Güncel
FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK Mİ, YOKSA KABULLENİŞ Mİ?
Nevzat Çakır
Karacabey siyasetinde bir süredir sessizlik hakim. Yaklaşık 15 yıllık gazetecilik hayatımda ilk kez bu kadar uzun süre ‘sessiz siyasete’ tanık oluyorum. Çok ilginç gerçekten! Yoksa fırtına öncesi sessizlik mi bu?
Tabii bu ilginç sessizlik en çok iktidar partisinin işine yarıyor. Sonuçta size eleştiri gelmiyorsa her şey yolunda demektir. Öyle değil mi Sayın Muhalefet?!
İlla yayın kuruluşlarına basın açıklaması yapmak zorunda değilsiniz tabii ama sosyal medya hesaplarınıza baktığımda orada da gayet sessizsiniz maşallah! İşiniz gücünüz görüntü, reklam… Kiminiz açılışa gidip kurdele kesmişsiniz, kiminiz birilerini konuk edip çay-kahve içmişsiniz, kiminiz şu programa katılım sağladık falan yazmışsınız… Bravo size aynen böyle devam(!)
Sizin bu sözde siyaset anlayışınızdan ben Karacabey’de hiçbir sorunun olmadığını, işlerin gayet yolunda gittiğini anlıyorum. Doğru mudur Sayın Muhalefet?
Muhalefet partileri içinde samimi gördüğüm bazı kişilere “Nedir bu sessizlik?” diye sorduğumda, “Daha kongremiz var, daha yeni kongreden çıktık, daha yeni yönetimi oluşturduk, daha başkan adayımız belli olmadı, daha genel merkezden talimat gelmedi, Ankara’dayım, yoldayım, daha şöyle olmadı, böyle olmadı vs.” gibi trajikomik yanıtlar alınca şok oluyorum açıkçası.
İyi de siz talimatla mı çalışıyorsunuz veya talimatla mı çalışacaksınız? Sizin halka karşı bir sorumluluğunuz yok mu? Mevcut iktidarı ve belediye yönetimini sorgulamak sizin göreviniz değil mi? Yoksa her zaman yaptığınız gibi seçimlere 2 ay kala mı sahalara inip açıklamalar yapmayı düşünüyorsunuz? Bu taktik pek işe yaramıyor maalesef. Hala anlamıyor musunuz?
Partinizde hiçbir hareketlilik yoksa siz bir siyasetçi olarak tek başınıza çıkar yine bir şeyler söyleyebilirsiniz bence. Yani siz tek başınıza iktidarı eleştirdiğinizde, belediye yönetiminin faaliyetlerini sorguladığınızda partinizden tepki alacağınızı mı düşünüyorsunuz? Eğer öyleyse o partide 1 dakika bile durmayın.
Muhalefetin görevi sorgulamaktır. Ama sürekli, sıklıkla sorgulamaktır! Ayda yılda bir kere cılız açıklama yapmakla olmaz. Egonuzu tatmin etmekten başka bir şey yapmıyorsunuz. Halka karşı sorumluluğunuzu unutmayın! Talimatla çalışan siyasetçiden de hiçbir şey olmaz…
Örneğin başta ekonomi olmak üzere ülkenin gidişatı sizce ne durumda? Eğitimden sağlığa, her dakika her şeye gelen zamlardan sosyal yaşama kadar sizce halk memnun mu? Hükümetin sığınmacılarla ilgili politikası hakkında ne düşünüyorsunuz? Karacabey yereline bakarsak, ilçemiz sizce vizyoner bir anlayışla yönetiliyor mu? 10 yıl önceki Karacabey ile şimdiki Karacabey arasında fark var mı? Karacabey sizce ‘Büyük Köy’ görüntüsünden kurtuldu mu? Büyükşehir Yasası köylere ne kazandırdı, ne kaybettirdi? Köyler hak ettiği hizmetleri alabiliyor mu? Karacabey’deki altyapı çalışmalarında sizce plan-program eksikliği var mı? İlçemizde sosyal belediyecilik uygulanıyor mu? Sizce Karacabeyliler’in sosyal yaşamına belediyenin katkısı var mı? Belediye harcamalarının nerelere yapıldığını sorgulamayı düşünüyor musunuz? Halkın paraları nerelere gidiyor? İşe alımlarda torpil yapılıyor mu? Veya işe birini alırken partizanlık yapılıyor mu? İlçemizde başlayan yatırımlar sonra ne oluyor da bir türlü tamamlanamıyor? Örneğin Cumhuriyet İlkokulu ve 14 Eylül Ortaokulu inşaatları neden uzadı? Atatürk Kültür Parkı’ndaki Kültür Merkezi neden gecikti? Kaldırım işgalleri, trafik keşmekeşliği, ulaşımda yaşanan sıkıntılar sizi hiç rahatsız etmiyor mu? Bu ve bunun gibi çok sayıda konu hakkında diyecek hiç mi sözünüz yok?
Yanı sıra muhalefet olarak Karacabey ve ülke yararına sizlerin bir önerisi, projesi, fikri hiç mi yok? Artık yeni şeyler söylemeniz gerekmiyor mu? Seçimlere 2 ay kala mı harekete geçeceksiniz? Yoksa önümüzdeki yerel seçimleri de kaybettiğinizi mi kabullendiniz?
Açıkçası Karacabey’de hangi vatandaşla konuşsam bana AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın adayı kim olacak diye soruyor? Sizin bu sessizliğiniz yüzünden Karacabey’de vatandaşlar, “Cumhur İttifakı’nın adayı kim olursa olsun seçimi yine kazanır. Bu muhalefetten bir şey olmaz” düşüncesi hakim bilesiniz… Kısacası Karacabey’de halkın çoğu sizden ümidini kesmiş durumda!
Bakın siz muhalefet olarak görevinizi yapmazsanız, iktidarı ve belediye yönetimini sürekli sorgulamazsanız onların zaten hesap vermek gibi bir niyetleri yok. Tek gazeteciler yazdığında ve sorguladığında, maalesef güç zehirlenmesi yaşayan bazı yetki sahibi yönetici ve siyasiler bu sefer o gazetecilere karşı ambargo, baskı, yok sayma, sindirme, susturma ve şiddete varan eylemler içine girebiliyorlar? İlçemizde ve ülkemizde bunlar hep yaşanıyor…
Son söz; şuan hapishanelerde olan gazetecilerin çoğu sizin etkin muhalefet yap(a)mamanızdan dolayı içerideler. Bunu da unutmayın!
NOT: Yukarıdaki eleştirilerim şuan muhalefette olan ve Karacabey’de de teşkilatları bulunan; CHP, İYİ Parti, Saadet, DEVA, Demokrat Parti, Memleket, Vatan, Yeniden Refah ve yeni kurulmuş olmasından dolayı kısmen Zafer Partisi içindir.
Güncel
ÇOCUĞU FUHUŞA TEŞVİK İNSANLIK SUÇUDUR!
Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD), Ankara’da Aralık ayında pavyonlara yönelik düzenlenen ve reşit olmayan kız çocuklarının fuhuşa zorlandığının ortaya çıktığı operasyonlara ilişkin sert bir açıklama yaptı. CKD, söz konusu olayların yalnızca adli bir suç değil, aynı zamanda bir insanlık suçu olduğunu vurguladı.
Ankara’da iki kız çocuğunun polise başvurmasının ardından 11 pavyona eş zamanlı operasyon düzenlenmiş, operasyonlarda yaklaşık 15 reşit olmayan kız çocuğunun fuhuşa zorlandığı ve bu mekânlarda uyuşturucu satışının da yapıldığı tespit edilmişti. Konuya ilişkin açıklama yapan CKD, pavyon işletmecileri ile bu duruma sessiz kalan mekân çalışanlarının “çocuğu fuhuşa teşvik” suçunun yanı sıra insanlık suçu da işlediğini belirtti.
Açıklamada, çocukların geleceğini karartan bu suçların ağır sonuçlarına dikkat çekilerek, “Burada açıkça çocuğu fuhuşa zorlama suçu işlenmiştir. Ancak çocukların uğradığı bu istismar, etkileri ömür boyu süren bir insanlık suçu olarak da değerlendirilmelidir” denildi.
CKD açıklamasında, “Reşit olmayan çocuk demek, zorunlu eğitim çağındaki çocuk demektir” vurgusu yapılarak, şu sorular yöneltildi:
“Bu çocukların aileleri nerede? Neden okulda değiller? Okul kayıtları yok mu? Yoksa bir milyonu aşkın açık öğretim öğrencisi arasında, nerede oldukları bilinmeyen birer sayıdan mı ibaretler?”
Bazı çocukların, söz konusu mekânlara ücretsiz yeme-içme imkânı sunulduğu gerekçesiyle gidip gelmeye başladıkları, daha sonra ise fuhuşa zorlandıkları ifade edilen açıklamada, çocukların ne eğitim hayatının ne de aile desteğinin içinde olduğu, derin bir çaresizlik ve kimsesizlikle karşı karşıya kaldıkları belirtildi. CKD, ortaya çıkan bu olayların “buzdağının yalnızca görünen kısmı” olduğuna dikkat çekti.
Açıklamanın devamında, benzer olayların önlenebilmesi için faillerin en ağır cezalarla cezalandırılması gerektiği vurgulanarak, “Her ortaya çıkarılan vakada adaletin eksiksiz işlemesi, çocuk istismarının önüne geçilmesi açısından hayati önemdedir” ifadelerine yer verildi.
CKD, sorunun bireysel değil sistemsel olduğunun altını çizerek, küresel sömürü sisteminin yarattığı toplumsal ve ahlaki çürümenin en çok çocukları hedef aldığına dikkat çekti. Kamucu ve halkçı bir yönetim anlayışının, tüm kurumlarıyla çocukları koruyacağını savunan dernek, “Tek bir evladımızın bile kayıp gitmesine göz yumulmamalıdır” görüşünü dile getirdi.
Açıklama, “Cumhuriyetimizin ‘kimsesizlerin kimsesi’ anlayışıyla, insanı merkeze alan yeni bir uygarlık mücadelesini sürdürmeye devam edeceğiz” ifadeleriyle sona erdi.
Güncel
TRAKYA BİRLİK OLAĞAN GENEL KURULU GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Trakya Birlik 2024–2025 İş Yılı Olağan Genel Kurul Toplantısı, 05 Ocak 2026 tarihinde Edirne Mimar Sinan Kapalı Spor Salonu’nda geniş katılımla gerçekleştirildi.
Genel kurulda konuşan Trakya Birlik Yönetim Kurulu Başkanı Şafak Kırbiç, Türk çiftçisinin tüm zorluklara rağmen üretimden vazgeçmeyen kararlı yapısına dikkat çekti. Kırbiç, Bursa’nın Harmancık ilçesinde çıkan orman yangınına, patlak lastiğine rağmen su taşıyan bir çiftçinin hikâyesini örnek göstererek, bu tablonun Türk çiftçisinin fedakârlığını ve vatan bilincini açıkça ortaya koyduğunu ifade etti.
1966 yılında ayçiçeği üreticisinin emeğini korumak ve ürününü değerinde pazarlamak amacıyla kurulan Trakya Birlik’in bugün 60 yıllık köklü bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayan Kırbiç, Birliğin yalnızca alım yapan bir kuruluş değil; ayçiçeğini modern tesislerinde yağ, margarin ve hayvansal yeme dönüştüren entegre bir tarım-sanayi modeli sunduğunu belirtti. Trakya Birlik’in kriz dönemlerinde piyasayı dengeleyen, fiyat istikrarı sağlayan ve yerli üretimi koruyan stratejik bir kurum haline geldiğini dile getirdi.

237 bin ton Ayçiçeği alındı, 5 milyar TL’yi aşkın ödeme yapıldı
2024–2025 iş yılında ayçiçeği hasadı sürecinde üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi için kamu otoriteleriyle yoğun temas yürütüldüğünü aktaran Kırbiç, yurt dışı fiyat baskısına karşı alınan tedbirlerle piyasanın desteklendiğini söyledi. Bu kapsamda Birlik tarafından 237 bin ton ayçiçeği alımı gerçekleştirildiğini ve üreticilere 5 milyar 49 milyon TL ürün bedeli ödendiğini açıkladı.
Yüksek finansman maliyetlerinin tüm sektörleri olduğu gibi Trakya Birlik’i de zorladığını ifade eden Kırbiç, buna rağmen ortaklara 2 milyar 795 milyon TL kredi kullandırılarak tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlandığını kaydetti.

Aynı iş yılında 182 bin ton yem, 28 bin ton küspe, 37 bin ton gübre, 54 bin torba ayçiçeği tohumu ve 137 bin litre zirai ilaç satışı gerçekleştirildiğini belirten Kırbiç, rafine yağ satışının ise 187 bin 814 tona ulaştığını ifade etti. Bu rakamların, yüksek faiz ortamına rağmen Trakya Birlik ve kooperatiflerinin güçlü organizasyon yapısını ortaya koyduğunu vurguladı.
2025–2026 sezonunda piyasa tarife kontenjanıyla toparlandı
2025–2026 sezonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kırbiç, aşırı sıcaklar ve kuraklık nedeniyle üretimde düşüş yaşandığını, Cumhurbaşkanı Kararı ile devreye alınan tarife kontenjanı uygulamasının ise piyasada toparlanma sağladığını belirtti. Bu süreçte 4 Ağustos 2025’te 28 bin TL/ton avans, 28 Eylül 2025’te ise 33 bin TL/ton kesin fiyat açıklandığını ifade eden Kırbiç, kampanya döneminde 151 bin 740 ton ayçiçeği alımı yapıldığını ve bedelin tamamının üreticilere ödendiğini bildirdi.

Hasat sonrası dönemde Birliğe bağlı iki işletmede üretimin 24 saat esasına göre sürdüğünü belirten Kırbiç, tüm faaliyetlerde iş sağlığı ve güvenliği ile tüketici sağlığının öncelikli olduğunu vurguladı. Konuşmasının sonunda Trakya Birlik’in 60. kuruluş yılını kutlayan Kırbiç, genel kurulun üreticiler ve ülke tarımı için hayırlı olmasını diledi.
Divan heyeti seçildi, tüm maddeler oy birliğiyle kabul edildi
Açılış konuşmasının ardından Divan Heyeti’nin seçimine geçildi. Yapılan oylama sonucunda Divan Başkanlığı’na Göksel Baytok (Babaeski Koop.), Başkan Vekilliği’ne Zekeriya Güven (Şarköy Koop.), Katip Üyeliklere ise Hakkı Çetin (Yenişehir Koop.) ve Metin Yıldırım (Lalapaşa Koop.) seçildi.

Divan Başkanı Göksel Baytok, destek veren tüm birlik temsilcilerine teşekkür ederek gündem maddelerine geçildiğini duyurdu. Atatürk ve Aziz Şehitlerimiz için yapılan saygı duruşu ve okunan İstiklal Marşı’nın ardından, çalışma raporları ile bilanço ve gelir tabloları okunarak oy birliğiyle ibra edildi. Gündemde yer alan tüm maddeler delegelerin onayına sunularak oy birliğiyle kabul edildi.
Dilek ve temenniler bölümünde söz alan Yönetim Kurulu Başkanı Şafak Kırbiç, genel kurula katılım sağlayan tüm delegelere teşekkür ederek toplantıyı sonlandırdı.

Güncel
SARIBAL: “TARIMDA TARİHİ KÜÇÜLME AĞIR GIDA KRİZİNİN HABERCİSİ”
CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye’nin son 25 yılın en sert tarımsal küçülmesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. IMF ve Dünya Bankası tarafından dayatılan, 2000’li yılların başından itibaren siyasi iktidarlarca uygulanan neoliberal politikaların tarımda derin bir istikrarsızlık yarattığını vurgulayan Sarıbal, bu süreçte tarımın büyüme hızının sürekli olarak gayrisafi yurt içi hasılanın gerisinde kaldığını ifade etti. “Son 22 yılda Türkiye ekonomisi yıllık ortalama yüzde 5,4 oranında büyürken, tarım katma değerindeki büyüme yalnızca yüzde 3’te kaldı. 2025 yılının üçüncü çeyreğinde ekonomi yüzde 3,7 büyürken, tarım sektörü yüzde 12,7 oranında küçüldü. Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın da ifade ettiği bu tablo, ekonomi literatürüne ‘negatif büyüme’ gibi trajikomik bir kavram kazandırdı” diyen Sarıbal, bu küçülmenin ne tesadüf ne de yalnızca zirai don ve kuraklıkla açıklanabileceğini söyledi. Son 20 yılda tarımda 2,6 milyon kişilik istihdam kaybı yaşandığını vurgulayan Sarıbal, özellikle küçük ölçekli çiftçilerin, tarım işçilerinin, kiracı ve ortakçıların, küçükbaş hayvancılıkla geçinenlerin bu politikalardan en ağır biçimde etkilendiğini belirterek, “Yüzde 12,7’lik küçülme yanlış tercihlerle, ideolojik körlükle ve plansızlıkla yaratılmış bir politik sonuçtur. Türkiye büyürken tarım küçülüyorsa, bu büyüme sürdürülebilir değil; aksine gelecekte çok daha ağır bir gıda krizinin habercisidir” diye konuştu.
Girdi maliyetleri patladı, destekler buharlaştı
Saray iktidarının büyümeyi inşaat, tüketim ve kredi genişlemesi üzerinden kurguladığını; tarımı ise stratejik bir sektör olarak görmemeyi tercih ettiğini ifade eden Sarıbal’a göre bu yaklaşımın en somut sonucu, desteklerin hem yetersiz kalması hem de enflasyon karşısında erimesi. Tarım Kanunu’na göre bütçeden tarımsal desteklere ayrılması gereken payın GSYH’nin en az yüzde 1’i olması gerektiğini hatırlatan Sarıbal, “Çiftçiye verilen pay bunun neredeyse beşte biri bile değil; binde 2 seviyesinde. Bu, açık bir yasa ihlalidir” dedi.
Mazot, gübre, ilaç ve tohum gibi temel girdilerdeki fahiş artışların çiftçiye verilen desteklerle telafi edilemediğini belirten Sarıbal, endüstriyel tarım modelinin yoğun girdi kullanımına dayandığını; ancak bu girdilerin büyük ölçüde çok uluslu şirketlerin kontrolünde olduğunu vurguladı. Ticari tohum ve pestisit piyasasında BASF, Bayer, Corteva ve Syngenta gibi şirketlerin küresel pazara hakim olduğuna dikkati çeken Sarıbal, “Bu şirketler küresel tohum pazarının yüzde 56’sını, pestisit pazarının ise yüzde 61’ini kontrol ediyor. Gübrede de en büyük 10 şirket, pazarın yaklaşık yüzde 40’ına sahip” dedi. Türkiye’nin tohumdan gübreye, mazottan tarım makinelerine kadar temel girdilerde dışa bağımlı olduğunu belirten Sarıbal, döviz kurlarındaki artışın maliyetleri hızla yükselttiğini, bunun da çiftçiyi girdi kullanımını azaltmaya zorladığını söyledi. “Sonuç verim düşüşü, kalite kaybı ve daha az üretimdir” diye konuştu.
Dünyanın en çok ithalat yapan 10 ülkesinden biri Türkiye
İthalata dayalı politikaların yerli üreticiyi sistematik biçimde tasfiye ettiğini vurgulayan Sarıbal, tarımda planlama eksikliğinin ve kurumsal çöküşün derinleştiğini söyledi. Milletvekili Sarıbal, hangi ürünün nerede ve ne kadar ekileceğine, su kaynaklarının nasıl korunacağına ve iklim krizine karşı nasıl önlem alınacağına dair bütüncül bir politikanın bulunmadığını belirtti. İktidarın 2024’te tarımsal hasılanın 74 milyar dolara çıktığını ve Türkiye’nin dünyanın en büyük 7’nci tarım ekonomisi olduğunu öne sürdüğünü hatırlatan Sarıbal, bu söylemin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre Türkiye’nin 2022’de 32 milyar dolarlık tarım ürünü ithalatıyla dünyanın en çok ithalat yapan 10 ülkesi arasına girdiğini belirten Sarıbal, aynı yıl tarım ihracatının 30 milyar dolar olduğunu ve Türkiye’nin ilk 10 ihracatçı arasında yer almadığını ifade etti.
Ucuz emek ve yüksek sömürü
2024 verilerine göre tarımda istihdamın yaklaşık 4,8–5 milyon kişi düzeyinde olduğunu, bunun toplam istihdamın yaklaşık yüzde 15’ine karşılık geldiğini hatırlatan Sarıbal, bu işgücüne rağmen çalışan başına düşen katma değerin son derece düşük olduğuna dikkati çekti. Sarıbal’ın paylaştığı verilere göre, 2015 yılı sabit ABD doları fiyatlarıyla 2024’te kişi başına tarımsal katma değer Türkiye’de yalnızca 14 bin dolar seviyesinde kaldı. Aynı gösterge Arjantin’de 174 bin dolar, Avustralya’da 127 bin dolar, ABD’de 85 bin dolar, Hollanda’da 80 bin dolar, Almanya’da 57 bin dolar, Fransa’da 47 bin dolar ve hatta Özbekistan’da 18 bin dolar. “İktidarın övündüğü 74 milyar dolarlık tarımsal hasıla, çiftçinin cebine girmiyor” diyen Sarıbal, bu tablonun tarımda verimlilikten çok ucuz emek ve yüksek sömürüye dayalı bir yapıyı gösterdiğini vurguladı. Sarıbal, tarım sektörünün son 20 yılda 2,6 milyon istihdam kaybettiğini hatırlatarak, 2002 yılında 7,5 milyon olan tarımsal istihdamın 2024 itibarıyla 4,8 milyona düştüğünü ifade etti. “Bu, tarımın küçüldüğünün ve üreticinin sistemli biçimde üretimden itildiğinin açık göstergesidir” dedi.
-
Bursa Bölge6 yıl agoKaracabey’de cinayet: 1 ölü
-
Genel1 yıl agoKARACABEY BELEDİYESİ’NDE GÖREV DEĞİŞİKLİKLERİ
-
Bursa Bölge6 yıl agoRABBİMİZ BİZDEN NELER İSTİYOR
-
Genel2 yıl agoKARACABEYLİ DUAYEN SANATÇI SEVENLERİNİ ÜZDÜ
-
Güncel2 yıl agoİYİ VE KÖTÜ AHLAK
-
Ekonomi6 yıl agoSütaş’tan “Tereyağı” açıklaması
-
Güncel6 yıl agoARAPÇA’DA “VAV” HARFİ
-
Bursa Bölge1 yıl agoKARACABEY AK PARTİ BURSA’DA YER BULAMADI




Warning: Undefined variable $user_ID in /home/u2093656/public_html/wp-content/themes/zox-news/comments.php on line 49
You must be logged in to post a comment Login