Yazarlar
İŞLETME YÖNETİCİLERİ DİKKAT!

LİKİDİTE: “ŞİRKET YARIN BORCUNU ÖDEYEBİLİR Mİ?”
Bir işletmenin kâr elde ettiğini görmek önemlidir. Ancak şirketin kâr elde ediyor olması, her zaman kasasında yeterli para bulunduğu anlamına gelmez. Satışlar artabilir, kâr oluşabilir, hatta bilanço güçlü görünebilir. Buna rağmen vadesi gelen bir borcun ödenmesinde sorun yaşanabilir.
Peki nasıl? Çünkü işletmeler sadece kâr elde ederek değil, nakit akışını doğru yöneterek de ayakta kalabilir.
Serimizin önceki yazısında kârın kalitesini ele alırken, kârın tek başına yeterli olmadığını ve bu kârın nakde dönüşüp dönüşmediğinin de incelenmesi gerektiğini vurgulamıştık. Şimdi ise soruyu biraz daha somutlaştıralım: “Şirketin yarın ödemesi gereken borcu varsa, bunu karşılayabilecek gücü var mı?”
İşte bu sorunun cevabını ararken karşımıza finansal analizde önemli bir kavram çıkıyor: Likidite.
I-) Kâr var, peki vadesi gelen borç?
Bir şirketin bilançosunda yüksek tutarda varlık bulunabilir. Ancak bu varlıkların tamamı aynı hızda nakde dönüşmez. Kasadaki para bugün kullanılabilir. Bankadaki mevduat kısa sürede nakde çevrilebilir. Ticari alacakların tahsili için ise belirli bir süre beklemek gerekebilir. Stokların ise önce satılması, ardından bedelinin tahsil edilmesi gerekebilir. Duran varlıkların nakde çevrilmesi ise çok daha uzun sürebilir.
Dolayısıyla bir işletmenin ne kadar varlığa sahip olduğundan önce, bu varlıkların ne kadarının ve ne kadar sürede nakde dönüşebileceği önem kazanır.
Örneğin bir şirketin 100 milyon TL değerinde stokunun bulunması ilk bakışta güçlü bir görüntü oluşturabilir. Ancak aynı şirketin yarın ödemesi gereken 30 milyon TL borcu varsa, bu 100 milyon TL’lik stokun varlığı, tek başına 30 milyon TL’lik borcun yarın ödenebileceği anlamına gelmeyebilir.
Çünkü stok henüz satılmamış olabilir. Satıldığında da bedeli hemen tahsil edilmeyebilir.
İşte likidite analizinin temelinde bu düşünce vardır: “Şirketin elindeki kaynaklar, vadesi gelen kısa vadeli borçlarını zamanında karşılayabiliyor mu?”
II-) Likidite neyi ölçer?
Likidite, en basit ifadeyle işletmenin kısa vadeli yükümlülüklerini zamanında karşılayabilme gücünü ifade eder. Burada özellikle “zamanında” kelimesine dikkat etmek gerekir.
Çünkü bir şirketin toplam varlıkları, toplam borçlarından fazla olabilir. Ancak borçların vadesi geldiğinde işletmenin elinde yeterli nakit bulunmuyorsa, şirket yine de ödeme güçlüğü yaşayabilir. Bu nedenle likidite analizinde bilançonun özellikle dönen varlıklar ve kısa vadeli yabancı kaynaklar tarafına bakılır.
Dönen varlıklar içerisinde;
- Nakit ve nakit benzerleri,
- Ticari alacaklar,
- Stoklar,
- Diğer kısa vadede paraya dönüşebilecek varlıklar, yer alır.
Karşı tarafta ise kısa vadede ödenmesi gereken borçlar bulunur. Ancak burada önemli bir ayrıntı vardır:
Dönen varlıkların tamamı aynı derecede likit değildir.
100 TL nakit ile 100 TL stok bilançoda aynı tutarda görünebilir. Fakat ödeme günü geldiğinde bu iki varlığın işletmeye sağlayacağı hareket alanı aynı değildir. Bu nedenle likidite analizinde yalnızca toplam dönen varlıklara değil, bu varlıkların niteliğine de bakmak gerekir.
III-) Cari oran: İlk bakışta ne söylüyor?
Likidite analizinde en çok kullanılan göstergelerden biri cari orandır. Cari oran, işletmenin dönen varlıklarının kısa vadeli yabancı kaynaklarına oranlanmasıyla hesaplanır.
Cari oran = Dönen varlıklar / Kısa vadeli yabancı kaynaklar
Örneğin bir işletmenin 200 milyon TL dönen varlığı ve 100 milyon TL kısa vadeli borcu bulunduğunu düşünelim. Bu durumda cari oran 2 olarak hesaplanır.
İlk bakışta bu sonuç, şirketin kısa vadeli borçlarına karşılık daha yüksek tutarda dönen varlığa sahip olduğunu gösterir. Ancak burada durup ‘Şirketin likiditesi kesinlikle güçlüdür.’ demek doğru olmaz. Çünkü 200 milyon TL’lik dönen varlığın içinde ne kadar nakit var? Ne kadarı tahsil edilmemiş ticari alacaklardan oluşuyor? Ne kadarı stoklarda bekliyor? Alacakların tahsilinde gecikme var mı? Stokların satış hızı nasıl? İşte oranların arkasındaki hikâye burada başlar.
Cari oran, yöneticinin önüne ilk fotoğrafı koyar. Ancak fotoğrafın tamamını göstermez.
IV-) Likidite oranı: Stokları çıkardığımızda ne oluyor?
Cari oranın içerisinde stoklar da bulunmaktadır. Ancak stokların nakde dönüşebilmesi için önce satılması gerekir. Bu nedenle stokların dışarıda bırakıldığı daha ihtiyatlı göstergelerden biri de likidite oranıdır.
Likidite oranı = (Dönen varlıklar – stoklar) / Kısa vadeli yabancı kaynaklar
Bu oran, işletmenin stoklarını dikkate almadan kısa vadeli borçlarını karşılayabilecek dönen varlıklarının durumuna ilişkin fikir verir. Örneğin bir şirketin dönen varlıkları 200 milyon TL, bunun 80 milyon TL’si stok ve kısa vadeli borçları 100 milyon TL olsun. Cari oran 2 iken, stoklar çıkarıldığında likidite oranı: (200 – 80) / 100 = 1,20 olacaktır.
İki oran arasındaki fark bize önemli bir şey söyler: Şirketin kısa vadeli ödeme gücünde stokların önemli bir ağırlığı bulunmaktadır.
Bu her zaman olumsuz bir durum değildir. Üretim ve ticaret şirketlerinde stok bulunması faaliyetlerin doğal bir parçasıdır. Ancak stokların ne kadar hızlı satıldığı, satışların hangi koşullarda gerçekleştiği ve satış bedellerinin ne zaman tahsil edildiği ayrıca değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla likidite oranı da tek başına bir sonuç değil, daha derin bir incelemenin başlangıç noktasıdır.
V-) Nakit oranı: En sert test
Likidite analizinde daha da temkinli bir bakış açısıyla nakit oranına bakılabilir. Nakit oranı, işletmenin en likit varlıklarının kısa vadeli borçlara oranını gösterir.
Nakit oranı = (Hazır değerler + menkul kıymetler) / Kısa vadeli yabancı kaynaklar
Burada artık ticari alacaklar ve stoklar da devre dışı bırakılır. Başka bir ifadeyle soru daha da sertleşir:
“Şirketin elinde şu anda bulunan nakit ve nakde yakın varlıklar, kısa vadeli borçların ne kadarını karşılayabiliyor?”
Bu oran özellikle işletmenin çok kısa vadeli ödeme gücüne ilişkin fikir verebilir. Ancak nakit oranının düşük olması da tek başına şirketin ödeme güçlüğü yaşayacağı anlamına gelmez. Çünkü şirketin düzenli olarak tahsil ettiği ticari alacakları olabilir. Faaliyetlerinden sürekli nakit girişi sağlayabilir.
Kısa vadeli borçlarının vade yapısı uygun olabilir. Dolayısıyla yine aynı noktaya geliyoruz: Tek bir oran, şirketin bütün finansal hikâyesini anlatmaz.
VI-) Oran iyi görünüyor, peki gerçekten öyle mi?
İşte likidite analizinin en önemli noktalarından biri burasıdır. Bir şirketin cari oranı yüksek olabilir. Ancak ticari alacaklarının önemli bir bölümü uzun süredir tahsil edilemiyorsa, bu varlıkların bilançoda bulunması şirketin günlük ödeme gücünü aynı ölçüde artırmayabilir. Benzer şekilde stoklar yüksek olabilir.
Ancak stokların satış hızı düşükse veya stokların önemli bir bölümü uzun süre işletmede bekliyorsa, bilanço üzerindeki tutar ile gerçek likidite arasında fark oluşabilir. Aynı şekilde kısa vadeli borçların ne zaman ödeneceği de önemlidir. Çünkü 100 milyon TL’lik bir borcun tamamının bir yıl içinde ödenmesi ile aynı borcun önemli bir kısmının birkaç ay içinde vadesinin gelmesi aynı finansal baskıyı yaratmayabilir.
Bu nedenle yöneticinin yalnızca oranlara değil;
- Alacakların tahsil süresine,
- Stokların işletmede kalma süresine,
- Ticari borçların ödeme vadesine,
- Faaliyetlerden yaratılan nakde
- Kısa vadeli borçların vade dağılımına birlikte bakması gerekir.
Çünkü likidite, yalnızca bilançodaki rakamların büyüklüğüyle değil, paranın ne zaman işletmeye girdiği ve ne zaman işletmeden çıktığıyla da ilgilidir.
Son söz
Bir şirketin kâr etmesi önemlidir. Ancak kâr eden bir şirketin, vadesi gelen borçlarını zamanında ödeyebilmesi de en az kârlılık kadar önemlidir. Çünkü işletmeler yalnızca gelir elde ederek değil, nakit döngüsünü yöneterek faaliyetlerini sürdürebilir.
Likidite analizinin amacı da aslında oldukça basit bir soruya cevap aramaktır:
“Şirketin yarın ödemesi gereken borcu varsa, bunu karşılayabilecek gücü var mı?”
Bu sorunun cevabını bulmak için cari orana, likidite oranına veya nakit oranına bakılabilir. Ancak asıl değerlendirme bu oranların arkasındaki rakamları anlamakla başlar.
- Alacak ne kadar hızlı tahsil ediliyor?
- Stok ne kadar sürede nakde dönüşüyor?
- Borçların vadesi ne zaman geliyor?
- Faaliyetlerden yeterli nakit üretilebiliyor mu?
Ve belki de en önemlisi:
Şirketin finansal yapısı, günlük faaliyetlerini sürdürebilecek kadar likit mi?
Çünkü güçlü görünen bir bilanço, eğer zamanında nakde dönüşemiyorsa işletmeye ihtiyaç duyduğu anda yeterli hareket alanını sağlayamayabilir. Bu nedenle bir şirketi değerlendirirken artık yalnızca “Ne kadar kâr ediyor?” diye değil, “Vadesi geldiğinde borcunu nasıl ödeyecek?” diye de sormak gerekir.
Serimizin bir sonraki yazısında bu kez şirketin elindeki kaynakların ne kadar verimli kullanıldığına bakacağız.
Çünkü bir işletmenin kaynaklara sahip olması başka, o kaynakları doğru kullanarak yeterli ekonomik değer yaratabilmesi bambaşka bir meseledir.
Ve burada karşımıza yeni bir başlık çıkıyor:
Faaliyet verimliliği.
Bu çalışma genel finansal okuryazarlık ve mali tablo analizi amacıyla hazırlanmış olup, herhangi bir şirket, menkul kıymet veya yatırım aracı hakkında yatırım tavsiyesi ya da kişiye özel finansal yönlendirme niteliği taşımaz.
Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49
You must be logged in to post a comment Login