Yazarlar

İŞLETME YÖNETİCİLERİ DİKKAT!

BORÇLULUK VE FİNANSAL KALDIRAÇ: BORÇ ŞİRKETİ BÜYÜTÜYOR MU, YOKSA SERMAYESİNİ Mİ YİYOR

Bir işletmenin elindeki kaynakları ne kadar verimli kullandığını anlamak önemlidir. Ancak kaynakların ne kadar verimli kullanıldığını gördükten sonra karşımıza başka bir soru çıkar: Peki bu kaynaklar nasıl finanse ediliyor?

Çünkü bir işletmenin büyümesi yalnızca satışlarını artırması, kâr elde etmesi veya varlıklarını büyütmesiyle net bir şekilde açıklanamayabilir. O büyümenin arkasında hangi finansman kaynaklarının bulunduğu da en az büyümenin kendisi kadar önemli olabilir. Bir işletme yatırımlarını kendi özkaynaklarıyla gerçekleştirebilir. Banka kredisi kullanabilir. Tedarikçilerden vadeli mal alabilir. Tahvil veya benzeri finansman araçlarına başvurabilir. Kısacası işletmeler büyürken çoğu zaman yalnızca kendi paralarını değil, başkalarının parasını da kullanabilir.

Burada önemli olan borç kullanılıp kullanılmadığı değil; borç ne için kullanılıyor, ne kadar bir maliyeti oluyor ve işletme bu borcu hangi kaynakla ve ya kaynaklarla geri ödüyor?

İşte finansal analizde borçluluk ve finansal kaldıraç başlığı tam olarak bu soruların peşine düşer.

I-) Borç her zaman kötü müdür?

Finansal analizde borç kelimesi bazen gereğinden fazla olumsuz algılanabilir. Oysa borç, zaman zaman işletmeler açısından doğal ve gerekli bir finansman kaynağı olarak karşımıza çıkabilir.

Bir üretim işletmesinin yeni fabrika yatırımı yaptığını düşünelim. İşletmenin yatırım için 100 milyon TL kaynağa ihtiyacı olsun. Bunun tamamını özkaynaklarıyla karşılamak yerine 60 milyon TL’sini banka kredisiyle, 40 milyon TL’sini kendi kaynaklarıyla finanse etsin. Eğer bu yatırım sonucunda işletmenin üretim kapasitesi artıyor, satışları büyüyor, faaliyetlerinden daha fazla nakit doğuruyor ve borcun geri ödemeleri sağlıklı şekilde gerçekleştirilebiliyorsa, burada borç işletmenin büyümesini destekleyen bir finansman aracı olarak karşımıza çıkabilir. Ancak aynı 60 milyon TL borç, işletmenin sürekli oluşan nakit açığını kapatmak, geçmiş borçları çevirmek veya faaliyet giderlerini karşılamak için kullanılıyorsa tablo değişebilir.

Dolayısıyla yöneticinin yalnızca: “Ne kadar borcumuz var?”diye sorması yeterli değildir.

Bir soru daha sormalıdır: “Bu borç işletmede ne üretiyor?”

II-) Borçluluk oranı bize ne söylüyor?

Borçluluk analizinin ilk adımı, işletmenin varlıklarının ne ölçüde yabancı kaynaklarla finanse edildiğine bakmaktır.

Basitleştirilmiş şekilde: Borçluluk oranı = Toplam borçlar / Toplam varlıklar

Örneğin bir işletmenin toplam varlıkları 300 milyon TL, toplam borçları ise 180 milyon TL olsun.

Bu durumda: 180 / 300 = %60 oranına ulaşırız.

İlk bakışta işletmenin varlıklarının önemli bir bölümünün borçla finanse edildiğini görürüz. Ancak burada önemli bir noktayı tekrar hatırlatalım: Tek başına hiçbir oran, işletmenin finansal sağlığı hakkında kesin hüküm vermeyebilir. %60 borçluluk oranı bir işletme için yönetilebilir olabilirken, başka bir işletmede önemli bir finansal baskıya işaret edebilir.

Çünkü sektörlerin sermaye yapıları farklıdır. Üretim işletmesinin finansman ihtiyacı ile hizmet işletmesinin finansman ihtiyacı aynı değildir. Ayrıca borcun vadesi, maliyeti, işletmenin kârlılığı ve nakit doğruma kapasitesi de sonucu değiştirebilir.

Bu nedenle oran bize fotoğrafı gösterir; fotoğrafın ne anlattığını ise işletmenin bütün hikâyesi belirler.

III-) BORÇ / ÖZKAYNAK: Şirket kendi kaynaklarına göre ne kadar borçlu?

Borçluluğu değerlendirirken yalnızca toplam varlıklara değil, işletmenin kendi kaynaklarına da bakmak gerekir.

Basitleştirilmiş olarak: Borç / Özkaynak oranı = Toplam borçlar / Özkaynaklar

Örneğin işletmenin 150 milyon TL borcu ve 100 milyon TL özkaynağı varsa: 150 / 100 = 1,5 oranı ortaya çıkar.

Bu bize işletmenin kendi kaynaklarına kıyasla ne ölçüde yabancı kaynak kullandığı hakkında fikir verir. Ancak burada da yalnızca sayıya bakmak yeterli olmayabilir. Çünkü 150 milyon TL borcun; kısa vadeli mi uzun vadeli mi olduğu, faiz maliyetinin ne olduğu, hangi amaçla kullanıldığı, karşılığında hangi varlıkların bulunduğu, işletmenin ne kadar kâr ve nakit ürettiği gibi unsurlar değerlendirmeye dâhil edilmelidir. Borcu anlamanın yolu, borcun karşısına ne koyduğumuzu anlamaktan geçer.

IV-) Finansal kaldıraç: Borç getiriyi nasıl değiştirir?

Şimdi biraz daha farklı bir kavrama geçelim: Finansal kaldıraç.

Kaldıraç kelimesinin kendisi bize önemli bir fikir verir. Nasıl ki fiziksel bir kaldıraç, küçük bir kuvvetle daha büyük bir etki yaratabiliyorsa, finansal kaldıraç da işletmenin özkaynaklarıyla birlikte borç kullanarak daha büyük bir ekonomik faaliyet yürütmesine imkân sağlayabilir. Ancak burada çok önemli bir ayrıntı vardır: Kaldıraç yalnızca getiriyi değil, riski de büyütebilir.

Örneğin bir işletmenin 100 milyon TL özkaynağı olsun. Bu işletme 50 milyon TL borç kullanarak yeni bir yatırım yapıyor ve yatırımın işletmeye sağladığı ekonomik getiri, borcun maliyetinin üzerinde gerçekleşiyorsa, borç kullanımı özkaynakların getirisini artırabilir. Fakat işler beklendiği gibi gitmezse? Satışlar düşer. Maliyetler yükselir. Faiz giderleri artar. Yatırım beklenen nakdi yaratamaz. Bu durumda borç, işletmenin sabit finansman yükünü artırırken özkaynaklar üzerindeki baskıyı da artırabilir. Yani finansal kaldıraç için şu cümleyi akılda tutmak gerekir: Borç, iyi giden işin etkisini büyütebildiği gibi, kötüleşen finansal yapının etkisini de büyütebilir.

V-) Borçla yatırım yapmak mı, borçla açık kapatmak mı?

İşte belki de borç analizinin en önemli sorularından biri budur. İki işletme düşünelim. A İşletmesi 100 milyon TL borçlanıyor. Bu kaynakla yeni üretim hattı kuruyor. Üretim kapasitesi artıyor. Satışlar büyüyor. Faaliyetlerden yaratılan nakit artıyor. Borç geri ödemeleri yatırımın yarattığı nakitle karşılanıyor. B İşletmesi 100 milyon TL borçlanıyor. Ancak bu kaynak yeni bir üretim kapasitesi oluşturmaktan ziyade sürekli oluşan işletme açığını kapatmak için kullanılıyor. Eski borçların bir kısmı yeni borçlarla çevriliyor. Faaliyetlerden yeterli nakit üretilemediği için finansman ihtiyacı devam ediyor. Her iki işletmenin de borcu: 100 milyon TL. Ama bu iki borcun işletme açısından anlamı aynı değildir.

İlkinde borç, gelecekte gelir ve nakit üretme kapasitesini artırmak için kullanılıyor olabilir. İkincisinde ise borç, mevcut finansal yapının sürdürülebilmesi için kullanılmaktadır. İşte bu nedenle mali tablo analizinde yalnızca borcun tutarını değil, borcun kullanım amacını ve işletmeye sağladığı ekonomik katkıyı da sorgulamak gerekir.

VI-) Vadesi gelen borç, kârlı şirketi de zorlayabilir

Burada önceki yazılarımızdan bir başka kavram yeniden karşımıza çıkıyor: Nakit. Bir işletme kârlı olabilir. Ama aynı zamanda nakit sıkıntısı yaşayabilir. Örneğin işletme 20 milyon TL kâr elde etmiş olsun. Ancak müşterilerinden olan alacaklarının önemli bir bölümü henüz tahsil edilmemiş olsun.

Aynı dönemde 30 milyon TL kredi geri ödemesi yaklaşmışsa, gelir tablosundaki kâr ile bankaya yapılması gereken ödeme arasında önemli bir zamanlama farkı oluşabilir.

İşte burada borcun yalnızca “ne kadar?” olduğu değil, “ne zaman ödenecek?”olduğu da önem kazanır. Bu nedenle borçluluk analizinde; kısa vadeli borçlar, uzun vadeli borçlar ve işletmenin kısa vadede yaratabileceği nakit birlikte değerlendirilmelidir. Çünkü işletmeler bilanço üzerinde kârlı olabilir. Ama borcun vadesi geldiğinde kasada yeterli para yoksa finansal hareket alanı daralabilir.

VII-) Borcun maliyeti: Sadece ana para yok

Bir başka önemli konu ise borcun işletmeye gerçek maliyetidir. 100 milyon TL kredi kullanıldığında işletmenin yükü yalnızca 100 milyon TL değildir. Kredi faizi, komisyonlar, tahsis ücretleri, teminat maliyetleri ve diğer finansman giderleri de işletmenin finansal yapısını etkileyebilir.

Bu nedenle: “100 milyon TL borçlandık.” demek tek başına yeterli değildir.

Asıl soru: “Bu 100 milyon TL’nin işletmeye toplam finansman maliyeti ne olacak?” sorusudur.

Çünkü işletmenin borçlanarak elde ettiği ekonomik getiri ile bu borcun maliyeti arasındaki fark, borçlanmanın işletmeye sağladığı gerçek katkıyı anlamamız açısından önem arz eder.

VIII-) Borçluluk analizinde hangi göstergelere bakılmalı?

Yöneticilerin borçluluk konusunda tek bir göstergeye bağlı kalması doğru değildir. Birlikte değerlendirilmesi gereken başlıca göstergeler arasında;

  • Toplam Borç / Toplam Varlıklar
  • Borç / Özkaynak
  • Kısa Vadeli Borç / Toplam Borç
  • Finansman Giderleri
  • Finansman Giderlerini Karşılama Gücü
  • Borç Geri Ödeme Kapasitesi gibi göstergeler bulunabilir.

Bunların her biri işletmenin farklı bir yönünü gösterir. Örneğin borçluluk oranı yükselmiş olabilir. Ancak işletmenin satışları, faaliyet kârlılığı ve nakit yaratma gücü de aynı dönemde güçlü şekilde artıyorsa, değerlendirme farklılaşabilir. Tam tersine borçluluk oranı çok değişmemiş olsa bile faaliyet kârı düşüyor, finansman giderleri yükseliyor ve nakit akışı zayıflıyorsa işletmenin finansal riski artabilir.

Bu nedenle: Rakamın kendisinden çok, rakamların birlikte anlattığı hikâyeye bakmak gerekebilir.

IX-) Üç tablo, tek hikâye

Serimizin başından beri üzerinde durduğumuz temel yaklaşım burada bir kez daha önem arz ediyor. Bilanço bize işletmenin ne kadar borcu olduğunu ve bu borcun karşılığında hangi varlıkların bulunduğunu gösterir.

Gelir tablosu işletmenin faaliyetlerinden ne kadar kâr elde ettiğini ve finansman giderlerinin bu kâr üzerindeki etkisini gösterir. Nakit akış tablosu ise çok daha kritik bir sorunun cevabını arar: “Bu borçlar hangi nakitle ödenecek?”İşte finansal analiz tam burada anlam kazanır. Çünkü borç tek başına bir sayı değildir. Borç; varlıklarla, kârla, nakitle, özkaynakla, faiz maliyetiyle ve işletmenin gelecekteki faaliyetleriyle birlikte değerlendirilmesi gereken bir finansal ilişkidir.

Son söz

Bir işletmenin borçlanması, tek başına onun güçlü veya zayıf olduğunu göstermez. Bazen borç, işletmenin büyümesini sağlayan önemli bir finansman aracıdır. Bazen de yanlış zamanda, yanlış amaçla ve işletmenin taşıma kapasitesinin üzerinde kullanılan borç, işletmenin hareket alanını daraltabilir.

Bu nedenle yöneticinin kendisine yalnızca:

  • “Ne kadar borcumuz var?” diye sorması yetmez.

Asıl sorular şunlardır:

  • Bu borç neden alındı?
  • Nereye kullanıldı?
  • Bize ne kazandırıyor?
  • Ne zaman geri ödenecek?
  • Ve en önemlisi, geri ödeme hangi nakit kaynağıyla yapılacak?

Çünkü finansal güç, borçsuz olmak anlamına gelmez. Finansal güç; kullanılan borcun işletmenin taşıma kapasitesiyle, kârlılığıyla, nakit üretme gücüyle ve gelecekte yaratacağı ekonomik değerle uyumlu olmasıdır. Sonuçta bir işletmenin borç kullanması kadar, kullandığı borçla ne kadar değer ve kârlılık üretebildiği de önemlidir. İşte şimdi finansal analizde yeni bir sorunun kapısını aralıyoruz:

Şirket gerçekten ne kadar kâr ediyor?

Daha da önemlisi; Bu kâr, işletmenin sahip olduğu kaynaklara ve kullandığı sermayeye göre ne kadar anlamlı?

Bir sonraki yazımızda, kârın yalnızca tutarına değil, kârlılığın nasıl ölçüldüğüne bakacağız.

KÂRLILIK ORANLARI: ŞİRKET ÇOK MU KAZANIYOR, YOKSA SERMAYESİNİ Mİ İYİ KULLANIYOR?

Bu çalışma genel finansal okuryazarlık ve mali tablo analizi amacıyla hazırlanmış olup, herhangi bir şirket, menkul kıymet veya yatırım aracı hakkında yatırım tavsiyesi ya da kişiye özel finansal yönlendirme niteliği taşımaz.


Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Yanıtı iptal et

Trending

Exit mobile version