği belirtilen açıklamada, adaletin eksiksiz şekilde sağlanması için hukuki mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı.
Mağdur Alkan ailesinin vekilleri Av. Ahat Şanlı, Av. Asil Köker ve Av. Ramazan Sarıdağ imzasıyla yayımlanan açıklamada, cinayet zanlısı Mustafa B. hakkında “kadına karşı kasten öldürme” suçundan tutuklama kararı verildiği hatırlatıldı. Ancak tutuklama kararının adaletin tamamlandığı anlamına gelmediğine dikkat çekilerek, dosyanın şeffaf, eksiksiz ve hukuka uygun biçimde sonuçlandırılması gerektiği ifade edildi.
“Tek talebimiz adalet”
Açıklamada, ailenin temel talebinin adaletin sağlanması olduğu belirtilerek, Gökçe Alkan’a yönelik eylemin cezasız kalmaması için tüm hukuki hakların kullanılacağı bildirildi. Dosyadaki bütün delillerin titizlikle değerlendirilmesi, eksik kalan hususların tamamlanması ve sürecin her aşamasında mağdur haklarının gözetilmesi gerektiği vurgulandı.
Ailenin vekilleri, soruşturma ve yargılama sürecinin dikkatle takip edileceğini belirterek, dosyanın şüphelinin en ağır cezayı almasını sağlayacak biçimde hukuka uygun şekilde sonuçlandırılması yönündeki taleplerini dile getirdi.
Toplumsal farkındalık vurgusu
Benzer olayların bir daha yaşanmaması için toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğine de dikkat çekilen açıklamada, herkesin güven içinde yaşayabilmesinin ortak sorumluluk olduğu ifade edildi. Vekiller, bu sorumluluk doğrultusunda üzerlerine düşeni yapmak ve Gökçe Alkan için adaletin sağlanmasını takip etmek amacıyla hukuk mücadelelerini sürdüreceklerini kaydetti.
Gökçe Alkan’ın ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileklerinin iletildiği açıklama, “Acımız büyük, ancak adalete olan inancımız tam” sözleriyle sona erdi.
Yerel
ERDEM ÇİFTÇİNİN EMEKLİLİK HAKKI İÇİN CUMHURBAŞKANI’NA ÇAĞRIDA BULUNDU
Erdem, Tarım Bağ-Kur mağduru çiftçiler için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çağrıda bulunarak, “Yıllarca prim ödeyen üreticilerimizin emeklilik hakları korunmalı, bu mağduriyet artık giderilmelidir.” dedi.
Karacabey Ziraat Odası Başkanı Erhan Erdem, geçmiş yıllarda köy muhtarlarının mühürleriyle Tarım Bağ-Kur sigortalılığı başlatılan ancak daha sonra sigortalılık süreleri durdurulan çiftçilerin yaşadığı mağduriyetlere dikkat çekti.
Türkiye genelinde on binlerce üreticiyi etkilediğini belirttiği sorunun çözümü için çağrıda bulunan Erdem, primlerini ödeyen üreticilerin emeklilik haklarının korunmasını, sigortalılık sürelerinin devam ettirilmesini ve emeklilik işlemlerinde Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) şartının aranmasından vazgeçilmesini istedi.
Erdem’in açıklaması şöyle;
“1988 yılında yürürlüğe giren Tarım Bağ-Kur uygulamasıyla çiftçilere ve tarımsal üreticilere Bağ-Kur sigortalılığı zorunluluğu getirildi. Bu kapsamda, köy muhtarlarının mühürleriyle tarımsal üreticilerin Bağ-Kur kayıtları yapıldı. Ancak muhtar mührüyle Bağ-Kur sigortalılığı başlatılan üreticilere, o dönemde Ziraat Odası kayıtlarının bulunup bulunmadığı sorulmadı.
2021 yılında yayımlanan genelgeyle, Ziraat Odalarının kayıtlarında eksiklikler bulunduğu gerekçesiyle belirli yıllara ait prim günleri silinmeye başlandı. Bu kapsamda, prim ödemelerini gerçekleştirmiş olan üreticilere ödedikleri paraların iade edileceği veya kendilerine isteğe bağlı sigortaya geçmeleri önerildi.
Konuyla ilgili olarak Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar ve Birliğin hukuk işleri yetkilileriyle birlikte Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına giderek yaşanan mağduriyetleri anlattık. Bakanlık yetkililerine, “O dönemde üreticilere Ziraat Odası kaydı sorulmadan, köy muhtarlarının mühürleriyle Bağ-Kur kayıtları yapıldı. Bugün ise aynı kayıtlar üzerinden sorun çıkarılıyor.” diyerek itirazlarımızı ilettik. Evraklarında köy muhtarının mührü bulunan çiftçilerimizin, bu kayıtlar esas alınarak emekli edilmeleri gerektiğini belirttik. Görüşmede, yaşanan sorunun tek taraflı bir hatadan kaynaklanmadığı, her iki kurumun da hatasının bulunduğu ifade edildi.
2024 yılında, seçim sürecinde Bursa’ya gelen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımıza konuyu doğrudan ilettik. Bakanımız da sorunun çözümü için gerekli adımların atılacağı yönünde söz verdi. Bunun ardından, 2024 yılında yayımlanan genelgeyle ilçe tarım müdürlükleri kayıtları esas alınarak geriye dönük Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) kaydı bulunan üreticilerin emeklilik işlemleri gerçekleştirildi.
Ancak 9 Mayıs 2024 tarihinde Ziraat Odalarına denetmenler gelerek incelemelerde bulundu ve raporlar düzenledi. Bu raporların ardından, prim günlerini ödeyen bazı üreticilerin sigortalılık süreleriyle ilgili sorunlar yaşandı ve bu üreticiler Genel Sağlık Sigortası kapsamına alındı. Üreticilere, Ziraat Odası üyeliklerini sildirmeleri ve isteğe bağlı sigortaya geçmeleri ya da yaptıkları ödemelerin iadesini kabul etmeleri yönünde öneriler sunuldu.
Burada ortaya çıkan temel çelişki şudur: Üreticilerin üyelik kayıtları kabul edilmediği hâlde kendilerinden bu kayıtları sildirmeleri ve isteğe bağlı sigorta üzerinden emekli olmaları istenmektedir. Oysa bu üreticiler, yıllar önce yürürlükteki uygulamalar doğrultusunda kayıt yaptırmış ve primlerini ödemiştir.
Sorunun neden kaynaklandığı ve nasıl çözülebileceği, ilçe düzeyindeki kurumlardan bakanlığa kadar bilinmektedir. Üstelik bu sorun yalnızca Bursa’ya özgü değildir; Türkiye genelinde on binlerce üreticiyi mağdur etmektedir. Üreticiler, yasal haklarını koruyabilmek için avukatlar aracılığıyla mahkemelere başvurmakta, dava açan üreticiler ise haklı bulunarak davalarını kazanmaktadır. Bu durum, hem mağduriyetlerin devam etmesine hem de vatandaşlarla devlet kurumları arasında gereksiz hukuki süreçlerin yaşanmasına neden olmaktadır. Açılan davalar ve mahkeme kararları, sorunun çözümü için hukuki yolların işletildiğini ve konunun daha kapsamlı biçimde ele alınması gerektiğini göstermektedir.
Talebimiz; 53, 63, 76, 83 ve 84 terk kodlarıyla durdurulan sigortalılık sürelerinin, bu kodlar gerekçe gösterilerek kesintiye uğratılmaması ve söz konusu sürelerin sigortalılık kapsamında devamının sağlanmasıdır.
Bu sorun yalnızca tarımsal üretim yapan çiftçileri değil, ÇKS kapsamı dışında kalan su ürünleri üreticilerini, hayvancılıkla uğraşanları ve arıcılık yapan üreticileri de etkilemektedir. Yayımlanan genelgede ÇKS kaydının esas alınması nedeniyle, bu kapsamdaki üreticiler de mağduriyet yaşamaktadır. Özellikle köy muhtarlarının mührüyle Bağ-Kur sigortalılığı başlatılan, ancak faaliyet alanları nedeniyle ÇKS kaydı bulunmayan hayvancılık, su ürünleri ve arıcılık üreticileri, kendilerine ÇKS şartı dayatılması sonucunda emeklilik haklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Sorunun çözümü için gerekli adımlar, ilçe SGK müdürlüklerinden il SGK müdürlüklerine, bakanlıktaki bürokratlardan Sayın Bakanımıza kadar ilgili merciler tarafından bilinmektedir. Üstelik geçmişte benzer bir sorunun çözümü için yasal düzenleme de yapılmıştır. 5510 sayılı Kanun’un geçici 54. maddesinde yapılan düzenlemeyle, silinen sigortalılık günlerine ilişkin olarak 2013 yılı sonuna kadar ödeme yapılması hâlinde emeklilik hakkından yararlanılabilmesinin önü açılmıştır.
Bugün de benzer şekilde, mevcut mağduriyetlerin giderilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılmasını talep ediyoruz. Bu kapsamda, 9 Mayıs 2024 tarihinde gerçekleştirilen denetimlere ait rapor tarihinin esas alınmasından kaynaklanan uygulamanın yürürlükten kaldırılmasını ve emeklilik işlemlerinde ÇKS şartının aranmasından vazgeçilmesini istiyoruz.
Yıllarca prim ödemiş, devletin ilgili kurumlarının kayıtları doğrultusunda sigortalı olmuş ve emeklilik hakkı kazanacağına inanmış üreticilerimizin mağduriyetleri daha fazla uzatılmamalıdır. Talebimiz, üreticilerimizin geçmişte yapılan kayıt işlemleri ve ödedikleri primler dikkate alınarak haklarının korunması, sigortalılık sürelerinin devamının sağlanması ve sorunun yeni mağduriyetlere yol açmadan kalıcı biçimde çözüme kavuşturulmasıdır.
Yerel
BİLÖR GÜVEN TAZELEDİ!
8 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirilen Bursa Karacabeyliler Kültür Dayanışma ve Kalkındırma Derneği kongresinde Erkan Bilör, tek aday olarak girdiği seçimde yeniden başkan oldu. Yaklaşık 4 bin üyeye ulaşan derneğin yeni döneminde, Bursa’daki Karacabeylilerin gücünü artırmak ve birlik beraberliği pekiştirmek hedefleniyor.
Bursa’da yaşayan Karacabeylileri aynı çatı altında buluşturan Bursa Karacabeyliler Kültür Dayanışma ve Kalkındırma Derneği, yeni dönem yönetimini belirledi. 8 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirilen kongrede mevcut Başkan Erkan Bilör, tek aday olarak girdiği seçimde güven tazeledi. Kongreyle birlikte derneğin yeni dönem yönetim ve denetim kurulları da şekillendi.
Yaklaşık 4 bin üyeye ulaşan dernek, Bursa’da yaşayan Karacabeyliler arasındaki dayanışmayı güçlendirmeyi ve hemşehrilik bağlarını daha ileriye taşımayı hedefliyor. Kongrede de Bursa’daki Karacabeylilerin birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmesinin, ortak değerler etrafında buluşmasının ve ilçenin Bursa’daki temsil gücünün artırılmasının önemine dikkat çekildi.

Kongreye Karacabey Belediye Başkanı Fatih Karabatı Saadet Partisi Bursa İl Başkanı Hamza Gürsel, DSP Bursa İl Başkanı Mehmet Seskır, DEVA Partisi İl Başkan Yardımcısı Ali Bayer, AK Parti Karacabey İlçe Başkanı Gültekin Saygısever, Saadet Partisi Karacabey İlçe Başkanı Zeynel Abidin Koçak ile Osmangazi İlçe Başkan Vekili ve BAL-GÖÇ temsilcisi Ali Kömürlü katıldı.
Kardeş dernek Demirtaş Lozan Mübadilleri Derneği Başkanı Hüseyin Çildem ve yönetimi, Bursa Kanser Derneği Başkanı Aysun Arslan ve yönetimi ile Kalbimdeki Umut Ol Derneği Başkanı Serkan Kartuna ve yönetiminin de katıldığı kongrede, muhtarlar ve dernek üyeleri bir araya geldi.
Hedef: Bursa’da Karacabey’in gücünü artırmak
Kongrede konuşan Dernek Başkanı Erkan Bilör, birlik ve beraberlik mesajı vererek şunları söyledi:
“Öncelikle kongremize katılarak bizleri onurlandıran Karacabey Belediye Başkanımız Sayın Fatih Karabatı’ya ve belediye erkânına, siyasi parti il ve ilçe başkanlarımıza, teşkilat mensuplarına, hemşehri derneklerimize, sivil toplum kuruluşlarımızın değerli başkan ve yöneticilerine, muhtarlarımıza ve kıymetli üyelerimize teşekkür ediyorum.

Bugün burada yalnızca bir kongre gerçekleştirmek için değil, Bursa’da yaşayan Karacabeylilerin birlik ve beraberliğini daha da güçlendirmek, aramızdaki dayanışmayı büyütmek ve geleceğe daha güçlü adımlarla yürümek için bir aradayız. Yaklaşık 4 bin üyeye ulaşan derneğimiz, hepimizin ortak değeridir. Bu büyük aileyi daha ileriye taşımak, hemşehrilerimiz arasındaki bağları kuvvetlendirmek ve Karacabeylilerin Bursa’daki gücünü artırmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Derneğimizin bugünlere gelmesinde emeği bulunan geçmiş dönem yöneticilerimize, yönetim kurulu üyelerimize, bizlere destek olan sponsorlarımıza, gönüllü bağışçılarımıza ve hiçbir karşılık beklemeden katkı sunan tüm hemşehrilerimize ayrıca teşekkür ediyorum. Bugüne kadar yapılan her katkı, verilen her emek ve gösterilen her dayanışma, derneğimizin gelişmesinde önemli bir yer tutuyor. Bu bayrağı bizden önce taşıyanların emeklerini unutmadan, onların bıraktığı mirası daha ileriye taşımak için çalışacağız.
Bizim en büyük gücümüz, ortak bir geçmişe, kültüre ve memlekete sahip olmamızdır. Farklı düşüncelere ve farklı yaşam biçimlerine sahip olabiliriz ancak söz konusu Karacabey olduğunda, hemşehrilik bağlarımızı ve ortak değerlerimizi ön planda tutmalıyız. Birbirimize sahip çıktığımız, dayanışmayı büyüttüğümüz ve el ele verdiğimiz sürece çok daha güzel işlere imza atabiliriz.

Yeni dönemde de derneğimizi yalnızca hemşehrilerimizin bir araya geldiği bir çatı olmaktan öteye taşıyarak sosyal ve kültürel faaliyetleriyle öne çıkan, Karacabey’in değerlerini Bursa’da yaşatan ve gelecek kuşaklara aktaran güçlü bir yapı haline getirmek istiyoruz. Amacımız, hemşehrilerimiz arasındaki iletişimi güçlendirmek, ihtiyaç duyulduğunda birbirimize destek olmak ve Karacabey’imizin tanıtımına katkı sağlamaktır.
Bu vesileyle kongremize katılarak bizleri yalnız bırakmayan herkese bir kez daha teşekkür ediyorum. Yeni dönemde de üyelerimizin, gönüllülerimizin, destekçilerimizin ve tüm hemşehrilerimizin katkılarıyla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Birlik ve beraberliğimizi koruyarak, ortak hedefler etrafında kenetlenerek Karacabey’imiz ve Bursa’daki hemşehri topluluğumuz için güzel işlere imza atacağımıza inanıyorum.
Yeni yönetim dönemimizin derneğimize, Karacabey’imize, Bursa’mıza, vatanımıza ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.”

Yeni yönetim kurulu
Bursa Karacabeyliler Kültür Dayanışma ve Kalkındırma Derneği’nin yeni dönem yönetim kurulunda şu isimler yer aldı:
Erkan Bilör, Armağan Elçin, Yasin Gök, Erhan Doğan, Oğuzhan Ünen, Abdullah Çakır, Harun Ulu, Şeyma Başaran, Şenol Kuş, Berna Durgut, Mustafa Boz, Gürsel Arslan, Yavuz Zarif, Rıdvan Demirtaş, İdris Yıldız, Fatih Turgut, Huriye Yalın, Ebru Derboyu, Nedim Çapa, İsmail Yılmazlar, Mümin Ünen, Sercan Can, Serhat Ereselli, Hayrettin Sakı, Dilek Özhan, Sevinç Nayman, İbrahim Demir, Seyfi Malakçı, Nedim Cura ve Ahmet Kankulak.
Denetim kurulunda ise Hasan Kahraman, Emin Özgeç ve Sena Pişkin görev aldı.
Bursa Karacabeyliler Derneği’nde yeni dönemle birlikte, Bursa’daki Karacabeylilerin birlik ve beraberliğini güçlendirecek çalışmaların sürdürülmesi ve derneğin hemşehri dayanışmasındaki etkinliğinin artırılması hedefleniyor.



Yerel
ÖZTÜRK, “DAHA KAÇ KADININ ÖLMESİ GEREKİYOR?”
Zafer Partisi Karacabey İlçe Hukuk İşleri Başkanı Av. Yunus Emre Öztürk, 18 yaşındaki Gökçe Alkan’ın öldürülmesinin ardından yaptığı basın açıklamasında, kadın cinayetlerine karşı etkin mücadele çağrısında bulundu. Öztürk, koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi, mevcut yasaların etkin uygulanması ve ihmali bulunanların hesap vermesi gerektiğini vurguladı.
Karacabey’de Gökçe Alkan’ın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan cinayet, kadınların yaşam hakkı ve kadına yönelik şiddetle mücadele konularını bir kez daha gündeme taşıdı. Zafer Partisi Karacabey İlçe Hukuk İşleri Başkanı Av. Yunus Emre Öztürk, yayımladığı kapsamlı basın açıklamasında, kadın cinayetlerinin ardından yapılan taziye mesajları ve açıklamaların yeterli olmadığını belirterek, somut adımlar atılması gerektiğine dikkat çekti.
Kadına yönelik şiddetin yalnızca cezai yaptırımlar çerçevesinde ele alınamayacağını ifade eden Öztürk; koruma kararlarının etkin uygulanması, kamu kurumlarının sorumluluklarını yerine getirmesi, şiddetin toplumsal düzeyde önlenmesi ve çocukların şiddetten uzak bir anlayışla yetiştirilmesi gerektiğini kaydetti.
Gökçe Alkan’ın ölümünün Karacabey için derin bir acı olduğunu belirten Öztürk, kadınların güven içinde yaşayabildiği bir Türkiye için hukuki ve toplumsal mücadelenin sürdürülmesi çağrısında bulundu.
Av. Yunus Emre Öztürk’ün açıklaması şöyle:
“Karacabey’de henüz 18 yaşındaki Gökçe A.’nın vahşice katledilmesi, hepimizin vicdanında derin bir yara açtı. Hayatının baharında, geleceğe dair sayısız hayali bulunan genç bir kızın yaşamı acımasızca sona erdirildi. Bir anne evladını, bir aile kızını, ülkemiz ise gencecik bir insanını kaybetti.
Ancak ülkemizde yaşanan kadın cinayetlerinin ardından artık alıştığımız bir manzara var. Önce büyük bir öfke, ardından taziye mesajları, sosyal medyada paylaşılan birkaç fotoğraf, yapılan açıklamalar ve nihayet derin bir sessizlik…
Sonra bir başka kadın öldürülüyor. Aynı cümleler yeniden kuruluyor. Aynı acılar yeniden yaşanıyor.
Soruyorum: Daha kaç kadın öldürülecek? Daha kaç anne evladını toprağa verecek? Daha kaç genç kızın geleceği elinden alınacak?
Kadın cinayetlerini her defasında münferit bir olay gibi değerlendirmekten vazgeçmek zorundayız. Ortada yıllardır devam eden, yüzlerce kadının yaşamına mal olan ve çözümü sürekli ertelenen ağır bir toplumsal sorun bulunmaktadır.
Rakamlar ortada, peki sorumlular nerede?
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2025 yılında Türkiye’de en az 294 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 297 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Aynı yıl 23 kadın, haklarında koruma kararı bulunmasına rağmen hayatını kaybetti.
2026 yılının yalnızca eylül ayında 28 kadın öldürüldü, 19 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu.
Bu rakamları okurken üzerinde biraz düşünelim.
Bir yılda yüzlerce kadın öldürülüyor. Yüzlercesinin ölümü şüpheli kalıyor. Koruma kararı bulunan kadınlar dahi hayatta kalamıyor.
Peki, daha ne olması gerekiyor?
Her cinayetten sonra adaletin yerini bulacağı söyleniyor. Faillerin en ağır şekilde cezalandırılacağı açıklanıyor. Kadına yönelik şiddetle mücadelede kararlı olunduğu ifade ediliyor.
Ancak kadınlar öldürülmeye devam ediyor.
Artık kamuoyunun soyut açıklamalardan ziyade somut sonuçları görmeye hakkı vardır. Koruma mekanizmalarının neden bazı kadınların hayatını kurtaramadığı açıklanmalı, uygulamadaki eksiklikler tespit edilmeli ve ihmali bulunan kamu görevlileri hakkında gerektiğinde hukuki sorumluluk işletilmelidir.
Yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği, her olayda ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Bir hukukçu olarak açıkça ifade etmek isterim ki Türk hukukunda kadına karşı kasten öldürme suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 82. maddesinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren nitelikli haller arasında düzenlenmiştir. 6284 sayılı Kanun kapsamında şiddete maruz kalan veya şiddet tehlikesi altında bulunan kadınlara yönelik koruyucu ve önleyici tedbirler öngörülmüştür. Israrlı takip, tehdit, yaralama ve diğer şiddet fiilleri bakımından da ceza hukukumuzda çeşitli yaptırımlar bulunmaktadır.
Görüldüğü üzere mevzuatımızda kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin önemli düzenlemeler mevcuttur. Ancak asıl mesele, bu kanunların ne ölçüde etkin uygulandığıdır.
Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Her şey kanun yapmaktan ibaret değildir. Aksine her şey o kanunları uygulamak ve uygulatmaktan ibarettir.” sözü, bugün yaşadığımız sorunları adeta özetlemektedir.
Kadın cinayetleri devam ederken koruma tedbirlerinin etkinliği, şiddet ihbarlarına verilen karşılık ve suç işlenmeden önceki müdahale mekanizmaları ciddi biçimde sorgulanmalıdır. Koruma kararlarının gerektiği gibi denetlenmediği, şiddet tehdidinin yeterince değerlendirilmediği ve kamu görevlilerinin ihmallerinin karşılıksız kaldığı durumlarda vatandaşların devlete ve adalete olan güveni kaçınılmaz olarak sarsılmaktadır.
Kanunları çıkarmakla övünenler, o kanunların neden her zaman kadınların hayatını koruyamadığının da hesabını vermelidir. Kadınların yaşam hakkının korunması konusunda daha fazla vaat duymak yerine, mevcut kanunların kararlılıkla uygulanmasını ve sorumluluğu bulunanların hesap vermesini istiyoruz.
Tehdit edilen bir kadının şikayeti yeterince araştırılmıyorsa, hakkında uzaklaştırma kararı verilen kişi bu kararı ihlal edebiliyorsa, tehlike altındaki bir kadın kendisini koruyacak kurumlara zamanında ulaşamıyorsa ortada sorgulanması gereken ağır bir kamu yönetimi sorunu vardır.
Bir kadının korunabilmesi için mutlaka ağır yaralanması mı gerekiyor? Devletin harekete geçmesi için mutlaka bir cinayetin işlenmesi mi bekleniyor?
Şiddet geçmişi bulunan, tehditlerini sürdüren veya koruma kararlarını ihlal eden kişiler bakımından risk değerlendirmeleri titizlikle yapılmalı; gerektiğinde elektronik izleme dahil kanuni tedbirler derhal uygulanmalıdır.
Yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması, delillerin eksiksiz toplanması, cezaların kanuna uygun ve tutarlı biçimde uygulanması sağlanmalıdır.
Özellikle infaz sisteminin mağdurların güvenliğine etkisi değerlendirilmeli; yüksek riskli şiddet faillerinin tahliye sonrasındaki durumlarına ilişkin hukuka uygun koruma ve gözetim mekanizmaları güçlendirilmelidir.
Kadınların yaşam hakkı söz konusu olduğunda kurumlar arasındaki iletişimsizlik, bürokratik gecikme ve görev ihmali kabul edilemez.
Toplumsal çürümenin üzerini örtemeyiz. Kadına yönelik şiddeti yalnızca ceza kanunları üzerinden tartışmak yeterli değildir. Toplum olarak şiddeti nasıl bu kadar sıradanlaştırdığımızı da sorgulamak zorundayız.
Küçücük çocukların şiddet görüntüleriyle büyüdüğü, televizyon ekranlarında ve sosyal medya platformlarında mafyatik yaşam tarzının özendirildiği, silahın ve kaba kuvvetin bir güç ve saygınlık göstergesi olarak sunulduğu bir ortamda yaşıyoruz. Özellikle bazı televizyon dizilerinde suç örgütü liderlerinin kahramanlaştırılması, kadınların erkeklerin hakimiyeti altında, kendi iradesi ve kişiliği olmayan, adeta sahip olunabilecek bir mal gibi gösterilmesi son derece tehlikelidir. Sokaklarda, bu dizilerdeki mafya karakterlerinin saç kesimlerini, giyim tarzlarını, konuşmalarını ve kabadayı tavırlarını taklit eden çocuklarla ve gençlerle karşılaşıyoruz. Henüz hayatın başındaki çocukların bilim insanlarını, sanatçıları veya başarılı meslek sahiplerini örnek almak yerine, ellerinde silahla dolaşan kurmaca suç örgütü liderlerine özenmesi, üzerinde ciddi biçimde düşünmemiz gereken bir toplumsal sorundur. Kadını aşağılayan, şiddeti meşrulaştıran, kıskançlığı ve baskıyı sevginin göstergesi olarak sunan yapımların toplum üzerindeki etkileri ciddiyetle ele alınmalıdır. Ekranlarda şiddeti yücelten, kadını değersizleştiren bir anlayışın yaygınlaşmasına göz yumarken toplumda şiddetin azalmasını beklemek ne kadar gerçekçidir?
Şiddetin hiçbir bahanesi olamaz. Kadınları aşağılayan söylemleri, baskıcı davranışları ve şiddeti mazur gören toplumsal kabulleri açıkça reddetmek zorundayız.
Bu nedenle ailede başlayan eğitim, okullarda sistemli biçimde sürdürülmelidir. Çocuklara insan yaşamının değeri, kadın ve erkeklerin eşit insan onuruna sahip olduğu, başkalarının haklarına saygı gösterilmesi gerektiği ve şiddetin kabul edilemezliği öğretilmelidir.
Öfke kontrolü, empati, sağlıklı iletişim ve çatışma çözümü konularında eğitim programları hazırlanmalıdır. Öğretmenler, aileler ve rehberlik servisleri riskli davranışları erken tespit edebilmek için desteklenmelidir.
Toplumun her kesiminde şiddete karşı ortak bir bilinç oluşturulmadıkça, yalnızca cezaları ağırlaştırarak beklenen sonuca ulaşılması mümkün olmayacaktır.
Zafer Partisi olarak kadınlara yönelik her türlü ayrımcılıkla mücadele edilmesini, kadına karşı şiddetin, cinsel tacizin ve istismarın önlenmesini ve ortadan kaldırılmasına yönelik etkili politikaların hayata geçirilmesini benimsiyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda, Zafer Partisi Karacabey İlçe Başkanlığı Hukuk İşleri Başkanı olarak, kadınların yaşam hakkını koruyacak mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğini özellikle vurguluyorum. Devletin temel görevlerinden biri vatandaşlarının can güvenliğini sağlamaktır. Kadına yönelik şiddetle mücadelede emniyet, yargı, eğitim, sosyal hizmetler ve sağlık kurumları arasında etkin bir iş birliği kurulmalıdır.
Kadınların şiddet ortamından uzaklaşabilmelerini sağlayacak barınma, istihdam, psikolojik destek ve ücretsiz hukuki yardım imkanları geliştirilmelidir. Şiddet mağdurlarının başvurularını etkisiz bırakan idari aksaklıklar giderilmeli, ihmali tespit edilen kamu görevlilerinin sorumluluğuna gidilmelidir. Kadın cinayetleri konusunda siyasi partilerin birbirleriyle tartışarak zaman kaybetmesi yerine uygulanabilir çözümler üzerinde çalışması gerekmektedir. Kadınların yaşam hakkının korunması, bütün siyasi görüşlerin üzerinde tutulması gereken ortak bir sorumluluktur.
Gökçe’nin ardından geriye ne kalacak?
Gökçe henüz 18 yaşındaydı. Daha yaşayacağı yıllar, gerçekleştireceği hayaller, sevinçleri, başarıları ve umutları vardı. Bugün asıl konuşmamız gereken, genç bir kadının yaşamının böylesine korkunç bir şiddet eylemiyle sona erdirilmiş olmasıdır.
Gökçe’nin ölümü karşısında duyduğumuz öfke birkaç gün sonra kaybolmamalıdır.
Karacabey’de yaşanan bu olay, kadınların can güvenliği konusunda yerel yönetimlerden kamu kurumlarına, eğitimcilerden ailelere ve siyasetçilere kadar herkesin sorumluluğunu yeniden gündeme getirmelidir.
Hiç kimse kendisini bu sorumluluğun dışında göremez. Her kadın cinayetinin ardından aynı vaatleri dinlemekten yorulduk. Artık kadınların ölmediği bir Türkiye görmek istiyoruz. Bu cinayete ilişkin yargı sürecinin titizlikle yürütülmesini, maddi gerçeğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılmasını ve sorumluların adil yargılama sonucunda kanunun öngördüğü yaptırımlarla karşılaşmasını bekliyoruz.
Gökçeye Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum. Bugün Karacabey’de bir anne evladının yasını tutuyor. Ve o annenin acısı, hepimize ağır bir sorumluluk yüklüyor.
Gökçe’yi unutmayacağız. Kadın cinayetlerini kanıksamayacağız. Bu ülkenin kadınlarının korkmadan yaşayabilmesi için hesap sormaya, hukuk içinde mücadele etmeye ve somut çözümler talep etmeye devam edeceğiz.”
-
Bursa Bölge7 yıl agoKaracabey’de cinayet: 1 ölü
-
Genel3 yıl agoKARACABEYLİ DUAYEN SANATÇI SEVENLERİNİ ÜZDÜ
-
Bursa Bölge7 yıl agoRABBİMİZ BİZDEN NELER İSTİYOR
-
Genel2 yıl agoKARACABEY BELEDİYESİ’NDE GÖREV DEĞİŞİKLİKLERİ
-
Güncel2 yıl agoİYİ VE KÖTÜ AHLAK
-
Güncel7 yıl agoARAPÇA’DA “VAV” HARFİ
-
Güncel4 yıl agoHAKİM VE SAVCILARA ANLAMLI VEDA
-
Ekonomi3 yıl agoKAZI KAZAN’DAN 1 MİLYON TL KAZANDI



Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49
You must be logged in to post a comment Login