Yazarlar

İŞLETME YÖNETİCİLERİ DİKKAT!

FİNANSAL SAĞLIK KARNESİ: ŞİRKETİN GERÇEKTEN GÜÇLÜ OLDUĞUNU NASIL ANLARIZ?

Bir işletmenin satışları artabilir, kârı yükselebilir, varlıkları büyüyebilir. İlk bakışta bütün göstergeler olumlu bir şekilde görünebilir. Peki, bu işletme gerçekten güçlü müdür? Borçlarını rahatlıkla ödeyebiliyor mudur? Kârını nakde dönüştürebiliyor mudur? Büyürken finansal risklerini kontrol altında tutabiliyor mudur?

İşte bu soruların cevabı, tek bir mali tabloya veya tek bir finansal orana bakılarak verilemez.

Serimiz boyunca bilançonun aktif ve pasif tarafını, gelir tablosunu, nakit akışını, işletme sermayesini, likiditeyi, faaliyet verimliliğini, borçluluğu, kârlılığı, finansal riski ve büyümeyi ayrı ayrı ele aldık. Her bir başlık, işletmenin finansal yapısına farklı bir pencereden bakmamıza olanak sağladı.

Ancak şimdi bütün bu pencerelerden gördüklerimizi bir araya getirme zamanı. Çünkü bir işletmenin gerçek finansal gücü, yalnızca ne kadar kazandığıyla değil; kazancını nasıl elde ettiğiyle, kaynaklarını nasıl kullandığıyla, borçlarını nasıl yönettiğiyle ve gelecekte karşılaşabileceği zorluklara ne kadar hazırlıklı olduğuyla da ilgilidir.

Öyleyse gelin, işletmenin finansal sağlık karnesini birlikte okuyalım.

I-) İlk bakışta güçlü görünen her işletme gerçekten güçlü müdür?

Bir işletmenin toplam varlıklarının 200 milyon TL, yıllık satışlarının 250 milyon TL ve dönem net kârının 25 milyon TL olduğunu düşünelim. İlk bakışta oldukça olumlu bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu düşünebiliriz. İşletme satış yapıyor, kâr elde ediyor ve önemli bir varlık büyüklüğüne sahip.

Ancak değerlendirmeyi burada bırakırsak bazı önemli soruları cevapsız bırakmış olabiliriz.

Bu işletmenin ne kadar borcu var? Satışlarından doğan alacaklarını zamanında tahsil edebiliyor mu? Depolarındaki stoklar ne kadar sürede satılıyor? Elde ettiği kâr, faaliyetlerinden nakit üretmesini sağlıyor mu? Önümüzdeki dönemde vadesi gelecek borçlarını karşılayabilecek durumda mı? Belki işletmenin 25 milyon TL kârı vardır; ancak müşterilerinden tahsil edemediği alacaklar nedeniyle nakit sıkıntısı yaşıyor olabilir. Belki satışları hızla artmıştır; fakat bu büyümeyi finanse etmek için yoğun biçimde borçlanmıştır. Dolayısıyla finansal sağlık karnesi hazırlanırken yalnızca olumlu görünen rakamları sıralamak yeterli değildir. Bu rakamların arkasındaki ilişkiyi anlamak gerekir.

Finansal güç, tek bir göstergenin iyi görünmesi değil; göstergelerin birbiriyle uyumlu bir yapı ortaya koymasıdır.

II-) Likidite: İşletme vadesi gelen borçlarını ödeyebilir mi?

Finansal sağlığın ilk kontrol noktalarından biri likidite olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir işletmenin kâr etmesi, vadesi gelen borçlarını mutlaka ödeyebileceği anlamına gelmez. Çünkü borçların ödenmesinde yalnızca kâr tutarı değil, nakdin ne zaman elde edildiği de önemlidir.

Örneğin işletmenin kısa vadeli borçları 50 milyon TL, dönen varlıkları ise 100 milyon TL olsun. Bu durumda cari oran 2 olarak hesaplanır. İlk bakışta olumlu görünen bu oran, işletmenin her koşulda rahat olduğu anlamına gelmeyebilir. Dönen varlıkların önemli bir kısmı tahsilatı geciken alacaklardan veya uzun süre depoda bekleyen stoklardan oluşuyorsa, işletme beklenen ödeme gücüne fiilen sahip olmayabilir.

Bu nedenle yöneticinin yalnızca cari orana değil; nakit ve nakit benzerlerine, alacakların tahsilat süresine, stokların dönüş hızına ve borçların vade dağılımına da bakması gerekebilir.

Ayrıca likidite oranları değerlendirilirken sektör özellikleri, işletmenin faaliyet döngüsü ve geçmiş dönem performansı dikkate alınmalıdır.

Asıl soru şudur: İşletmenin bilançosunda görünen kaynaklar, ihtiyaç duyulan zamanda ödeme gücüne dönüşebiliyor mu?

III-) Kârlılık: Şirket kazanıyor mu, kaynaklarını verimli mi kullanıyor?

Bir işletmenin finansal sağlığını değerlendirirken kârlılık elbette vazgeçilmezdir. Ancak yalnızca net kâr tutarına bakmak, işletmenin performansını anlamak için yeterli olmayabilir. Örneğin iki işletmenin de 20 milyon TL net kâr elde ettiğini düşünelim. Birinci işletme 100 milyon TL satış yaparken ikinci işletme 400 milyon TL satış yaptığını düşünelim. Her iki işletmenin kâr tutarı aynı olsa da satışlarına göre kârlılıkları farklıdır. Birinci işletmenin net kâr marjı yüzde 20, ikinci işletmenin ise yüzde 5’tir.

Bu fark, işletmelerin satışlarından ne ölçüde kâr ürettiğine ilişkin önemli bir bilgi verebilir. Ancak tek başına hangi işletmenin daha sağlıklı olduğunu kesin olarak göstermeyebilir. Faaliyet gösterilen sektör, kullanılan sermaye, borçluluk, risk düzeyi ve kârın sürdürülebilirliği de değerlendirmeye katılmalıdır. Benzer şekilde aktif kârlılığı ve özkaynak kârlılığı da işletmenin kaynaklarını ne ölçüde verimli kullandığına ilişkin bilgiler sunar.

Burada önemli bir ayrıntı vardır: Yüksek özkaynak kârlılığı her zaman güçlü bir finansal yapının göstergesi değildir. İşletme yoğun borç kullanarak özkaynak kârlılığını yükseltmiş olabilir. Bu durumda getirinin yanında riskin de arttığı unutulmamalıdır.

IV-) Borçluluk: İşletmenin taşıyabileceğinden fazla yükü var mı?

Borçlanma, işletmelerin büyümesini ve yatırımlarını finanse etmesini sağlayan önemli araçlardan birisidir. Ancak borcun miktarı kadar maliyeti, vadesi ve hangi amaçla kullanıldığı da önemlidir. Bir işletmenin 100 milyon TL borcu olduğunu varsayalım. Bu borç uzun vadeli, maliyeti öngörülebilir ve işletmenin gelir üretme kapasitesiyle uyumlu olabilir. Başka bir işletmenin aynı tutardaki borcunun ise önemli bir bölümü kısa vadeli olabilir ve yüksek finansman gideri doğurabilir.

Rakam aynı olsa da finansal risk aynı olmayabilir.

Dolayısıyla finansal sağlık karnesinde şu soru mutlaka yer almalıdır: İşletme borçlarını yalnızca bugün taşıyabiliyor mu, yoksa gelecekte de geri ödeyebilecek bir yapıya sahip mi?

V-) Nakit akışı: Kâr gerçekten paraya dönüşüyor mu?

Bir işletmenin finansal sağlığını ortaya koyan en önemli göstergelerden biri de nakit üretme kapasitesidir.

Gelir tablosunda kâr görülmesi ile işletmenin faaliyetlerinden yeterli nakit elde etmesi aynı şey değildir. Satışların önemli bir kısmı vadeli yapılmışsa veya stoklara ciddi miktarda kaynak bağlanmışsa, kârlılık artarken nakit ihtiyacı da büyüyebilir.

Örneğin işletme 20 milyon TL net kâr elde etmiş olsun. Buna rağmen ticari alacakları 30 milyon TL artmış ve stoklarına önemli miktarda kaynak bağlanmışsa, faaliyetlerden elde edilen nakit beklenenden düşük kalabilir. Bu durum tek başına işletmenin başarısız olduğu anlamına gelmez. Büyüme dönemlerinde işletme sermayesi ihtiyacı artabilir. Ancak bu ihtiyacın nasıl karşılandığı ve ne kadar sürdürülebilir olduğu mutlaka incelenmelidir. İşletmenin faaliyetlerinden nakit üretmesi, yatırımlarını hangi kaynaklarla finanse ettiği ve borç geri ödemelerini nasıl gerçekleştirdiği birlikte değerlendirilmelidir.

Çünkü işletmeler yalnızca kâr ederek değil, faaliyetlerini sürdürebilecek nakit akışını sağlayarak da ayakta kalır.

VI-) Finansal sağlık karnesi hazırlanırken hangi sorular sorulmalı?

İşletmenin finansal durumunu bütüncül biçimde değerlendirmek isteyen yöneticiler, rakamların yanında şu sorulara da cevap aramalıdır:

  • Likidite: Vadesi gelen yükümlülüklerimizi zamanında karşılayabiliyor muyuz?
  • Kârlılık: Satışlarımızdan ve kullandığımız kaynaklardan yeterli kazanç elde edebiliyor muyuz?
  • Nakit akışı: Faaliyetlerimiz sürdürülebilir nakit yaratıyor mu?
  • Borçluluk: Borçlarımızın maliyeti, vadesi ve geri ödeme kapasitemiz birbiriyle uyumlu mu?
  • Faaliyet verimliliği: Alacaklarımızı, stoklarımızı ve varlıklarımızı ne kadar verimli kullanıyoruz?
  • Büyüme: Büyümemiz finansal yapımızı güçlendiriyor mu, yoksa finansman ihtiyacımızı mı artırıyor?
  • Finansal risk: Faiz, kur, maliyet veya tahsilat koşulları değiştiğinde işletmemiz ne ölçüde etkilenir?

VII-) Üç mali tablo, tek finansal sağlık karnesi

Serimizin önceki yazılarında sık sık vurguladığımız gibi bilanço, gelir tablosu ve nakit akış tablosu birbirinden bağımsız değerlendirilmemelidir.

Bilanço, işletmenin varlıklarını ve bu varlıkların hangi kaynaklarla finanse edildiğini gösterir. Gelir tablosu, belirli bir dönemde elde edilen satışları, maliyetleri ve kârı ortaya koyar. Nakit akış tablosu ise nakdin hangi faaliyetlerden elde edildiğini, nerelerde kullanıldığını ve finansman ihtiyacının nasıl karşılandığını anlamamıza yardımcı olur. Örneğin bilançosu güçlü görünen, gelir tablosunda kâr açıklayan ancak faaliyetlerinden yeterli nakit üretemeyen bir işletmede daha ayrıntılı inceleme gerekebilir.

Son söz

Bir işletmenin finansal sağlığını anlamak için yalnızca bilançosuna, yalnızca kârına veya yalnızca nakit durumuna bakmak yeterli değildir. Asıl mesele; bütün bu göstergelerin birlikte ne anlattığını anlayabilmektir. Çünkü yüksek satış, yüksek kâr anlamına gelmeyebilir. Yüksek kâr, güçlü nakit akışı anlamına gelmeyebilir. Yüksek varlık büyüklüğü, verimli kaynak kullanımı anlamına gelmeyebilir. Borçlanma da tek başına finansal zayıflık göstergesi değildir.

Unutmayalım: Finansal güç, yalnızca bugün iyi görünmek değil; yarın karşılaşılabilecek zorluklara karşı da hazırlıklı olmaktır. Böylece serimizde mali tabloların temel unsurlarını, finansal oranları ve işletmelerin karşılaşabileceği riskleri adım adım ele almış olduk. Artık bütün bu bilgileri tek bir çerçevede bir araya getirmenin zamanı geldi. Bir sonraki ve son yazımızda, serimiz boyunca sorduğumuz sorulara yeniden dönecek; varlıklardan borçlara, kârlılıktan nakit akışına, büyümeden finansal dayanıklılığa kadar bütün başlıkları bir arada değerlendireceğiz.

Çünkü artık son soruyu sorma zamanı: Bir işletmenin gerçek finansal fotoğrafını nasıl çekeriz?

19. VE SERİMİZİN SON YAZISI: ŞİRKETİN GERÇEK FİNANSAL FOTOĞRAFI

Bu çalışma genel finansal okuryazarlık ve mali tablo analizi amacıyla hazırlanmış olup, herhangi bir şirket, menkul kıymet veya yatırım aracı hakkında yatırım tavsiyesi ya da kişiye özel finansal yönlendirme niteliği taşımaz.


Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Yanıtı iptal et

Trending

Exit mobile version