Connect with us

Yazarlar

YAŞLANDIK ARTIK

Yaşlandık artık

Bizden geçti

Yolun sonu göründü

Yaş kırk bilmem neresi dırt

Yaş yetmiş, iş bitmiş

Yukarıdaki söylemleri çok sık duyarız. Toplum olarak yaşlanmaya ve her şeyden elini eteğini çekmeye pek meraklıyızdır. Daha düne kadar insanları otuzsekiz yaşında emekli ediyorduk. Eh böyle olunca da, kırk yaşındaki insan kendini yaşlı zannediyor.

Oysa Batı toplumlarında yaş ve yaşlılığa yüklenen anlamlar bizdekinden farklıdır.

William Gladstone yeni bir dil öğrenmeye karar verdiğinde yaşı 70´i geçmişti.

Çevresinden bir hayretle:

İhtiyarlık kaç yaşında başlar diye sorduğunda Gladstone şöyle yanıtlamış: Beynimiz yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır.

Aynı Gladstone dördüncü kez İngiltere Başbakanlığına seçildiğinde 83 yaşındaydı.

Ressam Titian LEPANTO SAVAŞI? adlı ünlü tablosunu yaptığında 98 yaşında idi.

Goethe, en büyük eseri FAUST´u 82 yaşındayken tamamlamıştır.

Bizim toplumumuzda ise bu yaştaki insanlar hala yaşıyor musun diye sorguya çekilirler. Belirli bir yaştan sonra çalışmak ayıp sayılır.

Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir. Şahsen ben otuzlu yaşlarında ihtiyarlamış, çökmüş, bezgin, bıkkın çok insan tanıdım.

Samuel Ullman adında 80 yaşındaki bir adam yazdığı kitabın Gençliğin Felsefesi adlı bölümünde şunları söylüyor:

Gençlik hayatın belli bir zaman dilimi ile ilgili bir bölüm değildir. İnsan kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır. Cesareti derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır. Ümitleri derecesinde genç ve ümitsizliği derecesinde yaşlıdır. Hiç kimse yalnız birkaç yıl fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz. İnsanları ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesidir. Seneler cildi buruşturabilir fakat heyecanların feda edilmesi ruhu buruşturur.

Sonuçta özet olarak şöyle diyebiliriz:

DAMIN KARLA ÖRTÜLÜ OLMASI EVİN İÇİNDE SOBA YANMADIĞI ANLAMINA GELMEZ.

Continue Reading
Click to comment

Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Yazarlar

BURSA CHP’DE SÜRPRİZ GELİŞMELER

Gazeteci Okan Tuna, buhaftaki köşe yazısında CHP Bursa İl Örgütü’nde mutlak butlan kararının ardından yaşanan yeni gelişmeleri kaleme aldı. Tuna, belediye başkanları ve meclis üyelerinin resmi il başkanlığı yerine alternatif ofiste toplanmasının parti içindeki saflaşmayı net şekilde ortaya koyduğunu belirtirken, il ve gençlik kollarında görev değişiklikleri, disiplin süreçleri ile eski yönetime yönelik savcılık başvurusu ve mali inceleme iddialarını da yazısına taşıdı.

Okan Tuna’nın dikkat çeken köşe yazısı şöyle:

“Bursa’da…

Butlan kararı sonrasında ilk kırılma 9 Temmuz’da yaşandı.

O gün gerçekleştirilen Büyükşehir Belediye Meclisi öncesinde, her partinin yaptığı gibi CHP’nin belediye başkanları ve meclis üyelerinin Grup Toplantısı için adreslerinin neresi olacağı merak ediliyordu.

Nitekim;

Adres, CHP İl Başkanlığı yerine, Fomara’da kiralanan alternatif ofis oldu.

O buluşmaya;

CHP’nin Büyükşehir Meclisi’ndeki 41 üyesinin 30’u katıldı.

Katılamayanlar ya yurt dışındaydı, ya da mazeretliydi.

Buna rağmen;

Aynı saatlerde CHP İl Başkanlığı’na giden tek bir belediye başkanı veya meclis üyesi dahi olmadı.

Bu da;

Mevcut seçilmişlerin adresinin olası yeni parti olacağını açıkça gösterdi.

İşte…

O gün akıllara gelen en önemli soru, İl Başkanlığı’nın resmi Grup Toplantısı’na rağmen parti binasına gelmeyen belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri için herhangi bir işlem yapılıp yapılmayacağına dairdi.

Kulağımıza gelenler;

Alternatif ofiste Nihat Yeşiltaş başkanlığında toplanan Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin sosyal medyadan paylaşılan fotoğraflarının, özel bir yazışma ile Ankara’ya CHP Genel Merkezi’ne bildirildiği yönünde.

Bu yönde;

İl Başkanı Turgut Özkan’ın da, Genel Merkez yöneticileriyle bir görüşme yaptığı biliniyor.

Bu yöndeki duyumumuz;

Resmi parti binasına gelmeyen ve Grup Toplantıları’na katılmayan seçilmişlerin, parti tüzüğüne göre suç görülen bu tercihleriyle ilgili bir karar alınmadığı yönünde.

Bu arada;

İl Kadın Kolu Başkanı Nigar Savaşkan Bölüker’in görevden alınıp yerine Nilüfer Belediyesi’nin eski meclis üyelerinden memur emeklisi Gülay İşdar’ın getirilmesinin ardından başka gelişmeler de yaşanıyor.

İlki;

İl Gençlik Kolu Başkanı Berkcan Bora’nın da görevden alınmasının an meselesi olduğu ve belirlenen yeni İl Gençlik Kolu Başkanı’nın yönetimini hazırladığı yönünde.

İkincisi de;

Butlan kararı sonrasında CHP’nin resmi İl Başkanlığı binasının duvarlarına Kemal Kılıçdaroğlu aleyhine yazılar yazmaları ve parti binasına zarar vermeleri nedeniyle İl Gençlik Kolu yönetiminin tamamının “parti suçu” nedeniyle ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edilmesi kararının benimsenmesi.

Yanı sıra;

CHP İl Başkanlığı’nda bir gelişme daha oldu.

Turgut Özkan başkanlığındaki CHP il yönetimi, görevden alınan eski İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Sayman ve İl Sekreteri hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak, parti defterlerinin teslim edilmemesi nedeniyle şikayetçi oldu.

Bu arada;

Bir not daha iletelim.

Eski yönetimden yeni yönetime kalan borçlar için de bir inceleme kararı alındı.

Bu yönde;

İlk etapta Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden BURFAŞ’a bir yazı yazılarak, BURFAŞ tarafından partiye gönderilen 5 milyon liralık alacağın ayrıntılı dökümü istendi mevcut il yönetimince.”

Continue Reading

Yazarlar

GEÇ GELEN ADALET:YARGININ SORUNU LİYAKATSİZLİK Mİ, İŞ YÜKÜ MÜ?

Milyonlarca dosya, uzayan soruşturma ve yargılama süreleri ile tartışmalı mülakat sistemi aynı soruyu gündeme getiriyor: Adaletin gecikmesinin nedeni yalnızca personel yetersizliği mi, yoksa liyakati güvence altına alamayan seçim ve atama mekanizmaları mı?

Adaletin geç işlemesi yalnızca mahkeme koridorlarında bekleyenlerin sorunu değildir. Uzayan her dava ve soruşturma; bireylerin hayatını, ekonomik ilişkileri ve toplumun hukuk düzenine duyduğu güveni etkiler.

Makul sürede yargılanma, teknik bir hedef değil hukuk devletinin temel şartıdır. Yargının neden yavaş işlediği sorusuna verilen cevaplar ise iki eksende yoğunlaşmaktadır: ağır iş yükü ve liyakat tartışması.

En nitelikli hâkim veya savcı bile yönetilemeyecek dosya yükü altında zorlanır. Buna karşılık personel artışı; bilgi, deneyim, tarafsızlık, etik ve uzmanlaşmayla desteklenmezse tek başına nitelikli bir yargı düzeni oluşturmaz.

Bir ceza dosyası gerçekte ne kadar sürüyor?

Adalet Bakanlığının 2025 yılı istatistiklerine göre ortalama dosya görülme süresi Cumhuriyet başsavcılıklarında 155 gün, ceza mahkemelerinde 248 gün, bölge adliye mahkemelerinin ceza dairelerinde 245 gün, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve ceza dairelerinde ise 628 gündür. Savcılık süresine ilişkin hesapta daimî arama kararı bulunan dosyalar kapsam dışında tutulmuştur.

Soruşturma, suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne; kovuşturma ise iddianamenin kabulünden hükmün kesinleşmesine kadar sürer. Bu aşamalara ait 2025 yılı ortalama süreleri birlikte değerlendirildiğinde, bir ceza dosyasının karşılaşabileceği yaklaşık zaman tablosu şu şekilde ortaya çıkmaktadır:

Buna göre soruşturma sonunda kamu davası açılan ve yalnızca ilk derece mahkemesinde sonuçlanan bir ceza dosyası, ayrı aşamalara ilişkin ortalamalar birlikte düşünüldüğünde yaklaşık 13 ay sürebilmektedir. Dosyanın istinafa taşınması hâlinde bu süre yaklaşık 21 aya, Yargıtay incelemesine gitmesi hâlinde ise yaklaşık üç buçuk yıla ulaşabilmektedir.

Milyonlarca dosyalık bir sistem

Yargılama süreleri dosya yükünden bağımsız değerlendirilemez. 2025 verileri, sistemin her yıl milyonlarca dosya ve işlem üzerinden çalıştığını göstermektedir.

Bir hâkimin önünde ortalama 802 dosya

Adli yargı ilk derece mahkemelerinde bir hâkimin önüne, devreden ve bozularak gelenler dâhil ortalama 802 dosya gelmiştir. Hâkim başına 454 yeni dosya açılmış, 479 dosya karara bağlanmıştır. Bölge adliye mahkemelerinde ortalama yük 957 dosyadır.

Dosya incelemek yalnızca duruşma yapmak değildir: dilekçeler, deliller, bilirkişi raporları, ara kararlar ve gerekçeli hüküm birlikte değerlendirilir. Üstelik basit bir uyuşmazlıkla onlarca klasörlük ağır ceza veya ticaret dosyası istatistikte aynı ‘bir dosya’ olarak görünür.

Bir savcının önünde ortalama 1.548 dosya

2025 yılında bir Cumhuriyet savcısının önünde, devredenlerle birlikte ortalama 1.548 soruşturma dosyası bulunmaktadır. Bunların 807’si geçmiş dönemlerden devretmiş, 741’i yıl içinde açılmış; savcı başına 749 dosya sonuçlandırılmıştır.

Savcı; ihbarı değerlendirmek, delilleri toplatmak, taraf beyanlarını incelemek, koruma tedbirlerini değerlendirmek ve iddianame ya da kovuşturmaya yer olmadığı kararı hazırlamak zorundadır. Yük insan kapasitesini aştığında yalnız hız değil, soruşturmanın derinliği de risk altına girer.

Her gecikme liyakatsizlik değildir

Kararların gecikmesini doğrudan hâkim ve savcıların kişisel yetersizliğiyle açıklamak kolay, fakat çoğu zaman eksiktir. Yüzlerce dosya, yetersiz kalem personeli, geciken bilirkişi raporları, tebligat sorunları ve istinaf birikimi birlikte değerlendirildiğinde sorun büyük ölçüde yapısaldır.

Ağır iş yükü duruşma aralıklarını uzatabilir, gerekçeleri standartlaştırabilir ve dosyaların yüzeysel incelendiği algısını güçlendirebilir. Böylece liyakatli ve özverili yargı mensupları dahi kamuoyu önünde yetersiz görünebilir.

İş yükü, liyakat tartışmasını ortadan kaldırır mı?

Bununla birlikte iş yükü, liyakat sorusunu ortadan kaldırmaz. Yargı görevi; hukuk bilgisi, muhakeme, bağımsızlık, tarafsızlık, etik ve insan hakları bilinci gerektirir. Mesleğe kabulden uzmanlaşma ve yükselmeye kadar bütün süreçler objektif, ölçülebilir ve denetlenebilir olmalıdır.

Liyakat yalnız sınav puanı değildir; karar ve gerekçe kurma, tarafsız davranma, iletişim, stres yönetimi ve etik bağlılık da önemlidir. Asıl mesele, bu özelliklerin hangi yöntemle ve ne ölçüde denetlenebilir biçimde ölçüldüğüdür.

Continue Reading

Yazarlar

SANAYİ ARAZİLERİ BÜYÜYOR, TARIM KÜÇÜLÜYOR; PEKİ SANAYİCİ NEDEN BÜYÜMÜYOR?

Bursa, tarihinin en kritik ekonomik yol ayrımlarından birini yaşıyor. Kentin içine düştüğü vizyon krizinden ve kontrolsüz büyüme kaosundan kurtulması için artık sadece tabelalardan ibaret bir sanayi dayatmasına değil; bu şehrin hem toprağını hem de üretim gücünü çok iyi bilen, reel başarı hikayeleri yazmış güçlü bir liderliğe ihtiyaç var. İşte tam bu noktada, Bursa

Ticaret Borsası Başkanı ve Matlı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı’nın makro yatırımcı vizyonu, kentin önünde çok önemli bir çıkış yolu olarak duruyor.

Özer Matlı; Yörsan ve Keskinoğlu gibi dev markaları bünyesine katarak krizleri yönetebilmiş, geleneksel tarım ticaretiyle modern sanayiyi (agro-sanayi) başarıyla entegre etmiş bir isimdir. Onun Ankara’da, TOBB nezdindeki yüksek lobi gücü ve devlet kademelerindeki ağırlığı, Bursa sanayicisinin de yerel üreticisinin de sahipsiz kalmasının önüne geçebilecek en büyük güçtür.

Değişim kaçınılmaz artık! BTSO’ya başka bir pencere şart

Bursa’nın artık kaybedecek tek bir karış tarım toprağına, hukuki sorunlarla yıpranacak tek bir dürüst sanayiciye tahammülü kalmamıştır. Yıllardır aynı ezberlerle kenti yönetmeye çalışan, “ben yaptım oldu” mantığıyla hareket eden tek merkezci yapılar ve mevcut BTSO vizyonu artık miyadını doldurmuştur. Sürekli aynı isimlerle aynı fikirleri ortaya koymak, Bursa’yı ileriye taşımak yerine yerinde saydırmaktadır.

Sanayi arazileri kontrolsüzce genişlerken, tarım alanlarımız hızla küçülüyor; fakat buna rağmen gerçek sanayicimiz yasal güvencelerden mahrum, üretim alanlarında sıkışmış durumda hak ettiği büyümeyi yakalayamıyor. Çünkü BTSO’nun vizyonu, sanayicinin gerçek gelişimiyle entegre olamamıştır.

Bursa’nın en güçlü temsil makamı olan BTSO’nun, bu kente artık başka bir pencereden bakacak yeni bir akılla yenilenme zamanı çoktan gelmiştir. Bu yeni vizyon; sadece dev holdinglerin cirolarını parlatmakla yetinmeyip, halkçı bir perspektifle kentin kılcal damarları olan küçük işletmeleri korumak, kamu orta mallarının ve meraların dokunulmazlığını savunmak zorundadır.

Bursa’yı kontrolsüzce beton yığınına çeviren tek tip kapitalist vizyon yerine; tarım sanayisini ayağa kaldıracak, Özer Matlı gibi güçlü iş tecrübesine ve lobi gücüne sahip liderlerin vizyonuyla Bursa’ya hak ettiği değeri yeniden verecek yepyeni bir yönetim anlayışı bugün her zamankinden daha zaruridir. Bursa’nın kurtuluşu; toprağın bereketi ile sanayicinin gelişimini aynı masada entegre edebilen bu güçlü iradede saklıdır.

Continue Reading

Trending