Yerel

SUNAR, “HANGİ AKIL, HANGİ VİCDAN, HANGİ MUTABAKAT?”

Zafer Partisi Karacabey İlçe Siyasi İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Atilla Sunar, kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen yeni hukuki düzenlemeye ve terörle mücadele politikalarındaki söylem değişikliklerine sert tepki gösterdi.

Yaptığı yazılı basın açıklamasında düzenlemenin siyasi, hukuki ve toplumsal sonuçlarının kamuoyuna şeffaf bir şekilde açıklanması gerektiğini belirten Sunar; toplumsal hafızanın yok sayılamayacağını, terör örgütü ile Türk vatandaşı Kürt kökenli yurttaşların birbirinden kesin çizgilerle ayrılması gerektiğini vurguladı. Terörle mücadelenin siyasi pazarlıklara konu edilemeyeceğini ifade eden Atilla Sunar, “Devlet aklı günübirlik siyasi hesaplardan değil; hukuk, adalet, milli birlik ve kamu vicdanından beslenmelidir” çağrısında bulundu.

Sunar’ın yazılı açıklaması şöyle;

“Bir ülkede devletin temel görevleri; hukukun üstünlüğünü tesis etmek, vatandaşlarının can ve mal güvenliğini korumak ve terörle mücadeleyi hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde kararlılıkla sürdürmektir.

Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak anılan son düzenlemeye ilişkin tartışmalar ise toplumun önemli bir kesiminde ciddi soru işaretleri doğurmuştur. Devletin terörle mücadele politikası, adalet anlayışı ve gelecekte ortaya çıkabilecek hukuki sonuçlar bakımından kamuoyunun ikna edici ve şeffaf açıklamalara ihtiyacı vardır.

Bu nedenle söz konusu düzenlemenin siyasi, hukuki ve toplumsal sonuçlarının açık biçimde tartışılması gerektiğine inanıyoruz.

1- Mavi Çarşı’yı Unutturamazsınız, Toplumsal Hafızayı Yok Sayamazsınız!

Türkiye, geçmişte terör örgütlerinin gerçekleştirdiği çok sayıda kanlı saldırının ağır sonuçlarını yaşamıştır. 1999 yılında İstanbul Kadıköy’deki Mavi Çarşı saldırısı da toplumumuzun hafızasında derin izler bırakan olaylardan biridir.

Bu nedenle geçmişte yaşanan terör eylemlerinin mağdurları ve hayatını kaybeden vatandaşlarımızın yakınları açısından, bugün yürütülen siyasi ve hukuki süreçlerin nasıl değerlendirildiği büyük önem taşımaktadır.

Terör örgütleriyle bağlantılı olduğu belirtilen veya örgüt yöneticileri olarak anılan kişilerin siyasi süreçlerde hangi sıfatla ve hangi çerçevede muhatap alınacağı konusunda kamuoyunun açık biçimde bilgilendirilmesi gerekir.

Toplumsal barış adına atılan adımların, geçmişte terör eylemlerinde hayatını kaybeden vatandaşlarımızın adalet beklentisini zedelememesi gerektiğini düşünüyoruz.

2- Dün Söylenenlerle Bugün Söylenenler Arasındaki Fark Nedir?

Siyasette dün savunulan ilkeler ile bugün ortaya konulan politikalar arasındaki değişikliklerin kamuoyuna açıklanması gerekir.

Geçmişte terörle mücadele konusunda oldukça sert açıklamalar yapan siyasi aktörlerin, bugün farklı bir yaklaşım sergilemesi doğal olarak toplumda soru işaretleri oluşturmaktadır.

Devlet politikalarının değişmesi mümkündür. Ancak bu değişimin gerekçesi, kapsamı ve sınırları milletle açık biçimde paylaşılmalıdır.

Dün “terör” olarak tanımlanan yapı veya kişilerle bugün hangi hukuki ve siyasi çerçevede iletişim kurulduğunun açıklığa kavuşturulması, devlet ciddiyeti ve siyasi tutarlılık açısından önemlidir.

3- Terör Örgütü Ayrıdır, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları Ayrıdır

Bu süreçte özellikle dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de terör örgütleri ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının birbirinden kesin biçimde ayrılmasıdır.

Terör örgütleri herhangi bir etnik veya toplumsal grubun tamamını temsil etmez. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt kökenli vatandaşları da bu ülkenin eşit ve asli vatandaşlarıdır.

Nitekim geçmişte terör örgütlerine karşı devletin yanında yer alan, güvenlik güçleriyle birlikte mücadele eden ve bu mücadelede ağır bedeller ödeyen çok sayıda Kürt vatandaşımız bulunmaktadır.

Goyan aşireti gibi örneklerin ve terörle mücadelede hayatını kaybeden vatandaşlarımızın yaşadığı acıların göz ardı edilmemesi gerekir.

Bu nedenle herhangi bir terör örgütü veya yapılanmasının, milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının temsilcisi gibi değerlendirilmesi doğru değildir.

Terör örgütü ile Kürt kökenli vatandaşlarımızı birbirinden ayırmak; hem toplumsal barış hem de milli birlik açısından temel bir zorunluluktur.

4- Siyasi Çıkar Hesapları Değil, İlkeli Bir Duruş Gerekiyor

Bu süreçte yalnızca iktidarın değil, düzenlemeye destek veren veya sessiz kalan muhalefet partilerinin tutumu da kamuoyu tarafından sorgulanmaktadır.

Siyasi partilerin, özellikle devletin terörle mücadele politikası ve adalet anlayışı gibi kritik konularda, kısa vadeli siyasi hesaplardan bağımsız ve açık bir tutum ortaya koyması gerekir.

“Bir kısmımız destekleyelim, bir kısmımız karşı çıkalım” şeklinde yorumlanabilecek siyasi yaklaşımlar, kamuoyunda güven sorununa yol açabilir.

Milletin beklentisi; siyasi hesaplardan önce açık, tutarlı ve ilkeli bir duruştur.

5- Milli Mutabakat Var mı, Yoksa Siyasi Pazarlık mı?

Bu düzenlemenin gerçekten geniş bir toplumsal mutabakata dayanıp dayanmadığı kamuoyu tarafından tartışılmaktadır.

Şehit yakınlarının, gazilerin ve toplumun farklı kesimlerinin görüşlerinin ne ölçüde dikkate alındığı açıkça ortaya konulmalıdır.

Ayrıca düzenlemenin gelecekte yapılması muhtemel anayasal değişikliklerle herhangi bir siyasi bağlantısının bulunup bulunmadığı da kamuoyuna açıklanmalıdır.

Devletin terörle mücadele politikası, herhangi bir siyasi pazarlığın konusu haline gelmemelidir.

Eğer ortada yalnızca hukuki ve toplumsal bir düzenleme varsa, bunun gerekçeleri ve hedefleri bütün açıklığıyla milletle paylaşılmalıdır.

6- Kanundaki Hukuki Güvencelerin Kapsamı Açıklanmalıdır

Düzenlemede, uygulama sürecinde görev alacak kişiler açısından hukuki sorumluluk ve güvence doğurabilecek hükümlerin bulunması ayrıca tartışılmalıdır.

Burada kamuoyunun bilmesi gereken temel soru şudur:

Bu hükümler hangi somut hukuki ihtiyacı karşılamak amacıyla düzenlenmiştir ve kapsamları tam olarak nedir?

Eğer söz konusu düzenlemeler yalnızca görevini kanun çerçevesinde yerine getiren kamu görevlilerinin hukuki güvenliğini sağlamak amacı taşıyorsa, bunun sınırları açıkça ortaya konulmalıdır.

Ancak herhangi bir düzenlemenin gelecekte doğabilecek hukuki sorumlulukları ortadan kaldıracak veya yargısal denetimi sınırlayacak şekilde yorumlanmasına neden olabilecek hükümler varsa, bunların gerekçesi ve Anayasa ile uyumu kamuoyuna ayrıntılı biçimde açıklanmalıdır.

Devlet adına alınan kararların en önemli güvencesi, kişilere özel koruma değil; hukukun üstünlüğü ve şeffaflıktır.

Sonuç Olarak

Türkiye Cumhuriyeti Devleti; hukukun üstünlüğü, milli birlik ve vatandaşlarının güvenliği temelinde yönetilmelidir.

Terörle mücadele konusunda atılacak her adım, geçmişte hayatını kaybeden vatandaşlarımızın hatırası, şehit yakınlarının adalet beklentisi ve toplumun güven duygusu gözetilerek değerlendirilmelidir.

Toplumsal barış; geçmişin acılarını görmezden gelerek değil, adalet duygusunu koruyarak sağlanabilir.

Siyasi partiler ve kamu makamları, kamuoyunda oluşan soru işaretlerini açık ve şeffaf biçimde cevaplandırmalıdır.

Bizim itirazımız; vatandaşlarımız arasında ayrım yapılmasına değil, tam tersine terör örgütleri ile Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefli vatandaşlarının birbirinden kesin biçimde ayrılması gerektiği noktasındadır.

Devlet aklı; günübirlik siyasi hesaplardan değil, hukuk, adalet, milli birlik ve kamu vicdanından beslenmelidir.

Hangi akıl? Hangi vicdan? Hangi mutabakat?

Bu soruların cevabını millet adına sormaya ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini talep etmeye devam edeceğiz.”


Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Yanıtı iptal et

Trending

Exit mobile version