Yazarlar
İŞLETME YÖNETİCİLERİ DİKKAT!

KÂRLILIĞIN KALİTESİ: “KÂR VAR, PEKİ BU KÂR NE KADAR GERÇEK?”
Bir işletmenin gelir tablosunun sonunda kâr görmek, ilk bakışta göze hoş gelen bir sonuçtur. Satışlar yapılmış, giderler karşılanmış ve dönem sonunda şirketin kârlı olduğu görülmüştür.
Peki gerçekten öyle mi? Daha doğrusu soruyu biraz değiştirelim:
Şirket ne kadar kâr ettiğinden önce, bu kârı nasıl elde etti?
Çünkü her kâr aynı nitelikte olmayabilir veya başka bir ifadeyle aynı şekilde değerlendirilmemelidir. Bazı kârlar işletmenin ana faaliyetlerinden doğar ve sürdürülebilir bir yapıya işaret eder. Bazıları ise tek seferlik satışlardan, varlık değerlemelerinden, kur farklarından veya olağan dışı gelişmelerden kaynaklanabilir.
İşte bu nedenle mali tablo analizinde yalnızca “kâr var mı?” sorusuna bakmak yeterli değildir. Asıl mesele, kârın kalitesini anlayabilmektir.
I-) Kârın kaynağı nedir?
Bir işletmenin kârını değerlendirirken ilk bakılması gereken noktalardan biri, bu kârın hangi faaliyetlerden oluştuğudur. Örneğin bir üretim işletmesinin esas faaliyetlerinden düzenli olarak kâr elde ettiğini düşünelim.
Şirket üretir, satar ve bu faaliyet sonucunda kâr elde edebilir. Bu, işletmenin temel ekonomik faaliyetlerinin kendi bünyesinde kâr yaratabildiğini gösteren önemli bir göstergedir.
Ancak aynı şirketin faaliyetlerinden zarar ederken, sahip olduğu bir taşınmazı satarak yüksek bir dönem kârı elde ettiğini düşünelim. Gelir tablosunun sonunda yine kâr görülebilir. Fakat iki durumun anlamı aynı değildir. İlk durumda şirketin faaliyet modeli kâr üretmektedir.
İkincisinde ise şirketin dönem sonucunu yükselten unsur, işletmenin olağan faaliyetinin dışındaki tek seferlik bir gelişme olabilir. Dolayısıyla finansal tabloyu okuyan yönetici için şu soru önem kazanır:
“Bu kâr, şirketin her yıl tekrar üretebileceği bir kâr mı?”
II-) Kaaliyet kârı mı, tek seferlik gelir mi?
Kârlılığın kalitesini anlamanın önemli yollarından biri, işletmenin ana faaliyetlerine bakmaktır. Bir şirketin satışları artıyor, brüt kârı yükseliyor ve faaliyet kârı düzenli şekilde oluşuyorsa, burada işletmenin temel faaliyetlerinin finansal sonuçlara katkısından söz etmek mümkündür.
Buna karşılık dönem kârındaki büyük artışın esas faaliyetlerden değil, tek seferlik gelirlerden kaynaklanması farklı değerlendirilmelidir. Örneğin; bir şirketin bir dönem 20 milyon TL kâr ettiğini düşünelim. Bu kârın 15 milyon TL’si şirketin ana faaliyetlerinden, 5 milyon TL’si ise tek seferlik bir varlık satışından kaynaklanıyorsa, sonraki yıl aynı kâr seviyesinin devam edeceğini varsaymak doğru olmayabilir. Çünkü satılan varlık bir kez satılmıştır.
Aynı gelir her yıl yeniden ortaya çıkmayacaktır. Bu nedenle mali tablo analizinde sadece kârın büyüklüğüne değil, kârın bileşimine de bakmak gerekir.
III-) Kâr artıyor, peki satışlar da aynı yönde mi?
Kârlılığın kalitesini değerlendirirken bir başka önemli konu da kâr ile satışların birlikte hareket edip etmediğidir. Satışların uzun süre aynı seviyede kaldığı ancak kârın olağan dışı şekilde yükseldiği bir işletmede, bu artışın nedenleri araştırılmalıdır. Tersi de mümkündür. Satışlar önemli ölçüde büyürken kâr marjları düşüyorsa, şirket daha fazla iş yapıyor olabilir ancak yaptığı işten elde ettiği kazanç aynı oranda artmıyor olabilir.
Örneğin: Bir şirketin satışları 100 milyon TL’den 150 milyon TL’ye yükselsin. İlk bakışta yüzde 50’lik bir büyüme oldukça güçlü görünebilir. Ancak satış maliyetleri ve faaliyet giderleri daha hızlı yükseliyorsa, şirketin elde ettiği kâr aynı ölçüde büyümeyebilir.
Bu nedenle: Ciro büyümesi ile kârlılık büyümesi aynı şey değildir.
Daha fazla satış yapmak her zaman daha kaliteli kâr üretmek anlamına gelmez. Önemli olan, işletmenin bu büyümenin arkasında ne kadar değer yaratabildiğidir.
IV-) Kâr var, peki nakit de var mı?
Serimizin önceki yazısında bu konuya özellikle değinmiştik. Bir şirket kâr edebilir ancak aynı dönemde nakit sıkıntısı yaşayabilir. Çünkü muhasebe kârı ile nakit akışı aynı kavram olarak değerlendirilmeyebilir. Vadeli satışlar, ticari alacakların artması, stokların büyümesi veya bazı muhasebe kayıtlarının nakit hareketi doğurmaması, kâr ile nakit arasındaki farkı büyütebilir. Bu nedenle kârlılığın kalitesini değerlendirirken gelir tablosunu tek başına bırakmamak gerekir.
Kârın nakde dönüşüp dönüşmediğine de bakılmalıdır.
Örneğin; şirketin kârı düzenli olarak artıyor ancak faaliyetlerden elde edilen nakit aynı ölçüde artmıyorsa, bu durum işletme sermayesi ihtiyacının yükseldiğine veya kârın nakde dönüşümünün zayıfladığına işaret ediyor olabilir. Burada önemli olan kârı kötülemek değil, kârın arkasındaki nakit hareketini anlamaktır. Çünkü işletmeler yalnızca muhasebe kayıtlarıyla değil, nakitle de yaşar.
V-) Kârın sürdürülebilirliği
Bir dönem yüksek kâr elde etmek ile yıllar boyunca istikrarlı şekilde kâr üretebilmek aynı şey değildir.
Finansal analiz açısından sürdürülebilirlik bu nedenle önemlidir. Bir şirketin kârı;
- Ana faaliyetlerinden mi geliyor?
- Satışlarla birlikte mi büyüyor?
- Faaliyet marjları korunabiliyor mu?
- Nakit doğurma gücüyle destekleniyor mu?
- Tek seferlik gelirlerden ne kadar etkileniyor?
- Finansman giderleri kârı ne kadar azaltıyor?
gibi sorularla birlikte değerlendirilmelidir. Buradaki amaç tek bir kaleme bakıp kesin bir sonuca ulaşmak değildir.
Mali tablolar bir bütün olarak okunmalıdır.
Çünkü bazen güçlü görünen bir kârın altında zayıflayan faaliyet marjları olabilir. Bazen yüksek faaliyet kârı, artan finansman giderleri nedeniyle net kâra dönüşmeyebilir. Bazen de net kâr oldukça yüksek görünürken işletmenin faaliyetlerinden yeterli nakit üretilemeyebilir. Dolayısıyla kârın kendisinden çok, kârın hikâyesi önemlidir.
VI-) Kârın kalitesini tek bir oran söylemez
Finansal analizde yöneticilerin yaptığı önemli hatalardan biri, tek bir göstergeye bakarak şirket hakkında kesin bir kanaate varmaktır. Oysa kârlılığın kalitesini tek başına bir oran açıklamaz.
Brüt kâr marjı, faaliyet kâr marjı, net kâr marjı, aktif kârlılığı veya özkaynak kârlılığı farklı sorulara cevap verir. Bunların her biri şirketin başka bir yönünü gösterir.
Örneğin; özkaynak kârlılığının yükselmesi olumlu bir görüntü oluşturabilir. Ancak bu artışın yüksek borçluluk nedeniyle oluşup oluşmadığı ayrıca incelenmelidir.
Benzer şekilde net kârın yükselmesi de tek başına yeterli değildir.
Kâr nereden geliyor, nasıl oluşuyor ve ne kadar sürdürülebilir?
Asıl analiz burada başlar.
Son söz
Bir işletmenin finansal tablolarında kâr görmek önemlidir.
Ancak finansal tablo okuma sanatı, kâr rakamını görmekle bitmez.
Tam tersine, asıl soru bundan sonra başlar:
“Bu kâr nereden geldi?”
- Şirketin ana faaliyetleri gerçekten güçlü mü?
- Kâr sürdürülebilir mi?
- Kâr nakde dönüşüyor mu?
- Şirket büyürken marjlarını koruyabiliyor mu?
Ve belki de en önemlisi:
Bugün elde edilen kâr, yarın da üretilebilecek bir ekonomik değerin sonucu mu?
Çünkü kaliteli kâr, yalnızca yüksek kâr değildir.
Kaliteli kâr; kaynağı anlaşılabilen, ana faaliyetlerle desteklenen, nakit yaratma gücüyle örtüşen ve sürdürülebilirliği sorgulanabilen kârdır.
Bir şirketi değerlendirirken yalnızca “Ne kadar kazandı?” diye sormak yerine, artık şu soruyu da sormanın zamanı gelmiştir:
“Kazandığı bu kârın ne kadarı gerçekten sağlıklı?”
Serimizin bir sonraki yazısında bu kez kârlılıktan biraz farklı bir soruya odaklanacağız:
Şirketin borçları geldiğinde ödeme gücü var mı?
Çünkü kâr etmek başka, vadesi gelen borcu zamanında ödeyebilmek bambaşka bir finansal meseledir.
Ve burada karşımıza bilançonun en kritik kavramlarından biri çıkıyor:
LİKİDİTE.
Bu çalışma genel finansal okuryazarlık ve mali tablo analizi amacıyla hazırlanmış olup, herhangi bir şirket, menkul kıymet veya yatırım aracı hakkında yatırım tavsiyesi ya da kişiye özel finansal yönlendirme niteliği taşımaz.
Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49
You must be logged in to post a comment Login