Yazarlar
GERGEDAN OLAMAMANIN DAYANILMAZ ACISI
Hikaye Fransız yazar EUGEN’den alınmıştır.
Küçük bir Fransız köyünde insanlar giderek gergedana dönüşmektedir. Önce alınlarında küçük bir şişlik başlar sonra deride renk tonu değişir alnı zamanla sertleşir ses kısıklığı anlaşılmaz bir hale gelir şişlik bir boynuza dönüşerek gelişim tamamlanır.
Sonunda gergedanların sayısı normal insanlardan çok olur. Böyle olunca da boynuzu olanlar normal, boynuzu olmayanlar ise anormal sayılır.
Boynuzun ilk işareti şu cümlelerdir ”Ben bu dünyaya bir defa geldim. Bir daha mı geleceğim! Ne gerek var dürüstçe çalışmaya nasıl olsa parayı bir şekilde buluyorum. Çevremde tanınıyorum. Vicdanı, micdanı boşver. Kendine otosansür uygula. Ortalıkta dolaşan yalanlara, katıl sistemde yerini al.”
Siz eğer hala gergedan olamadıysanız acı çekiyorsunuz.
Aslını sorarsan ülkede acı çekenler henüz gergedan olamayanlardır. Hem de ne acı.Tıpkı ”KÖRLER ÜLKESİNDE GÖREREK YAŞAYANLARIN ACISI.” gibidir.
Gergedanlar bunların hiçbirine aldırmıyor. Sözüm ona başarılı insan(!) olmanın keyfini sürüyorlar.
İyi de her şeyin bir bedeli vardır. Bu bedel insanın öldükten sonra bile ödeyemeyeceği; alnında taşıdığı bencillik boynuzudur.
Yazarlar
KÖYLERİMİZ YENİDEN YAPILANDIRILIYOR
Hiç şüphesiz köyde ve köylerde yaşam, bildiğim kadarıyla insanlık tarihiyle yaşıttır. İnsanlık, şehirleşmeden önce kırsalda, köyde yaşamayı tercih etmiştir. Biz Türkler göçer topluluklar olduğumuz için, kalıcı yaşam merkezleri oluşturmak yerine hem kendi geçimimizi temin etmek hem de karnımızı doyurmak amacıyla yaşamımıza uygun yerlere göç etmek zorunda kaldık. Anadolu coğrafyasını kendimize yurt edindikten sonra ise kalıcı yaşam alanlarında yerleşmeye, kök salmaya başladık.
12. yüzyılların başlarında, o günkü yönetim ve idarenin tahsis ettiği —genellikle mera ve otlak olan— arazilerde yaşanabilir merkezler kurduk. Bunlar, uğraşları ve hayatları önce hayvancılık, daha sonra tarım olan insan topluluklarının oluşturduğu, bugün “köy” dediğimiz yerleşimlerdi. Köylerde yaşayan vatandaşlarımız, hem kendi geçimini sağlama mücadelesi verirken hem de milletinin ve devletinin ekonomik kalkınmasına alın terleriyle destek oldular. İşte bu nedenledir ki Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Köylü milletin efendisidir” diyerek kalkınmanın köyden ve köylüden başlaması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.
Bizim köylümüz çalışkan, üretken ve kanaatkârdır. Devletine sadıktır, hedefini benimser; asla devletiyle kavga eden bir tutum içinde olmamıştır.
Şimdi diyeceksiniz ki, “Nereden çıktı bu köy muhabbeti?” Soracağınızı duyar gibiyim. 2025 yılının zannedersem son aylarıydı… Güzel Karacabeyimizin gündemi birden değişti. Muhalefet partilerimiz adeta kış uykusundan uyandı ve köylerimizin yerleşik düzenlerinin yeni bir imar planı ile yeniden düzenleneceği konusu gündeme getirildi. Karacabey Belediyesi’nin bu konuda ciddi çalışmalar yürüttüğü de ortaya çıktı. Bununla birlikte, fikri olan da olmayan da ortaya çıkıp görüş beyan etmeye başladı.
İşte o zaman, her zaman olduğu gibi “haydi gülüm keten helva” durumu yaşandı. Bizde adet böyledir: Bir fikir, bir düşünce ortaya çıkmadan kimse konuşmaz; ne zaman ki bir akil insan yeni bir şey söyler, işte o zaman statükocu koro hep bir ağızdan sesini yükseltir: “İstemezük!”
Tamam da kardeşim, şimdiye kadar neredeydiniz? Bu konuyu yıllardır neden görmezden geldiniz, neden çözüm üretmediniz? Karacabeyimizin köylerinin yeni bir yerleşim planlamasına bal gibi ihtiyacı olduğunu sağır sultan bile biliyordu.
Ben Karacabey’in köylerinde doğmuş, köylülüğüyle övünmüş bir Karacabey çocuğuyum. Bunu görüyorum ve bu yöndeki çalışmaları destekliyorum. Acı ama gerçek şu ki; köyün ve köylünün halinden, köyün tozunu toprağını yutmuş, gübre yığınlarının üstünde taklalar atarak çocukluğunu geçirmiş olanlar anlar. Bugün Karacabey Belediye Başkanımız Fatih Karabatı kardeşim de bu kültürden geldiği için söylediklerimi en iyi bilenlerden biridir.
Köylerin imar planlarının çıkarılması fikri gündeme gelince, ezbere konuşmak istemedim. Bu nedenle konuyla ilgili bilgi almak için Karacabey Belediyemizin çalışkan personellerinden Yazı İşleri Müdürü Nurullah kardeşime ulaştım. O da beni bu çalışmanın başındaki isim olan Bilal Toprak Bey ile tanıştırdı. Görüşmemizde anladım ki Bilal kardeşim, bu çalışmanın tüm detaylarına hâkim ve isteyen herkesin her an bilgi alabileceği yetkili bir makamdır.
Kaldı ki bu planlamanın, köylerimizin önümüzdeki elli yıllık ihtiyaçlarına cevap vereceğini özellikle vurguladı. Ayrıca Karacabey ve köylerinin bir an önce doğalgaza kavuşabilmesi için bu çalışmanın elzem olduğunu da üstüne basa basa ifade etti.
Eğer köyden kente göçün önüne geçmek istiyorsak; köylerimizi yeniden yaşanabilir alanlara dönüştürmek zorundayız. Köylerin doğalgazla buluşması, okulların yeniden açılması, öğretmenlerin köylerde ikamet etmesi, kanaatimce göçü durduracak en önemli unsurlardır.
Bu düşüncelerle Karacabey Belediyesi’nin başlattığı bu yenilikçi harekete destek vermek, her çevreden ve her kesimden insanın görevidir. Elbette aykırı fikirler de çıkacaktır; herkes görüşünü söyleyecektir.
Ancak her yenilikçi harekette olduğu gibi, bu süreçte de paydaşların kavga etmek yerine ortak akılda buluşması, birbirini kırmadan, dökmeden dinlemesi gerekir.
Köylerimizi modern yaşam alanlarına dönüştürmek için herkesin elini taşın altına koymasını temenni ediyorum. Karacabeyimizin yarınları için ışıl ışıl caddeleri, pırıl pırıl sokakları olan örnek köylerde yaşama umuduyla bu çalışmalara desteğimi sunuyorum.
Rabbim bana; köyümde ve köylerimde doğalgazla ısınan, ocakları doğalgazla yanan, sivrisineklerden arındırılmış bir yaşam görmeyi nasip etsin. Fatih Başkan ve ekibini bu çalışmalardan dolayı kutluyor; köyümüz ve köylümüz için yapılacak her türlü çalışmayı, amasız fakatsız YÖREM ailesi olarak desteklediğimizi ifade ediyorum.
Biliyorum ki bu böyle geldi, böyle gitmeyecek. Köyleri mahalle yaptık ama köy, köyde yaşayanlarla birlikte huzurlu bir yaşamı hak ediyor.
Selamlar.
Yazarlar
SÜT DİŞLERİ ‘nasılsa düşecek’ DEMEYİN!
Ortalama 6 ay-1 yaş dönemi itibariyle sürmeye başlayan süt dişleri 2 yaş civarı tamamlanır. Bunu 6 yaş ile 12 yaş arasıda “karışık dişlenme dönemi” dediğimiz süt dişlerinin sırası ile düşüp yerine daimî dişlerin çıktığı dönem izler. Bu yaşlar çocuğa göre farklılık gösterebilir ve bu çoğunlukla patolojik bir durum değildir.
Çiğneme, konuşma ve estetik açıdan görev üstlenen süt dişlerinin esas önemli işi altındaki daimî dişlerin sürmesine rehberlik etmek ve onlar oluşumunu tamamlayana kadar ağızda kaplayacakları yeri korumaktır. Bu sebeple eğer herhangi bir nedenle (çürük ya da travma vb.) erken kaybedilirlerse yerlerine mutlaka ‘yer tutucu’ uygulanmalıdır.
İlk süren süt dişi itibari ile ağız temizliği nemli bir bez ile yapılabilir.1 yaş itibari ile ebeveyn yardımıyla dişler çocuğa uygun fırça ve macun kullanılarak fırçalanmalıdır. Tüm süt dişleri tamamlanınca düzenli diş hekimi kontrolleri başlar.

Hiçbir şikâyeti yokken diş hekimi ile tanışıp düzenli kontrollere giden bir çocukta ileride asla ‘diş hekimi fobisi’ oluşmayacaktır. Alacağı hijyen eğitimi, yapılacak koruyucu uygulamalar (fissür örtücü, flor vb), dişlerde oluşabilecek problemlerin ilerlemeden yakalanabilmesi sayesinde de ağız ve diş sağlığı korunmuş olur.
Çıkan ilk daimî dişler itibari ile (6-7 yaş) yapılacak ortodontik muayene sonucu kapanış bozuklukları ve gelişimsel problemler erken yaşta tespit edilip ilerlemeden tedavi edilebilmektedir.
Bu sebeple lütfen “süt dişleri nasılsa düşecek” demeyin..!
Merak ettiğiniz soruları Instagram “dishekimikevseryorur” sayfası aracılığıyla bize ulaştırabilirsiniz. Hepinize sağlıklı dişler güzel gülüşler dilerim.
Yazarlar
“İŞ DÜNYASINDA ZARİF AYRILIKLARIN ADI: İHBAR SÜRELERİ”
Çalışma hayatı çoğu zaman işe giriş süreçleri üzerinden konuşulur; mülakatlar, sözleşmeler, yan haklar ve kariyer planları… Oysa iş ilişkilerinin en az başlangıcı kadar önemli olan bir başka boyutu daha vardır: iş sözleşmesinin sona ermesi. Çünkü bir işten ayrılışın nasıl gerçekleştiği, tarafların geleceğini doğrudan etkileyen sonuçlar doğurur. İşte tam da bu noktada “ihbar önelleri”, iş hukukunun sessiz ama son derece kritik düzenlemelerinden biri olarak karşımıza çıkar.
İhbar süresi, en basit tanımıyla, belirsiz süreli iş sözleşmesini sona erdirmek isteyen tarafın durumu karşı tarafa belirli bir süre önce bildirme yükümlülüğüdür. Bu düzenleme, ani ve hazırlıksız fesihlerin önüne geçerek hem çalışanı hem de işvereni korumayı amaçlar. Zira modern iş hayatında belirsizlik, taraflar açısından en büyük risklerden birisidir.
Kanun ne söylüyor?
4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. maddesi, ihbar sürelerini işçinin kıdemine göre kademeli şekilde belirlemiştir. Buna göre;
İşyerinde 6 aydan az çalışmış bir işçi için bildirim süresi 2 hafta,
6 ay ile 1,5 yıl arasında çalışmış olanlar için 4 hafta,
1,5 yıl ile 3 yıl arası çalışanlar için 6 hafta,
3 yıldan fazla kıdemi bulunanlar için ise 8 hafta olarak uygulanır.
Bu süreler asgari niteliktedir; yani taraflar isterlerse sözleşmeyle daha uzun ihbar süreleri belirleyebilirler. Ancak daha kısa bir süre kararlaştırılması mümkün değildir.
Ani fesihlerin yarattığı sarsıntı
Bir çalışan düşünün: Yıllarca emek verdiği işyerinden bir gün içinde ayrılmak zorunda kaldığını öğreniyor. Yeni bir iş bulması zaman alacak, düzenli geliri kesilecek ve belki de aile bütçesi ciddi şekilde sarsılacak. Diğer tarafta ise kilit bir pozisyonda çalışan personelin aniden ayrıldığını varsayalım. Bu durum işveren açısından operasyonel aksaklıklara, üretim kayıplarına ve hatta müşteri memnuniyetsizliğine yol açabilir.
İhbar önelleri tam olarak bu “şok etkisini” önlemek için vardır. Taraflara bir geçiş süresi tanır, plan yapma imkânı verir ve çalışma hayatında öngörülebilirliği artırır.
İhbar tazminatı: Kurala uymamanın bedeli
Kanunun öngördüğü bildirim sürelerine uyulmadan yapılan fesihlerde ise ihbar tazminatı gündeme gelir. İhbar tazminatı çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kavramdır; bu ödeme bir ceza değil, bildirimsiz fesih nedeniyle oluşan zararın telafisidir.
Örneğin işveren, sekiz hafta ihbar süresi tanıması gerekirken çalışanı derhal işten çıkarırsa, bu sürenin ücret karşılığını ödemekle yükümlüdür. Aynı şekilde çalışan da ihbar süresine uymadan işi bırakırsa işverene tazminat ödemesi söz konusu olabilir.
Burada önemli olan nokta şudur: İhbar süreleri çift taraflıdır. Yani yalnızca işvereni değil, çalışanı da bağlar.
Çoğu kişinin bilmediği hak: İş arama izni
İhbar süresi içerisinde çalışanlara tanınan iş arama izni, uygulamada en sık ihmal edilen haklardan biridir. Kanuna göre işveren, ihbar süresi boyunca işçiye günde en az iki saat yeni iş araması için izin vermek zorundadır ve bu süre için ücret kesintisi yapılamaz.
Çalışan isterse bu izinleri birleştirerek toplu şekilde de kullanabilir. Örneğin son günlerde daha yoğun iş görüşmeleri planlayabilir. İşverenin bu hakkı kullandırmaması halinde ise işçiye, kullanılmayan sürenin ücreti zamlı olarak ödenir.
Bu düzenleme, kanunun yalnızca iş ilişkisinin sona ermesini değil, çalışanın yeniden istihdama katılmasını da önemsediğini gösterir.
Her durumda ihbar süresi gerekli midir?
Elbette hayır. İş hukukunda bazı durumlar vardır ki taraflara derhal fesih hakkı tanır. Ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışlar, ücretin ödenmemesi, sağlık sebepleri veya zorlayıcı nedenler gibi hallerde ihbar süresi beklenmez.
Ancak uygulamada dikkat edilmesi gereken kritik bir nokta vardır: Haklı nedenle fesih iddiası somut delillere dayanmalıdır. Aksi halde “haklı fesih” olduğu düşünülerek yapılan bir işlem, yargı sürecinde haksız bulunabilir ve ciddi tazminat yükleri doğurabilir.
İşverenler için sadece hukuki değil, stratejik bir konu
İhbar sürelerini yalnızca yasal bir zorunluluk olarak görmek eksik bir bakış açısıdır. Günümüzde insan kaynağı, işletmelerin en değerli varlıklarından biri haline gelmiştir. Plansız işten çıkışlar; kurumsal hafızanın kaybolmasına, ekip dengelerinin bozulmasına ve iş süreçlerinin aksamasına neden olabilir.
Bu nedenle birçok kurumsal şirket, çalışan bağlılığını artırmaya ve ayrılık süreçlerini profesyonel şekilde yönetmeye odaklanmaktadır. Şeffaf iletişim, makul geçiş planları ve bilgi devri süreçleri, modern insan kaynakları yaklaşımının temel unsurları arasında yer alır.
Çalışan açısından bir güvence mekanizması
Ekonomik dalgalanmaların sık yaşandığı günümüz koşullarında, düzenli gelirin kesintiye uğraması bireyler için ciddi bir risk anlamına gelir. İhbar önelleri, çalışanlara yeni bir iş bulabilmeleri için zaman tanıyarak bu riski kısmen de olsa azaltır.
Bu yönüyle ihbar süreleri yalnızca hukuki değil, aynı zamanda sosyal bir koruma aracıdır. Çalışma hayatında istikrarın sağlanmasına katkıda bulunur.
Sonuç: Küçük bir detay gibi görünen büyük bir güvence
İhbar önelleri çoğu zaman teknik bir mevzuat konusu gibi algılansa da aslında çalışma hayatının sağlıklı işlemesini sağlayan önemli bir dengedir. Usulüne uygun yürütülen fesih süreçleri, hem iş barışını korur hem de taraflar arasında gereksiz uyuşmazlıkların önüne geçer.
Unutulmamalıdır ki profesyonellik, yalnızca işe alım süreçlerinde değil, yollar ayrılırken de kendini gösterir. İşten ayrılmanın da bir usulü vardır ve bu usul, çalışma hayatında güven duygusunun sürdürülebilir olmasının temel şartlarından biridir.
-
Bursa Bölge6 yıl agoKaracabey’de cinayet: 1 ölü
-
Genel1 yıl agoKARACABEY BELEDİYESİ’NDE GÖREV DEĞİŞİKLİKLERİ
-
Bursa Bölge7 yıl agoRABBİMİZ BİZDEN NELER İSTİYOR
-
Genel2 yıl agoKARACABEYLİ DUAYEN SANATÇI SEVENLERİNİ ÜZDÜ
-
Güncel2 yıl agoİYİ VE KÖTÜ AHLAK
-
Ekonomi6 yıl agoSütaş’tan “Tereyağı” açıklaması
-
Güncel6 yıl agoARAPÇA’DA “VAV” HARFİ
-
Bursa Bölge1 yıl agoKARACABEY AK PARTİ BURSA’DA YER BULAMADI




Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49
You must be logged in to post a comment Login