Güncel
“GERÇEK BELEDİYECİLİK NASIL OLUR GÖRECEKLER!”
DEVA Partisi Başkan Adayı Yasemin Tuna’dan iddialı açıklamalar:
Demokrasi ve Atılım Partisi Karacabey Belediye Başkan Adayı Yasemin Tuna, yerel seçimlere sayılı günler kala Karacabey halkına seslendi. Karacabey’e beklenen ve özlenen belediyecilik anlayışını getireceklerini belirten Tuna, “DEVA’da Deva var. Umutsuzluk yok çünkü Karacabey’in DEVA’sı var, ben varım.” dedi.
İlçe merkezi ve kırsal demeden gece gündüz seçim çalışmalarını sürdüren DEVA Partisi Karacabey Belediye Başkan Adayı Yasemin Tuna, “Seçim çalışmalarımız çok güzel ilerliyor. Açıkçası halktan umduğumdan daha güzel karşılıklar alıyorum. Gerçekten esnafları, pazaryerini dolaştığımızda çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Karacabey’in büyük bir çoğunluğu değişimden yana. Hatta Karacabey’e bayan eli değsin diyen çok insanımız var. Avrupa’da yaşamış bir Karacabeyli olarak, ilçemizi gerçek anlamda vizyoner bir bakış açısıyla yöneteceğime olan inancım tamdır. Bunun için tek isteğim halkımızdan güçlü bir destek! Belediye Başkanı seçildiğimde ‘gerçek belediyecilik’ neymiş herkes görecek.” diye konuştu.

“AK Parti belediyeciliği ilçemize 10 yıl kaybettirdi, bir 5 yıl daha kaybettirmesin”
DEVA Partisi Belediyeciliği’nin; “Şeffaf ve hesap verebilirlik” anlayışını benimsediğini vurgulayan Başkan Adayı Tuna, Ali Özkan başkanlığındaki mevcut AK Parti belediyeciliğini de eleştirdi. Tuna, “Bana göre bir belediye yönetiminin olmazsa olmazı şeffaflık ve hesap verebilirlik olmalıdır. Mevcut yönetim son 10 yılda bunu başaramadı. İnsanların kafalarında çok fazla soru işaretleri var. Oysa ki bir belediye yönetimi, büyük veya küçük fark etmez, her hangi bir işi, yatırımı, projeyi net olarak açıklamalıdır. Neyi, ne için, nasıl, ne zaman yapacağınızı halka anlatmak zorundasınız. Örneğin; ilçede alt ve üst yapı bitti diye reklam yapıyorlar. Gerçekten bitti mi? Yoksa seçim geliyor diye çalışmalar üstün körü mü yapıldı? Seçimi kazandıklarında yine Karacabey’i kazmaya devam edecekler mi? Son 10 yılda köylere ait kaç dönüm arazi sattılar? Neden sattılar? Hürriyet köylülerinin belediyeye bu kadar isyan etmesinin sebebi nedir? TEKNOSAB ile Karacabey’i nasıl bir gelecek bekliyor? Son 10 yılda ilçemizdeki otopark ve trafik keşmekeşliğine, kaldırım işgallerine neden çözüm getiremediler? Potansiyelimiz yüksek olmasına rağmen turizmde neden patlama yapamıyoruz? İlçemizde sosyal yaşam neden zayıf? Büyük köy görüntüsünden neden kurtulamıyoruz? … İşte bu ve buna benzer o kadar çok soru işaretleri var ki, mevcut belediye yönetiminin önce bunlara yanıt vermesi gerekir. Karacabey AK Parti belediyeciliği ile 10 yıl kaybetti, bir 5 yıl daha kaybetmesin. Çünkü vizyoner düşünemiyorlar. 5 yıl sonra da emin olun bundan farklı bir Karacabey olmayacak.” ifadelerine yer verdi.

“Karacabey’e yeni bir soluk getireceğiz”
“DEVA belediyeciliği ile Karacabey’e yeni bir soluk getireceğiz” diyen Belediye Başkan Adayı Yasemin Tuna, hedeflerini şöyle paylaştı: “Karacabey Belediyesi’nde hizmetler için idari, mali ve teknik asgari standartlar belirlenecek, hizmetin bu standartlar doğrultusunda planlanması, yürütülmesi ve performans ölçümünün buna göre yapılması sağlanacak. Belediyede gelir ve harcamalara ilişkin etkin bir performans izleme ve denetim yapılacak. Belediyemizde insan kaynaklarına ilişkin kariyer ve performans kriterleri geliştireceğiz.
Yerel yönetimin vurgun amacıyla kullanılmasını engelleyeceğiz. Haksız kazanç elde edilmesini mümkün kılan tüm açıkları kapatacağız. Yolsuzlukların üstüne kararlılıkla gidecek, geçmiş dönemlerde yapılan iş ve işlemleri denetime açacağız, gerekirse halk adına hukuk yoluna gideceğiz. Belediyenin mal ve hizmet alımlarında ve büyük yapım projelerinde ihale sonrası teknik ve idari şartlarda yapılan değişikliklerin Sayıştay tarafından denetimini sağlayacağız. Karacabey Belediyesi’nde imar planlarına aykırı yapılaşmaya ve kentleşmeye kesinlikle izin vermeyeceğiz.
Karacabey Belediyesi’nde rant amacı güden veya yerel yönetimlere gelir sağlama amaçlı mevzi imar planı değişiklikleri ve emsal artışlarına son vereceğiz. Belediye Meclis toplantılarımız, imar planı değişiklikleri, kaynak tahsisi, borçlanma, ihale ve satın alma kararları ile denetim raporlarına ilişkin hususları kamuoyu tarafından şeffaf ve anlaşılabilir bir şekilde izlenebilir hale getirecek, bu konuda teknolojik imkanlardan en üst düzeyde faydalanılmasını sağlayacağız.
Mevcut belediye yönetimi sayesinde varlığı ile yokluğu belli olmayan, aslında çok önemli olması gereken Kent Konseyi’ni etkin hale getirerek, faaliyetlerini destekleyecek ve karar süreçlerine aktif katılımlarını sağlayacağız. Belirli nitelikteki projelerde E-devlet (dijital) oylamalarını gerçeğe dönüştüreceğiz. Mobil destek birimleri tesis edeceğiz. Böylece şikâyet, istek ve önerilerin belediye yöneticilerine doğrudan iletilebilmesini ve acil desteklerin temin edilmesini kolaylaştıracağız.
Emekli ve yaşlılara yönelik sosyal yaşam alanları geliştireceğiz. Kadınların işgücüne daha aktif katılımını sağlamak amacıyla belediyemizin okul sonrası eğitmenli aktivite merkezleri ile kreşleri artırmasını sağlayacağız. Dar gelirli aileler için uygun şartlarda sosyal konut temin etmelerini sağlayacağız. Bu noktada tip projelerimiz ile kırsal mahallelerimize öncelik tanıyacağız.

Yerel yönetim olarak çocukları sokağa, suça, şiddete ve bağımlılığa sürükleyen nedenleri ortadan kaldırmaya yönelik çalışmaları artıracağız. Bakıma muhtaç aile büyüklerinin bakımını üstlenmiş kadınlara yönelik destekleri artıracağız. Mevsimlik tarım işçisi olarak bölgemize çalışmaya gelenlerin başta konaklama, sağlık ile umumi ve kişisel temizlik olmak üzere yaşam standartlarının iyileştirilmesine ve çocukların eğitim ihtiyacının karşılanmasına yönelik çalışmalar yürütülmesini sağlayacağız.
Yerel yönetim olarak kadın ve genç girişimcilere mekânsal destek ve belli konularda eğitim desteği verilmesini sağlayacağız. Büyükşehir Yasası ile birlikte mahalleye dönüştürülen ancak yeterli hizmet alamayan köylerin yaşadığı sorunları muhtarlarımızla birlikte mutlaka çözeceğiz.
İlçemizde otopark sorununa köklü çözümler getireceğiz. Otopark işletmeciliğine sadece yerel yönetimlere gelir sağlayıcı bir faaliyet olarak bakmayacak, insanı önceleyici ve insan hareketliliğini destekleyici yönde gözden geçireceğiz. Köy ulaşımını sil baştan ele alacağız. İnsana yakışır bir şekilde ulaşım şartlarını sağlayacağız.

İlçemizde akıllı kent çözümleri üreten ve bu çözümleri etkili kullanan bir ekosistem oluşturacağız. İlçemizde özellikle altyapı ve imar planları için rehber olacak nitelikte uzun vadeli yatırım ve kalkınmaya yönelik stratejik planlar hazırlanmasını sağlayacağız. Böylelikle her dönemde gelişi güzel yapılan ve köstebek yuvasına dönen sokak ve caddelerimizi koruyacağız. Yöneteceğimiz ilçemizde kentsel dönüşüme start verecek, geniş yollara, engelli dostu kaldırımlara, parklara, yaya ve bisiklet kullanımı ile toplu taşımaya öncelik veren caddelere kavuşturacağız. Sosyal donatı alanlarında, okul bölgelerinde ve ana arterlerde ücretsiz Wi-Fi erişim alanlarını arttıracağız. Şehir içi yollardaki hız kesici, bariyer ve fiziki önlemleri belirli bir standarda kavuşturacağız. T.C. kimlik kartlarının belediye hizmetlerine entegrasyonunu gerçekleştireceğiz.
Tamamlanmamış veya metruk yapıların doğurduğu görüntü kirliliği, halk sağlığı ve güvenlik risklerini önleyeceğiz. DEVA belediyeciliğinde yerel bütçeleme süreci ile politikaların oluşturulmasında iklim ve çevresel hedefleri dikkate alacağız. Yöneteceğimiz belediyelerde ileri atıksu arıtma tesisleri kuracağız. Su israfının en alt düzeye indirilerek çevre kirliliğini önleyip, şehrimize doğrudan kullanılabilir nitelikte su temin edilebilmesini sağlayacağız. Suyumuzu en asgari düzeyde ucuzlatarak halkımıza sunacağız. Yöneteceğimiz belediyede ses kirliliği, görüntü kirliliği ve kaldırım işgallerine karşı etkili önlemler alacağız.
Başıboş sokak hayvanlarının yönetimine dair aksaklıkları gidermek üzere süreli hayvan barınma alanlarına sürdürülebilir bir düzen getirecek, hayvan yaşam alanlarını çoğaltacağız. Temalı kent parkları yapımına hız verecek, ilçemizde Endemik/Botanik Bitki Parkları oluşturulmasına önem vereceğiz. Yöneteceğimiz belediyede kişi başına düşen erişilebilir asgari yeşil alan şartı belirleyeceğiz.

Kent kimliği açısından anıtsal karakterli yapılarla büyük ve önemli projelerin yarışmaya açılmasını ve halkoyuna sunulmasını zorunlu hale getireceğiz. Belediyemizde Kent Kültürü Birimi kuracağız. Belediyemizin sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği içinde nokta tanıtım yoluyla markalaşmış destinasyonlar oluşturmasını sağlayacağız. İlçemizde sanat eğitimi faaliyetlerini güçlendireceğiz.
Profesyonel 2. Lig’deki takımımıza kalıcı gelirler getirecek projeler üreteceğiz, böylelikle kişiye özgü değil şehrin takımının alt yapısını oluşturacağız. Amatör branşlarda spor kulüplerinin faaliyetlerini destekleyeceğiz. Yine kırsal mahallelerimizde düzenlenen futbol müsabakaları için saha ve altyapı desteği sağlayacağız. Yerel yönetimlere ait spor tesislerinden daha fazla sayıda sporsever insanımızın yararlanmasını sağlayacağız.
Özetle; görevlerimi hizmet gerekleri doğrultusunda, her türlü keyfilikten uzak, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uygun olarak hesap verebilir, şeffaf ve katılımcı bir şekilde yerine getireceğime söz veriyorum.”


Güncel
ÇOCUĞU FUHUŞA TEŞVİK İNSANLIK SUÇUDUR!
Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD), Ankara’da Aralık ayında pavyonlara yönelik düzenlenen ve reşit olmayan kız çocuklarının fuhuşa zorlandığının ortaya çıktığı operasyonlara ilişkin sert bir açıklama yaptı. CKD, söz konusu olayların yalnızca adli bir suç değil, aynı zamanda bir insanlık suçu olduğunu vurguladı.
Ankara’da iki kız çocuğunun polise başvurmasının ardından 11 pavyona eş zamanlı operasyon düzenlenmiş, operasyonlarda yaklaşık 15 reşit olmayan kız çocuğunun fuhuşa zorlandığı ve bu mekânlarda uyuşturucu satışının da yapıldığı tespit edilmişti. Konuya ilişkin açıklama yapan CKD, pavyon işletmecileri ile bu duruma sessiz kalan mekân çalışanlarının “çocuğu fuhuşa teşvik” suçunun yanı sıra insanlık suçu da işlediğini belirtti.
Açıklamada, çocukların geleceğini karartan bu suçların ağır sonuçlarına dikkat çekilerek, “Burada açıkça çocuğu fuhuşa zorlama suçu işlenmiştir. Ancak çocukların uğradığı bu istismar, etkileri ömür boyu süren bir insanlık suçu olarak da değerlendirilmelidir” denildi.
CKD açıklamasında, “Reşit olmayan çocuk demek, zorunlu eğitim çağındaki çocuk demektir” vurgusu yapılarak, şu sorular yöneltildi:
“Bu çocukların aileleri nerede? Neden okulda değiller? Okul kayıtları yok mu? Yoksa bir milyonu aşkın açık öğretim öğrencisi arasında, nerede oldukları bilinmeyen birer sayıdan mı ibaretler?”
Bazı çocukların, söz konusu mekânlara ücretsiz yeme-içme imkânı sunulduğu gerekçesiyle gidip gelmeye başladıkları, daha sonra ise fuhuşa zorlandıkları ifade edilen açıklamada, çocukların ne eğitim hayatının ne de aile desteğinin içinde olduğu, derin bir çaresizlik ve kimsesizlikle karşı karşıya kaldıkları belirtildi. CKD, ortaya çıkan bu olayların “buzdağının yalnızca görünen kısmı” olduğuna dikkat çekti.
Açıklamanın devamında, benzer olayların önlenebilmesi için faillerin en ağır cezalarla cezalandırılması gerektiği vurgulanarak, “Her ortaya çıkarılan vakada adaletin eksiksiz işlemesi, çocuk istismarının önüne geçilmesi açısından hayati önemdedir” ifadelerine yer verildi.
CKD, sorunun bireysel değil sistemsel olduğunun altını çizerek, küresel sömürü sisteminin yarattığı toplumsal ve ahlaki çürümenin en çok çocukları hedef aldığına dikkat çekti. Kamucu ve halkçı bir yönetim anlayışının, tüm kurumlarıyla çocukları koruyacağını savunan dernek, “Tek bir evladımızın bile kayıp gitmesine göz yumulmamalıdır” görüşünü dile getirdi.
Açıklama, “Cumhuriyetimizin ‘kimsesizlerin kimsesi’ anlayışıyla, insanı merkeze alan yeni bir uygarlık mücadelesini sürdürmeye devam edeceğiz” ifadeleriyle sona erdi.
Güncel
TRAKYA BİRLİK OLAĞAN GENEL KURULU GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Trakya Birlik 2024–2025 İş Yılı Olağan Genel Kurul Toplantısı, 05 Ocak 2026 tarihinde Edirne Mimar Sinan Kapalı Spor Salonu’nda geniş katılımla gerçekleştirildi.
Genel kurulda konuşan Trakya Birlik Yönetim Kurulu Başkanı Şafak Kırbiç, Türk çiftçisinin tüm zorluklara rağmen üretimden vazgeçmeyen kararlı yapısına dikkat çekti. Kırbiç, Bursa’nın Harmancık ilçesinde çıkan orman yangınına, patlak lastiğine rağmen su taşıyan bir çiftçinin hikâyesini örnek göstererek, bu tablonun Türk çiftçisinin fedakârlığını ve vatan bilincini açıkça ortaya koyduğunu ifade etti.
1966 yılında ayçiçeği üreticisinin emeğini korumak ve ürününü değerinde pazarlamak amacıyla kurulan Trakya Birlik’in bugün 60 yıllık köklü bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayan Kırbiç, Birliğin yalnızca alım yapan bir kuruluş değil; ayçiçeğini modern tesislerinde yağ, margarin ve hayvansal yeme dönüştüren entegre bir tarım-sanayi modeli sunduğunu belirtti. Trakya Birlik’in kriz dönemlerinde piyasayı dengeleyen, fiyat istikrarı sağlayan ve yerli üretimi koruyan stratejik bir kurum haline geldiğini dile getirdi.

237 bin ton Ayçiçeği alındı, 5 milyar TL’yi aşkın ödeme yapıldı
2024–2025 iş yılında ayçiçeği hasadı sürecinde üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi için kamu otoriteleriyle yoğun temas yürütüldüğünü aktaran Kırbiç, yurt dışı fiyat baskısına karşı alınan tedbirlerle piyasanın desteklendiğini söyledi. Bu kapsamda Birlik tarafından 237 bin ton ayçiçeği alımı gerçekleştirildiğini ve üreticilere 5 milyar 49 milyon TL ürün bedeli ödendiğini açıkladı.
Yüksek finansman maliyetlerinin tüm sektörleri olduğu gibi Trakya Birlik’i de zorladığını ifade eden Kırbiç, buna rağmen ortaklara 2 milyar 795 milyon TL kredi kullandırılarak tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlandığını kaydetti.

Aynı iş yılında 182 bin ton yem, 28 bin ton küspe, 37 bin ton gübre, 54 bin torba ayçiçeği tohumu ve 137 bin litre zirai ilaç satışı gerçekleştirildiğini belirten Kırbiç, rafine yağ satışının ise 187 bin 814 tona ulaştığını ifade etti. Bu rakamların, yüksek faiz ortamına rağmen Trakya Birlik ve kooperatiflerinin güçlü organizasyon yapısını ortaya koyduğunu vurguladı.
2025–2026 sezonunda piyasa tarife kontenjanıyla toparlandı
2025–2026 sezonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kırbiç, aşırı sıcaklar ve kuraklık nedeniyle üretimde düşüş yaşandığını, Cumhurbaşkanı Kararı ile devreye alınan tarife kontenjanı uygulamasının ise piyasada toparlanma sağladığını belirtti. Bu süreçte 4 Ağustos 2025’te 28 bin TL/ton avans, 28 Eylül 2025’te ise 33 bin TL/ton kesin fiyat açıklandığını ifade eden Kırbiç, kampanya döneminde 151 bin 740 ton ayçiçeği alımı yapıldığını ve bedelin tamamının üreticilere ödendiğini bildirdi.

Hasat sonrası dönemde Birliğe bağlı iki işletmede üretimin 24 saat esasına göre sürdüğünü belirten Kırbiç, tüm faaliyetlerde iş sağlığı ve güvenliği ile tüketici sağlığının öncelikli olduğunu vurguladı. Konuşmasının sonunda Trakya Birlik’in 60. kuruluş yılını kutlayan Kırbiç, genel kurulun üreticiler ve ülke tarımı için hayırlı olmasını diledi.
Divan heyeti seçildi, tüm maddeler oy birliğiyle kabul edildi
Açılış konuşmasının ardından Divan Heyeti’nin seçimine geçildi. Yapılan oylama sonucunda Divan Başkanlığı’na Göksel Baytok (Babaeski Koop.), Başkan Vekilliği’ne Zekeriya Güven (Şarköy Koop.), Katip Üyeliklere ise Hakkı Çetin (Yenişehir Koop.) ve Metin Yıldırım (Lalapaşa Koop.) seçildi.

Divan Başkanı Göksel Baytok, destek veren tüm birlik temsilcilerine teşekkür ederek gündem maddelerine geçildiğini duyurdu. Atatürk ve Aziz Şehitlerimiz için yapılan saygı duruşu ve okunan İstiklal Marşı’nın ardından, çalışma raporları ile bilanço ve gelir tabloları okunarak oy birliğiyle ibra edildi. Gündemde yer alan tüm maddeler delegelerin onayına sunularak oy birliğiyle kabul edildi.
Dilek ve temenniler bölümünde söz alan Yönetim Kurulu Başkanı Şafak Kırbiç, genel kurula katılım sağlayan tüm delegelere teşekkür ederek toplantıyı sonlandırdı.

Güncel
SARIBAL: “TARIMDA TARİHİ KÜÇÜLME AĞIR GIDA KRİZİNİN HABERCİSİ”
CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye’nin son 25 yılın en sert tarımsal küçülmesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. IMF ve Dünya Bankası tarafından dayatılan, 2000’li yılların başından itibaren siyasi iktidarlarca uygulanan neoliberal politikaların tarımda derin bir istikrarsızlık yarattığını vurgulayan Sarıbal, bu süreçte tarımın büyüme hızının sürekli olarak gayrisafi yurt içi hasılanın gerisinde kaldığını ifade etti. “Son 22 yılda Türkiye ekonomisi yıllık ortalama yüzde 5,4 oranında büyürken, tarım katma değerindeki büyüme yalnızca yüzde 3’te kaldı. 2025 yılının üçüncü çeyreğinde ekonomi yüzde 3,7 büyürken, tarım sektörü yüzde 12,7 oranında küçüldü. Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın da ifade ettiği bu tablo, ekonomi literatürüne ‘negatif büyüme’ gibi trajikomik bir kavram kazandırdı” diyen Sarıbal, bu küçülmenin ne tesadüf ne de yalnızca zirai don ve kuraklıkla açıklanabileceğini söyledi. Son 20 yılda tarımda 2,6 milyon kişilik istihdam kaybı yaşandığını vurgulayan Sarıbal, özellikle küçük ölçekli çiftçilerin, tarım işçilerinin, kiracı ve ortakçıların, küçükbaş hayvancılıkla geçinenlerin bu politikalardan en ağır biçimde etkilendiğini belirterek, “Yüzde 12,7’lik küçülme yanlış tercihlerle, ideolojik körlükle ve plansızlıkla yaratılmış bir politik sonuçtur. Türkiye büyürken tarım küçülüyorsa, bu büyüme sürdürülebilir değil; aksine gelecekte çok daha ağır bir gıda krizinin habercisidir” diye konuştu.
Girdi maliyetleri patladı, destekler buharlaştı
Saray iktidarının büyümeyi inşaat, tüketim ve kredi genişlemesi üzerinden kurguladığını; tarımı ise stratejik bir sektör olarak görmemeyi tercih ettiğini ifade eden Sarıbal’a göre bu yaklaşımın en somut sonucu, desteklerin hem yetersiz kalması hem de enflasyon karşısında erimesi. Tarım Kanunu’na göre bütçeden tarımsal desteklere ayrılması gereken payın GSYH’nin en az yüzde 1’i olması gerektiğini hatırlatan Sarıbal, “Çiftçiye verilen pay bunun neredeyse beşte biri bile değil; binde 2 seviyesinde. Bu, açık bir yasa ihlalidir” dedi.
Mazot, gübre, ilaç ve tohum gibi temel girdilerdeki fahiş artışların çiftçiye verilen desteklerle telafi edilemediğini belirten Sarıbal, endüstriyel tarım modelinin yoğun girdi kullanımına dayandığını; ancak bu girdilerin büyük ölçüde çok uluslu şirketlerin kontrolünde olduğunu vurguladı. Ticari tohum ve pestisit piyasasında BASF, Bayer, Corteva ve Syngenta gibi şirketlerin küresel pazara hakim olduğuna dikkati çeken Sarıbal, “Bu şirketler küresel tohum pazarının yüzde 56’sını, pestisit pazarının ise yüzde 61’ini kontrol ediyor. Gübrede de en büyük 10 şirket, pazarın yaklaşık yüzde 40’ına sahip” dedi. Türkiye’nin tohumdan gübreye, mazottan tarım makinelerine kadar temel girdilerde dışa bağımlı olduğunu belirten Sarıbal, döviz kurlarındaki artışın maliyetleri hızla yükselttiğini, bunun da çiftçiyi girdi kullanımını azaltmaya zorladığını söyledi. “Sonuç verim düşüşü, kalite kaybı ve daha az üretimdir” diye konuştu.
Dünyanın en çok ithalat yapan 10 ülkesinden biri Türkiye
İthalata dayalı politikaların yerli üreticiyi sistematik biçimde tasfiye ettiğini vurgulayan Sarıbal, tarımda planlama eksikliğinin ve kurumsal çöküşün derinleştiğini söyledi. Milletvekili Sarıbal, hangi ürünün nerede ve ne kadar ekileceğine, su kaynaklarının nasıl korunacağına ve iklim krizine karşı nasıl önlem alınacağına dair bütüncül bir politikanın bulunmadığını belirtti. İktidarın 2024’te tarımsal hasılanın 74 milyar dolara çıktığını ve Türkiye’nin dünyanın en büyük 7’nci tarım ekonomisi olduğunu öne sürdüğünü hatırlatan Sarıbal, bu söylemin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre Türkiye’nin 2022’de 32 milyar dolarlık tarım ürünü ithalatıyla dünyanın en çok ithalat yapan 10 ülkesi arasına girdiğini belirten Sarıbal, aynı yıl tarım ihracatının 30 milyar dolar olduğunu ve Türkiye’nin ilk 10 ihracatçı arasında yer almadığını ifade etti.
Ucuz emek ve yüksek sömürü
2024 verilerine göre tarımda istihdamın yaklaşık 4,8–5 milyon kişi düzeyinde olduğunu, bunun toplam istihdamın yaklaşık yüzde 15’ine karşılık geldiğini hatırlatan Sarıbal, bu işgücüne rağmen çalışan başına düşen katma değerin son derece düşük olduğuna dikkati çekti. Sarıbal’ın paylaştığı verilere göre, 2015 yılı sabit ABD doları fiyatlarıyla 2024’te kişi başına tarımsal katma değer Türkiye’de yalnızca 14 bin dolar seviyesinde kaldı. Aynı gösterge Arjantin’de 174 bin dolar, Avustralya’da 127 bin dolar, ABD’de 85 bin dolar, Hollanda’da 80 bin dolar, Almanya’da 57 bin dolar, Fransa’da 47 bin dolar ve hatta Özbekistan’da 18 bin dolar. “İktidarın övündüğü 74 milyar dolarlık tarımsal hasıla, çiftçinin cebine girmiyor” diyen Sarıbal, bu tablonun tarımda verimlilikten çok ucuz emek ve yüksek sömürüye dayalı bir yapıyı gösterdiğini vurguladı. Sarıbal, tarım sektörünün son 20 yılda 2,6 milyon istihdam kaybettiğini hatırlatarak, 2002 yılında 7,5 milyon olan tarımsal istihdamın 2024 itibarıyla 4,8 milyona düştüğünü ifade etti. “Bu, tarımın küçüldüğünün ve üreticinin sistemli biçimde üretimden itildiğinin açık göstergesidir” dedi.
-
Bursa Bölge6 yıl agoKaracabey’de cinayet: 1 ölü
-
Genel1 yıl agoKARACABEY BELEDİYESİ’NDE GÖREV DEĞİŞİKLİKLERİ
-
Bursa Bölge6 yıl agoRABBİMİZ BİZDEN NELER İSTİYOR
-
Ekonomi6 yıl agoSütaş’tan “Tereyağı” açıklaması
-
Güncel2 yıl agoİYİ VE KÖTÜ AHLAK
-
Bursa Bölge1 yıl agoKARACABEY AK PARTİ BURSA’DA YER BULAMADI
-
Güncel6 yıl agoARAPÇA’DA “VAV” HARFİ
-
Genel2 yıl agoKARACABEYLİ DUAYEN SANATÇI SEVENLERİNİ ÜZDÜ




Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49
You must be logged in to post a comment Login