Yazarlar

İŞLETME YÖNETİCİLERİ DİKKAT!

ENFLASYON VE MALİ TABLOLAR: RAKAMLAR GERÇEĞİ NE KADAR ANLATIYOR?

Bir işletmenin mali tablolarına baktığımızda karşımıza çok sayıda rakam çıkar.

  • Satışlar
  • Kâr
  • Alacaklar
  • Stoklar
  • Borçlar
  • Özkaynaklar
  • Nakit

Yukarıda sıraladığımız rakamlar bize işletmenin finansal yapısı hakkında önemli bilgiler sunar.

Ancak ekonomide fiyatların hızlı değiştiği dönemlerde mali tablolardaki rakamları yalnızca oldukları haliyle okumak yeterli olmayabilir. Çünkü bir işletmenin satışlarının 200 milyon TL’den 300 milyon TL’ye çıkması, her zaman işletmenin gerçekte yüzde 50 büyüdüğü anlamına gelmeyebilir. Benzer şekilde kârın artması da işletmenin gerçek anlamda daha fazla kazandığını tek başına göstermeyebilir.

Burada karşımıza önemli bir soru çıkar: Rakamlar büyüyor olabilir. Peki, işletmenin gerçek ekonomik gücü de aynı ölçüde büyüyor mu? İşte enflasyonun mali tablolar üzerindeki etkisini anlamak, tam olarak bu sorunun cevabını aramakla başlar.

I-) Rakamlar büyüyor, peki gerçek değer de büyüyor mu?

Enflasyonist ortamlarda fiyatlar genel seviyesinde artış yaşanır. Bu durum işletmelerin satış fiyatlarından maliyetlerine, stoklarından sabit kıymetlerine kadar birçok kalemi etkileyebilir.

Örneğin bir işletmenin geçen yıl 200 milyon TL olan satışlarının bu yıl 300 milyon TL’ye yükseldiğini düşünelim. İlk bakışta yüzde 50’lik bir artış vardır. Ancak aynı dönemde işletmenin sattığı ürünlerin fiyatları da önemli ölçüde yükselmişse, satışlardaki artışın tamamını gerçek bir büyüme olarak değerlendirmek doğru olmayabilir.

Çünkü burada iki farklı etki birbirine karışabilir:

  • Fiyat artışı ve gerçek faaliyet büyümesi gerçekleşmiş olabilir
  • İşletme daha fazla ürün satmış olabilir.
  • Ancak yalnızca ürünlerin fiyatı yükseldiği için de daha yüksek bir ciroya ulaşmış olabilir.

Bu nedenle enflasyon dönemlerinde yöneticinin yalnızca; “Ciro ne kadar arttı?” diye değil, “Cirodaki artışın ne kadarı fiyat artışından, ne kadarı gerçek faaliyet büyümesinden kaynaklanıyor?” diye de sorması gerekebilir.

II-) Kâr artıyor, peki gerçekten daha mı çok kazanıyoruz?

Enflasyonun mali tablolardaki en dikkat edilmesi gereken etkilerinden biri de kârın yorumlanmasıdır.

Bir işletmenin satışları artarken maliyetleri de artabilir.

Örneğin geçen yıl 200 milyon TL satış yapan ve 20 milyon TL kâr elde eden bir işletmenin bu yıl 300 milyon TL satış ve 30 milyon TL kâr elde ettiğini düşünelim. Nominal olarak hem satış hem de kâr artmıştır.

Fakat bu artışın işletmenin gerçek ekonomik gücünde ne kadar bir değişim yarattığını anlamak için fiyat seviyesindeki değişimi de dikkate almak gerekebilir.

Çünkü mali tablolar üzerinde görülen nominal artışlar, ekonomik büyüklüklerin satın alma gücündeki değişimden bağımsız düşünülemez.

Bu nedenle enflasyonist dönemlerde; “Kârımız arttı.” demek tek başına yeterli olmayabilir.

Asıl soru şudur: “Kârımızın satın alma gücü ve işletmenin gerçek ekonomik performansı nasıl değişti?”

III-) Stokların değeri artıyor, ama bu kazanç mı?

Enflasyonun etkisi özellikle stokların bulunduğu işletmelerde daha dikkatli değerlendirilmelidir. Bir işletmenin deposunda bulunan ürünlerin maliyeti geçmiş tarihlerde oluşmuş olabilir. Ürünlerin satış fiyatı ise bugünkü piyasa koşullarına göre belirlenebilir. Bu durumda satış fiyatı ile geçmiş maliyet arasındaki fark, işletmenin kârında önemli bir etki oluşturabilir.

Örneğin bir işletmenin 20 milyon TL maliyetle aldığı bir ürün grubunun daha sonra 30 milyon TL’ye satıldığını düşünelim. Aradaki fark ilk bakışta 10 milyon TL kâr gibi görünür. Ancak işletmenin aynı stokları yeniden yerine koyabilmesi için bugün ne kadar kaynak gerektiği de önemlidir. Eğer aynı ürünleri yeniden almak için 28 milyon TL ödemesi gerekiyorsa, elde edilen 10 milyon TL’nin tamamını işletmenin serbestçe kullanabileceği bir kazanç gibi değerlendirmek yanıltıcı olabilir. Çünkü işletmenin faaliyetini sürdürebilmesi için stoklarını yeniden oluşturması gerekir.

IV-) Alacakların rakamı büyüyor, peki değeri?

Enflasyonun etkisi yalnızca kâr ve stoklarla sınırlı değildir. Ticari alacaklar da bu ortamda ayrıca değerlendirilmelidir.

Bir işletmenin müşterilerinden 20 milyon TL alacağı olduğunu düşünelim. Bu alacağın 12 ay sonra tahsil edileceğini varsayalım. Nominal olarak işletme yine 20 milyon TL tahsil edecektir. Ancak paranın satın alma gücü zaman içerisinde değiştiğinde, bugün ile bir yıl sonraki 20 milyon TL’nin ekonomik anlamı aynı olmayabilir. Üstelik işletme bu süre boyunca söz konusu kaynağı kullanamayacağı için finansman ihtiyacı da doğabilir.

Bu nedenle özellikle uzun vadeli alacakların bulunduğu işletmelerde yalnızca; “Ne kadar alacağımız var?” sorusuna değil, “Bu alacak ne zaman tahsil edilecek ve tahsil edilene kadar işletmeye ne kadar finansman yükü oluşturacak?” sorusuna da bakmak gerekebilir.

Bu nokta, daha önce incelediğimiz işletme sermayesi ve nakit akışı konularıyla da doğrudan bağlantılıdır.

V-) Borçlarda enflasyonun etkisi nasıl okunmalı?

İşletmenin borç tarafında ise farklı bir dinamik ortaya çıkabilir. Bir işletmenin bugün kullandığı sabit tutarlı bir borcun anapara yükümlülüğü nominal olarak değişmeyebilir.

Ancak borcun vadesi boyunca ekonomideki fiyat seviyeleri değişebilir. Bu nedenle borcun yalnızca tutarına bakmak yeterli değildir. Borcun vadesi, maliyeti, faiz yapısı ve işletmenin bu borcu hangi kaynakla geri ödeyeceği birlikte değerlendirilmelidir.

Örneğin 50 milyon TL tutarında bir borç kullanan işletmenin bu borcu üretim kapasitesini artırmak için kullandığını düşünelim. Borç işletmeye ekonomik değer yaratıyorsa farklı bir değerlendirme yapılabilir. Ancak işletme aynı borcu sürekli olarak eski borçları kapatmak veya faaliyet açığını finanse etmek amacıyla kullanıyorsa, bilançoda görünen borç tutarının arkasındaki hikâye farklı olabilir.

Bu nedenle enflasyon dönemlerinde borcun nominal büyüklüğü kadar, borcun işletmenin gerçek finansman ihtiyacı üzerindeki etkisi de önemlidir.

VI-) Sabit kıymetler: Bilançodaki değer ile bugünkü değer aynı şey mi?

Enflasyonist dönemlerde duran varlıkların mali tablolardaki görünümü de ayrıca önem kazanır. Yıllar önce satın alınmış bir makine, bina veya tesis bilançoda geçmişteki maliyetleri üzerinden izlenmiş olabilir. Aradan geçen yıllar içerisinde ekonomideki fiyat seviyeleri önemli ölçüde değişmişse, söz konusu varlığın bugünkü ekonomik koşullardaki değeri ile mali tablolardaki tutarı arasında önemli farklar oluşabilir. Bu durum özellikle varlık yoğun işletmelerde finansal oranların yorumlanmasını da etkileyebilir.

Örneğin uzun yıllar önce alınmış büyük bir üretim tesisine sahip bir işletme ile yakın zamanda benzer büyüklükte yatırım yapmış başka bir işletmenin aktif büyüklükleri aynı şekilde yorumlanamayabilir.

Dolayısıyla bilanço rakamlarını karşılaştırırken yalnızca; “Hangi şirketin aktifleri daha büyük?” diye bakmak yerine, “Bu varlıkların ekonomik anlamı ve işletmenin faaliyetlerine katkısı nedir?” sorusunu da sormak gerekebilir.

VII-) Enflasyon oranları nasıl yanıltabilir?

Daha önceki yazılarımızda likidite, faaliyet verimliliği, borçluluk ve kârlılık oranlarını ele aldık. Ancak oran analizi yaparken de enflasyon etkisini göz ardı etmemek gerekir.

Örneğin bir işletmenin satışları artarken ticari alacaklarının daha hızlı arttığını düşünelim. Nominal rakamlar üzerinden yapılan bir değerlendirme, işletmenin büyüdüğünü gösterebilir. Ancak alacakların tahsilat süresi uzuyorsa, stoklar büyüyorsa ve nakit üretimi aynı hızda artmıyorsa işletmenin finansal yapısı farklı bir hikâye anlatabilir.

VIII-) Enflasyon büyümeyi görünmez hale getirebilir

Enflasyonist dönemlerde önemli sorunlardan biri de gerçek büyüme ile nominal büyümenin birbirine karışmasıdır.

  • Bir işletmenin satışları artabilir.
  • Aktif toplamı büyüyebilir.
  • Stokların parasal değeri yükselebilir.
  • Kâr rakamı artabilir.

Ancak bütün bu artışların aynı anda işletmenin gerçek ekonomik kapasitesini artırdığı sonucuna varılamaz. Çünkü fiyat seviyesindeki değişim, birçok kalemin nominal olarak daha yüksek görünmesine neden olabilir.

Bu nedenle yöneticinin büyüme analizinde şu ayrımı yapması gerekir: “Rakam büyüdü mü, yoksa işletme gerçekten güçlendi mi?” Bu ayrım özellikle uzun dönemli karşılaştırmalarda daha da önem kazanır. Geçmiş yılların rakamlarını bugünkü rakamlarla yan yana koymak kolaydır.

Ancak bu rakamların hangi ekonomik koşullarda oluştuğunu anlamadan yapılan karşılaştırmalar, yöneticiyi yanlış sonuçlara götürebilir.

IX-) Üç mali tablo, enflasyon ve tek hikâye

Serimizin önceki yazılarında olduğu gibi burada da üç mali tabloyu birlikte okumak gerekir.

  • Bilanço, işletmenin sahip olduğu varlıkları ve bu varlıkların hangi kaynaklarla finanse edildiğini gösterir.
  • Gelir tablosu, satışların, maliyetlerin ve kârın nasıl oluştuğunu ortaya koyar.
  • Nakit akış tablosu, işletmenin gerçek anlamda nakit üretme ve kullanma kapasitesini gösterir.

Enflasyon ise bu üç tablodaki rakamların yorumlanma biçimini etkileyebilen önemli bir ekonomik unsur olarak karşımıza çıkar.

Örneğin satışlar artarken; ticari alacaklar daha hızlı büyüyor, stokların parasal değeri yükseliyor, borçlanma artıyor, finansman giderleri yükseliyor ve faaliyetlerden yaratılan nakit aynı ölçüde artmıyorsa, işletmenin yalnızca gelir tablosundaki büyümeye bakarak güçlü bir performans gösterdiği sonucuna varmak doğru olmayabilir.

Çünkü mali tabloları okumak, yalnızca rakamları görmek değil; rakamların hangi ekonomik koşullarda oluştuğunu anlamaktır.

Son söz

Enflasyon, yalnızca marketteki fiyatları veya işletmenin satış fiyatlarını değiştiren bir ekonomik gelişme değildir. Enflasyon, işletmenin mali tablolarındaki birçok rakamın nasıl yorumlanacağını da etkileyebilir.

Bu nedenle yöneticinin kendisine yalnızca; “Satışlarımız ne kadar arttı?” “Kârımız ne kadar yükseldi?” “Aktiflerimiz ne kadar büyüdü?” diye sorması yeterli değildir.

Asıl sorular şunlardır:

  • Bu artışın ne kadarı fiyat değişiminden kaynaklanıyor?
  • Gerçek faaliyet büyümemiz ne kadar?
  • Kârımız işletmenin ekonomik gücünü gerçekten artırıyor mu?
  • Alacaklarımızın ve stoklarımızın büyümesi nakit ihtiyacımızı nasıl etkiliyor?
  • Varlıklarımızı gelecekte aynı kapasiteyle yenileyebilecek durumda mıyız?

Ve belki de en önemlisi:

Mali tablolarımızdaki rakamlar bize yalnızca nominal büyüklükleri mi gösteriyor, yoksa işletmenin gerçek finansal gücü hakkında da doğru bir fikir veriyor mu?

Çünkü enflasyon dönemlerinde rakamların büyümesi kaçınılmaz olabilir. Asıl mesele, hangi rakamın neden büyüdüğünü anlayabilmektir.

Bir işletmenin gerçek finansal fotoğrafını çekmek, yalnızca bilanço ve gelir tablosundaki rakamları okumakla bitmez. Rakamların birbirleriyle olan ilişkisini, nakit üretme gücünü, finansman yapısını ve ekonomik koşulları birlikte değerlendirmek gerekir.

İşte bu nedenle serimizin bir sonraki bölümünde artık tek tek mali tabloları ve oranları değil, üç mali tabloyu aynı masaya koyacağız.

Çünkü asıl soru şudur:

BİLANÇO, GELİR TABLOSU VE NAKİT AKIŞI AYNI HİKÂYEYİ Mİ ANLATIYOR?

Bu çalışma genel finansal okuryazarlık ve mali tablo analizi amacıyla hazırlanmış olup, herhangi bir şirket, menkul kıymet veya yatırım aracı hakkında yatırım tavsiyesi ya da kişiye özel finansal yönlendirme niteliği taşımaz.


Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Yanıtı iptal et

Trending

Exit mobile version