Connect with us

Yazarlar

TAKVA

Takva: Allah’ın haram kıldığı şeylerden uzak durmaktır, yapmamaktır. Allah’ın farz kıldığını yerine getirmektir. Takva sahibi Allah’ın emir ve yasaklarına uyandır. Kişi, kalbini tırmalayan, kendisini huzursuz eden şeyleri terk etmedikçe takva makamına ulaşamaz.
Peygamber Efendimiz bir duasında: “Allah’ım! Sen’den hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.” Cennet, takva sahipleri için hazırlanmıştır. Kuranı Kerimde: Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer kadar olan cennete doğru yarışır gibi koşuşun. O takva sahipleri için hazırlanmıştır. Buyrulur. Takvanın temelinde; ” Hakkı sevmek, halkı sevmekle olur. ” prensibi yer almaktadır. Allah birçok ayeti kerimesinde takva sahibi kullarını övmekte, kurtuluş ve huzurun ancak takva ile olduğunu bildirmektedir. İmamı Azam avuç içi kadar lekeyi üç defa yıkayın temiz olur demiş kendisi yedi defa yıkayınca sormuşlar. Biri takva biri fetva demiş, fetva ile hareket eden çok, takva ile hareket eden azdır.
TAKVANIN ALAMETLERİ
Takvanın alameti kişinin on şeye riayet etmesidir.
1- Dilini gıybetten korumak.
2- Kötü zandan kaçınmak.
3- İnsanları alaya almaktan sakınmak.
4- Gözlerini harama yummak, harama asla bakmamak.
5- Dilini yalandan korumak. (Dinin cevaz verdiği haller hariç)
6- Allah’ın kendisine verdiği nimetleri kabul ve itiraf etmek.
7- Malını batıl değil, hak yolla harcamak.
8- Kendisi için büyüklük ve üstünlük talep etmemek.
9- Beş vakit namazı tadil erkân üzere kılmak.
10- Peygamberimizin yaşadığı İslam ahlâkı üzere bulunmak.
Müslüman bilir ki, Allah katındaki üstünlük dünyevi çıkarlarla elde edilmez.
Üstünlük ancak takva sahibi olmakla mümkündür. Takvalı olmak, tıpkı dikenli bir yolda yürürken vücudumuzun zarar görmemesi için gösterdiğimiz hassasiyete benzer. Böyle bir yolda bedenimizin zarar görmemesi için hassas davrandığımız gibi hayatımızda da günah ve haramlara bulaşmamak için çırpınışımızın adı takvadır.
Kuranda: “İyilik ve takvada yardımlaşın. Günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” (Maide süresi:2)

Continue Reading
Click to comment

Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Yazarlar

“SIFIR KAZANÇ, SIFIR SÜREÇ DEĞİLDİR”

Vergi sistemi denildiğinde çoğu kişinin aklına yılsonunda verilen beyannameler ve çıkan rakamlar geliyor. Oysa özellikle gerçek usule tabi işletmeler için vergi, sadece yılsonu hesaplarından ibaret değil; yıl boyunca devam eden bir süreç anlamına karşılık geliyor.

Genel kanı şudur: Ticari kazanç varsa vergi doğar. Bu düşünce teoride doğru olmakla birlikte, uygulamada sistem biraz daha geniş bir çerçevede işliyor. Çünkü vergi mevzuatı, sadece kazancı değil, mükellefiyetin varlığını da esas alıyor.

Gerçek usule tabi bir işletmeniz varsa, bu yıl hiçbir faaliyet göstermemiş olmanız bazı yükümlülüklerin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Satış yapılmamış olabilir, fatura düzenlenmemiş olabilir, hatta ilgili dönem zarar ile kapatılmış olabilir. Buna rağmen bazı zaruri beyannamelerin verilmesi gerekiyor. Bunun nedeni, işletmenin hâlen aktif mükellef statüsünde yer alması.

Vergi levhası açık olduğu sürece, sistem işletmeyi faal kabul ediyor. Bu durum, belirli dönemlerde beyanname verilmesini zorunlu kılıyor. KDV, muhtasar, geçici vergi, gelir ve kurumlar vergisi gibi beyannameler bazı durumlarda “sıfır” tutarlarla verilebiliyor. Yani bir vergi tahakkuku oluşmayabiliyor. Ancak bildirimin kendisi yine de yapılmak durumunda.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Beyanname vermek, her zaman vergi ödemek anlamına gelmiyor. Beyanname, aynı zamanda bilgilendirme ve kayıt amacı taşıyor.

Kamu açısından bu süreç, ekonomik faaliyetlerin izlenmesi ve kayıtlı yapının devamı için önem arz eden bir durum olarak değerlendiriliyor.

İşletme sahipleri açısından ise bu durum, mükellefiyetin sadece ticari faaliyetle sınırlı olmadığını gösteriyor. Faaliyet olmayan dönemlerde dahi defter tasdikleri, beyannamelere ilişkin damga vergisi gibi bazı idari süreçler devam edebiliyor. Bu nedenle işletme yönetiminde yalnızca gelir ve giderlerin değil, idari yükümlülüklerin de dikkate alınması gerekiyor.

Son yıllarda birçok işletme sahibi, mükellefiyet meselesine eskisine oranla çok daha bilinçli yaklaşıyor. Artık sadece “iş var mı, yok mu?” sorusu değil; işletmenin açık kalmasının getirdiği sorumluluklar da hesaplanıyor. Vergi levhası açık olduğu sürece devam eden yükümlülükler, planlamanın doğal bir parçası hâline gelmiş durumda.

Aslında bu tablo, sistemin nasıl işlediğini anlamak açısından önemli bir örnek sunuyor. Gerçek usulde mükellef olmak, sadece kazanç elde etmeyi değil; aynı zamanda düzenli takip ve süreklilik gerektiren bir yapının içinde yer almayı ifade ediyor.

Vergi mevzuatı zaman içinde değişiyor, sadeleştirilmeye çalışılıyor; uygulamada daha anlaşılır hâle getirilmek isteniyor. Ama bugünkü sistemde asıl mesele şu: İşletme sahibinin neyle yükümlü olduğunu bilerek hareket etmesi. Çünkü kuralları bilmeden atılan her adım, farkında olmadan ceza riskini de beraberinde getiriyor. Oysa yükümlülüklerin baştan bilinmesi, hem cezaların önüne geçiyor hem de sürecin daha sakin ve sağlıklı ilerlemesini sağlıyor.

Ticari hayat her zaman planlandığı gibi ve aynı tempoda ilerlemeyebilir.

Bazı dönemler işler açılır, satışlar artar; bazı dönemlerde ise piyasa durgunlaşır ve nakit akışı yavaşlayabilir. Hatta kimi zaman yoğun bir emek harcanmasına rağmen kazanç oluşmadığı dönemler de yaşanabilir.

Bununla birlikte, gerçek usulde mükellefiyet devam ettiği sürece işletme, mevzuat çerçevesinde faal kabul edilmeye devam eder. Bu nedenle ticari faaliyetlerin yavaşladığı veya geçici olarak durduğu dönemlerde dahi, belirli beyan ve bildirim yükümlülükleri sürebilir.

Bu tablo, meselenin yalnızca kazançla sınırlı olmadığını; mükellefiyetin kapsamının doğru anlaşılmasının işletmeler açısından ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Süreci bilinçli ve planlı şekilde yönetmek ise hem idari risklerin azaltılmasına hem de işletmenin sağlıklı biçimde yoluna devam etmesine katkı sağlar.

Continue Reading

Yazarlar

İYİ PARTİ’DEN MUSTAFA BOZBEY’E SERT ELEŞTİRİLER

İYİ Parti’nin yerel siyasette muhalefet dozunu artıracağına dair ilk güçlü işaret, yeni yılın ilk haftasında Bursa’da düzenlenen basın toplantısında verildi. İYİ Parti İl Başkanı İsmail Kaya’nın, 2025 yılı değerlendirme toplantısında CHP’li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e özellikle ulaşım, altyapı ve çevre başlıklarında yönelttiği sert eleştiriler, siyasi tartışmaları alevlendirdi. Toplantıya katılan İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu’nun hem yerel yönetim hem de iktidar politikalarına yönelik çıkışları dikkat çekerken, yaşanan süreci köşesine taşıyan gazeteci Yüksel Baysal, eleştirilerin haklı ve tartışmalı yönlerini ayrıntılı biçimde ele aldı.

Baysalın köşe yazısı şöyle;

“Öyle görünüyor ki, İYİ Parti, yerelde muhalefeti sertleştirecek. CHP’li belediyelere yönelik eleştirilerini arttıracak.

Nitekim yeni yılın ilk pazartesi sabahında basın buluşmasında AKP iktidarı ne kadar eleştirildiyse, CHP’li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e de o ölçüde yüklenildi.

Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu’nun da katıldığı 2025 yılı değerlendirme toplantısında, İYİ Parti İl Başkanı İsmail Kaya, CHP’li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e başta ulaşım olmak üzere her konuda eleştiriler yöneltti:

“Bu şehir daha iyisini hak ediyor. 23 yıllık bu iktidar döneminde Bursa iyi yönetilemedi ve hala iyi yönetildiğini de söyleyemiyoruz. Mustafa Bozbey’in yaklaşık 2 yıllık faaliyetleri incelendiğinde ortaya çıkan tablo nettir. Bursa yönetilemiyor. Kentin en temel ihtiyaçları olan ulaşım, altyapı, çevre ve güvenli yaşam konusunda yıllardır hep ciddi bir zaafiyet yaşandı ve bu zaafiyet halen daha aşılabilmiş değildir. Koskoca kentin ulaşımı arapsaçıydı, bugün de öyle. Bursa, 10 yıl önce de altyapı sorunu, su sorunu yaşıyordu şimdi de yaşıyor.”

Kentsel dönüşüm, ulaşım, hava kirliliği gibi konularda Bozbey’in adım atmadığını öne süren Başkan Kaya, 1/100 binlik plandan da bir gelişme sağlanamadığını kaydetti.

Kuşkusuz iktidar partisine de verdi veriştirdi. Hızlı trenin gelmediğini, Yenişehir Havalimanı’nın geliştirilmediğini söyledi Başkan İsmail Kaya ama özellikle ulaşım konusunda Bozbey’e vaatlerini anımsatmakla kalmadı, neden adım atılmadığını sorguladı:

“Sayın Mustafa Bozbey ne vaat etmiştiniz? Seçim kampanyası Proje lansmanında ne demiştiniz. Toplu Ulaşım sisteminin entegre ve ulaşılabilir hale getirilmesi için öncelikle kentli hareketlerini ve ihtiyaçlarını belirleyebilmek amacıyla ‘Ulaşım Master Planı’ yapılacaktır. Bursa’da herkes artık yürüme mesafesinde toplu ulaşıma ulaşabilecektir. Gelişen Bursa için öncelikle

Bursa’yı Metro ile tanıştıracağız demiştiniz.

Yeni metro hattı toplam 47 km, yeni tramvay hattı toplam 47 km, yeni füniküler hattı toplam 2 km, yeni metrobüs hattı toplam 12.6 km…

Şimdi buradan vatandaşımızın sesi olmak sorumluluğumuz gereği soruyoruz;

Çalı’yı Yunuseli’ne bağlayacak 8 tramvay hattı ne durumdadır?

4 metro hattı, bir metrobüs hattı projesi hangi aşamadadır?

30 kilometrelik Kestel Görükle yolu projesi rafa mı kalkmıştır?

Ve en önemlisi Ulaşım Master Planı nerede takılmıştır?

Bursa’nın her bölgesinden ağır kokular geldiğini ifade eden İYİ Parti İl Başkanı Kaya, belediyenin bu konuda tatmin edici açıklama yapmadığını kaydederek şunları söyledi:

“Belediye başkanımız yaptığı değerlendirme toplantısında ‘Hava kirliliğinin yüksek olduğu yerlerde maske dağıtacağız’ şeklindeki açıklaması maalesef talihsizliktir. Hava kirliliğinin çözümü vatandaşa maske dağıtmakta değil kirletici unsurları yok edecek tedbirleri almak ve denetimleri sıkılaştırmaktır. Bu bakış açısıyla bilbordları süsleyen ‘Gülümseyin Bursa’dasınız’ sloganın yerini ‘Koklamayın Bursadasınız’ uyarısı alması kaçınılamaz sonuç olacaktır.”

Bu görüşlerin bir kısmına katılmakla birlikte, burada aktarmadığım su kesintisi ve Çınarcık barajından suyun Bursa’ya ulaştırılması konusunda eleştiri oklarının hedefinde Mustafa Bozbey olmamalıydı.

Su işinde tek sorumlu 2003 yılında biten Çınarcık barajının suyunun Bursa’ya aktarmasını gerçekleştiremeyen AK Partili belediyeler, özellikle Alinur Aktaş’tır.

Ayrıca bol keseden yapılan eleştirilerin yurttaşta karşılık bulabilmesi için yapılacak işlerin kaynağının da gösterilmesi lazım değil midir?

Kentsel dönüşüm yapılsın! Elbette de, hangi kaynaklarla?

Metro getirilsin, elbette getirilsin de, milyar dolar para nereden bulunacak? Bunlarla ilgili var mı İYİ Parti İl Başkanı Kaya’nın önerileri?

30 milyar borçla devralınan Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde Bozbey göreve gelir gelmez sigorta ve vergi kesintilerini yok mu sayacağız?

36 milyar beklenen bütçenin ekonomik kriz ve de iktidarın para musluklarını başka yere kaydırması nedeniyle 28 milyara düşmesinin suçlusu olarak da mı Bozbey’i çarmıha gereceğiz?

Selçuk Türkoğlu rekora gidiyor

2025 yılı içinde Selçuk Türkoğlu 205 soru önergesi verdi. Yarısı Bursa’nın sorunlarını ilgilendiren bu önergelerden çok 75 kez kürsüye çıkmayı başaran İYİ Parti Bursa Milletvekili Türkoğlu’nu alkışlamak lazım.

TBMM’de görev yaptığım için biliyorum, grup başkanvekilleri dışında bu kadar söz alan vekil kesinlikle yoktur, eminim bu bir rekordur.

Nitekim, daha çiçeği burnunda bir vekil olmasına karşılık TBMM’nin yıldız isimlerinden biri haline geldi. Türkoğlu, İYİ Parti denilince akla gelen Turhan Çömez’den sonraki isim oldu.

Yılbaşı sonrasında, eşim Melike Baysal’la kayınvalidemi Muğla Devlet Hastanesi’ne kontrole götürdük. Onlar işleri yaparken ben hemen karşıdaki İYİ Parti İl binasına gittim. Kendimi tanıttım, Selçuk Türkoğlu’nun arkadaşı olduğumu söyledim. Artık Türkiye’de bir marka olan Türkoğlu’nun Bursa’daki kadar iyi bilindiğini gördüm, mutlu oldum.

Bu yazının dipnotu: İsmail Kaya’nın aksine Milletvekili Türkoğlu daha çok siyasal iktidara yüklendi. Atış Yapı mağdurlarına iktidarın sahip çıkmadığını, Bursa milletvekillerinin sessiz kaldığının altını çizdi. Bursa’ya iktidar partisinin üvey evlat muamelesi yaptığını anlattı.”

Continue Reading

Yazarlar

ENFLASYON MUHASEBESİNE ÜÇ YIL ARA: NE DEĞİŞİR, NE DEĞİŞMEZ?

Türkiye’de ekonomi konuşulurken enflasyon artık cümlelerin arasına serpiştirilen bir teknik terim değil, sohbetin doğrudan kendisi. Pazarda file doldururken, markette etiketlere bakarken, kiracıyla kiralayan kira bedelini konuşurken ya da ay sonu hesabı yapılırken herkesin aklından geçen aynı soru: “Bu artışlar nereye kadar devam edecek?” Vatandaş için enflasyon, hayatın giderek pahalılaşması anlamına geliyor; ekonomi yönetimi açısından ise mutlaka dengede tutulması gereken temel göstergelerden biri olarak öne çıkıyor.

Geçtiğimiz günlerde alınan bir karar bu başlığı yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı. Enflasyon muhasebesinin 2025-2027 dönemleri için ertelenmesi, ilk bakışta yalnızca muhasebe dünyasını ilgilendiren teknik bir düzenleme gibi görünebilir. Oysa ekonomi çoğu zaman teknik kararların gölgesinde ilerler ve bu tür adımların etkileri kısa vadede hissedilmese bile zaman içinde daha net ortaya çıkar.

Enflasyon muhasebesi, yüksek enflasyon dönemlerinde işletmelerin mali tablolarını bugünün ekonomik koşullarına daha yakın hale getirmeyi amaçlayan bir uygulama. Yıllar önce edinilen varlıkların kayıtlarda eski değerleriyle yer alması, kârın kâğıt üzerinde olduğundan daha yüksek görünmesine neden olabiliyor. Enflasyon muhasebesinin amacı rakamları değiştirmekten ziyade tabloyu gerçeğe yaklaştırmak.

Türkiye’de uzun süre görece düşük seyreden enflasyon nedeniyle bu uygulama yıllarca gündemde olmadı. Ancak son dönemlerde enflasyon oranlarının yükselmesiyle birlikte işletmeler 2023 ve 2024 yıllarında mali tablolarını enflasyon muhasebesine göre düzenlemişti. Son kararla birlikte bu sürecin üç yıl ertelenmiş olması, sistemin işleyişinde mevcut görünümün bir süre daha korunacağı anlamına geliyor.

Bu erteleme, vatandaşın cebine bugün ya da yarın doğrudan yansıyan bir değişiklik yaratmıyor. Market rafları bir gecede değişmiyor, faturalar aniden farklılaşmıyor. Ancak özellikle büyük ölçekli işletmeler açısından bakıldığında, enflasyon muhasebesi uygulandığında daha sınırlı görünen kârların, erteleme ile mevcut seviyelerde kalması dikkat çekiyor. Bu durum kısa vadede kamu maliyesi açısından bir denge unsuru olarak değerlendirilebilir.

Küçük esnaf cephesinde ise tablo çok daha sade. Defterlerden çok kasadaki para konuşuyor. Günlük nakit akışı, çoğu zaman muhasebe tekniklerinin önüne geçiyor. Yine de ekonomik sistemin bütünü düşünüldüğünde, şeffaflık ve öngörülebilirlik herkes için ortak bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.

Sonuç olarak enflasyon muhasebesinin ertelenmesi, tek başına “doğru” ya da “yanlış” etiketiyle açıklanabilecek bir karar değil. Asıl belirleyici olan bu sürenin nasıl değerlendirileceği. Enflasyon muhasebe kayıtlarında yer alsa da almasa da, vatandaşın günlük hayatındaki etkisini sürdürmeye devam ediyor. Önemli olan bu gerçeği doğru okumak ve kalıcı dengeyi sağlayacak adımları zaman kaybetmeden hayata geçirebilmek.

Continue Reading

Trending