Yazarlar
CUMHURİYET DELEGE PARTİSİ’NDEN YENİ VE DEMOKRATİK BİR HALK PARTİSİNE:

Eski Kadrolarla Yeni Parti Olur mu?
Bir partinin adını ve amblemini değiştirmek kolaydır. Zor olan, eski siyaset anlayışını değiştirmektir.
CHP’nin önemli sorunlarından biri de delege sistemiydi. Üyeler ilçe başkanını, il başkanını ve genel başkanı doğrudan seçemiyordu.
Başkan delegesini, delege başkanını seçiyordu
Kâğıt üzerinde delegeleri üyeler seçiyordu. Uygulamada ise çoğu yerde delege listesini mevcut ilçe başkanı ve yönetimi hazırlıyordu.
Kongre günü geldiğinde bu delegeler, kendilerini delege yapan kişileri yeniden başkan ve yönetici seçiyordu.
Başkan delegesini belirliyor, delege de kendisini belirleyen başkanı yeniden seçiyordu.
Delege seçimi birlik değil, kırgınlık üretiyordu
Bu sistem parti içinde “Beni neden delege yazmadınız?” tartışmalarına yol açıyordu. Listeden çıkarılanlar partiye küsüyor, üyeler delege listelerine göre gruplara ayrılıyordu.
Kongreler, fikirlerin yarıştığı demokratik toplantılar olmaktan çıkıp kişisel hesapların mücadelesine dönüşüyordu. Sandıktan birlik ve beraberlik yerine ayrılık, küskünlük ve kamplaşma çıkıyordu.
CHP de zamanla “Cumhuriyet Halk Partisi”nden çok “Cumhuriyet Delege Partisi” görüntüsü veriyordu.
Mustafa Kemal bile neden seçilemezdi?
Bugün Mustafa Kemal Atatürk yeniden aramızda olsa ve CHP genel başkanlığına adaylığını koysa, üyeler kendisine doğrudan oy veremeyecekti. Çünkü genel başkanı milyonlarca parti üyesi değil, kurultay delegeleri seçecekti.
Milyonlarca üye Atatürk’ü desteklese bile yönetimlerin belirlediği delegeler oy vermediğinde, kendi kurduğu partinin genel başkanı seçilemeyecekti.
Çünkü bu sistemde üyelerin kimi istediğinden çok, delege listelerini kontrol edenlerin kimi istediği belirleyiciydi.
Yeni Parti’nin demokrasi imtihanı
Yeni Parti; ilçe başkanını ilçedeki üyelerin, il başkanını ildeki üyelerin, genel başkanı ise bütün üyelerin doğrudan seçeceği bir sistem vaat ediyor.
Doğru olan budur. Halktan demokrasi isteyen bir parti, önce kendi üyelerine sandık sunmalıdır.
Ancak kuruluş tüzüğü hâlâ delege sistemini korumaktadır. Doğrudan seçim, şimdilik bir tüzük hükmü değil, siyasi bir sözdür.
Yeni Parti’nin ilk imtihanı, bu sözü tüzüğüne yazmak ve eksiksiz biçimde uygulamaktır. Üye listeleri şeffaf olmalı; seçimler gizli oy ve açık sayımla yapılmalı, bütün adaylara eşit imkân tanınmalıdır.
Siyaset makam ve geçim kapısı değildir
Tecrübe değerlidir. Ancak yıllardır denenmiş, sonuç üretememiş ve eski alışkanlıkları taşıyan isimler bütün makamları yeniden paylaşırsa partinin adı yeni olsa ne değişir?
Eski bagajı yeni bir araca yüklemek, yolculuğu yeni yapmaz.
Tecrübeli isimler yol göstermeli, gençlerin yolunu kapatmamalıdır. Eğitimli, temiz, dürüst, çalışkan ve çözüm üreten kadrolara yer açılmalıdır.
Üzerine konuştuğu ve edebiyatını yaptığı değerleri kendi hayatında yaşamayan, dürüstlük ve güvenilirlik sınavını verememiş, halkta karşılık bulamamış kişilerin maddi beklentilerini veya manevi tatminsizliklerini giderecekleri yer siyaset değildir. Siyaset; kişisel eksiklikleri tamamlama, toplumda statü kazanma ve itibar arama alanı olarak görülmemelidir.
Siyaseti iş, makam, ihale, çevre veya kişisel çıkar sağlama aracı olarak görenler; “Yarın iktidara gelirsek biz de pastadan payımızı alırız” hesabıyla partiye yaklaşan dalkavuklar ve kifayetsiz muhterisler ayıklanmalıdır.
Görev dağılımında kişisel yakınlık, sadakat ve biat değil; dürüstlük, ahlak, emek, ehliyet ve liyakat esas alınmalıdır. Partinin kapıları, siyasetten kişisel menfaat bekleyenlere değil, halka hizmet etmeyi sorumluluk bilen temiz ve nitelikli insanlara açılmalıdır.
Parti üyeliği ve yöneticilik, bir iş ve işçi bulma kurumu gibi görülmemelidir. Siyaset; ülkenin temiz, adaletli ve liyakatli düzenini kurmak için fedakârlık yapan, karşılık beklemeden çalışan samimi ve dürüst kadroların işi olmalıdır.
Partide yükselmenin yolu kişisel yakınlıktan ve biatten değil; sandıktan, emekten ve liyakatten geçmelidir.
Siyaset parti binalarından çıkmalıdır
Parti binalarına hapsolmuş; vatandaştan, esnaftan, emekçiden ve pazardan kopmuş siyaset anlayışı terk edilmelidir. Yöneticiler her zaman sahada bulunmalı; vatandaşı konuşmak için değil, dinlemek ve sorunlarına çözüm üretmek için ziyaret etmelidir.
Partiye kırılan ve küsen insanlara yeniden ulaşılmalı, geçmişin kırgınlıkları büyütülmek yerine helalleşilmelidir. İnsanlar kimlikleri ve düşünceleri üzerinden ayrıştırılmadan ortak değerlerde buluşturulmalıdır.
Dedikoduya, fitneye ve kişisel hesaplara dayanan siyaset anlayışı terk edilmelidir. Bunun yerine sahada ve meydanlarda halkla birlikte koşan, demokrasiyi yalnızca söylemde değil parti yaşamının her alanında benimseyen bir mücadele anlayışı hâkim kılınmalıdır.
Cumhuriyet’i ve ortak geleceğimizi savunan herkesle birlik içinde olunmalı; fedakârlığı, millet iradesini, dayanışmayı ve bağımsızlığı esas alan Kuvayı Milliye ruhu, partinin temel mücadele ruhuna dönüştürülmelidir.
Son söz
Yeni Parti’nin gerçek imtihanı CHP’den ayrılmak değil; delege düzenini, koltuk alışkanlığını, çıkar siyasetini, dedikodu ve fitneyi, halktan kopuk yönetim anlayışını geride bırakabilmektir.
Bunu başarırsa gerçekten yeni, demokratik ve halkçı bir parti olabilir.
Aksi hâlde tabela değişir, rozet değişir, bina değişir; siyaset yine eski kalır.
Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49
You must be logged in to post a comment Login